Bunu Sakın Hizmetkarıma Söylemeyin! Yoksa Geceleyin Beni Öldürür!

En ünlü Babil kralı Hammurabi'dir. Ünü Hammurabi Kanunları olarak bilinen metinden kaynaklanmaktadır. Bu metin Hammurabi'yi adil bir kral olarak göstermek, İmparatorluğun her yerinde standart bir hukuk sistemi kurmak ve gelecek nesillere adaletin ne olduğunu, adil bir yöneticinin nasıl olması gerektiğini anlatmak amacı taşıyan bir yasalar ve adli kararlar toplamıdır.

Sonraki nesillerde bu metni dikkate aldılar. Antik Mezopotamya'nın entelektüel ve bürokratik seçkinleri metni kutsadı ve Hammurabi'nin ölümünden ve İmparatorluğunun da harabe'ye dönmesinden çok sonraları bile metni kopyalayarak yaymaya devam ettiler. Öyle ki ondan sonra ortaya çıkan kanunlar hatta dini hükümler bile bu metinden esinlenmedir; örnek Tevrat'taki ceza hukukunun nerdeyse tamamı Hammurabi metinlerinden Coverlanmıştır. Hammurabi kanunları Antik Mezopotamya'nın toplumsal düzen anlayışını kavramak için iyi bir kaynaktır.

Metin başlangıçta Mezopotamya Panteonu'nun en büyük tanrıları Anu, Enlil ve Marduk'un Hammurabi'yi seçerek; "adaletin imparatorluk topraklarında hüküm sürmesini, kötülüğün ve habisliğin ortadan kalkmasını, güçlünün zayıfı ezmesini engellemek" istediğini anlatır. Bundan sonra yaklaşık 300 hüküm, "şu ve bu olaylar gerçekleşirse bunun yargılaması şu şekil olur" biçiminde listelenir. Örneğin bazı yasa maddeleri şöyledir:

196- Eğer bir üstün insan, başka bir üstün insanın gözünü kör ederse; onun da gözü kör edilmelidir (Tevratta ve kur'anda olan kısas hükmü).

197- Eğer başka bir üstün insanın kemiğini kırarsa, onun da kemiği kırılmalıdır (Kısas)

198- Eğer sıradan bir insanın gözünü kör eder veya kemiğini kırarsa 60 şekel ağırlığında gümüş ödemelidir.

199- Eğer bir üstün insan, kölesinin gözünü kör eder veya kemiğini kırarsa, kölenin ağırlığının gümüş cinsinden değerinin yarısını ödemelidir.

209- Eğer üstün bir insan, üstün bir kadına vurur ve onun düşük yapmasına sebep olursa; cenin için 10 şekel ağırlığında gümüş ödemelidir.

210- Eğer (üstün) kadın ölürse; (saldıran) adamın kızı öldürülmelidir (kısas).

211- Eğer bir üstün insan, sıradan bir kadına vurup, onun düşük yapmasına sebep olursa 5 şekel ağırlığında gümüş ödemelidir.

212- Eğer (sıradan) kadın ölürse, (saldıran) adam 30 şekel ağırlığında gümüş ödemelidir.

213- Eğer bir üstün insan, başka bir üstün insanın, köle kadınına vurur ve düşük yapmasına sebep olursa 2 şekel ağırlığında gümüş ödemelidir.

214- Eğer köle kadın ölürse 20 şekel ağırlığında gümüş ödemelidir. Bu ve benzeri hükümleri listeledikten sonra bunların Hammurabi'nin adil hükümleri olduğunu, adil kralın bu kuralları yerleştirerek toprakları hakikat ve yaşamın gerekleri doğrultusunda yönettiğini ilan eder:

"Ben soylu kral Hammurabi, Tanrı Enlil tarafından benim korumama bırakılmış; Tanrı Marduk tarafından, rehberliğiyle görevlendirildiğim insanlığa karşı umursamaz veya ihmalkar olmadım"

Hammurabi kanunları, Babil toplumunun düzeninin Tanrılar tarafından belirlenmiş, evrensel ve ebedi adalet ilkeleri temelinde olacağını öne sürer. Hiyerarşi ilkesi muazzam önemlidir. Kanunlara göre insanlar iki cinsiyete ve üç sınıfa ayrılırlar. Cins Erkek ve Kadındır. Sınıflarsa Üst İnsanlar, Sıradan İnsanlar ve Kölelerdir. Cinsiyetlerin ve sınıfların farklı değerleri vardır. Babillilerde Aile İçinde de katı bir hiyerarşi vardı. Buna göre çocuklar bağımsız bireyler değil, ailenin mülküydüler. Dolayısıyla Üstün Erkek başka bir Üstün Erkeğin kızını öldürdüğünde, katilin kendisi değil! onun mülkü durumundaki kızı öldürülüyordu. Katile ceza verilmeyip, suçsuz kızının öldürülmesi bize garip gelebilir ama Babilliler bunu gayet adil buluyorlardı. Hammurabi kanunları, Kral'ın tebaasının, hiyerarşideki yerlerini kabul etmeleri ve buna göre davranmaları durumunda, İmparatorluktaki 1 milyon bireyin, etkili bir şekilde işbirliği yapabileceği ilkesine dayanır. Bu işbirliği gerçekleşince, toplum için yeterli yiyecek üretilebilecek, gıda yeterli şekilde dağıtılabilecek ve düşmanlara karşı emin olunulacaktı, yani daha fazla refah ve güvenlik sağlanabilecekti.

Hammuarabi'nin ölümünden yaklaşık 3500 yıl sonra Kuzey Amerika'daki İngiliz Kolonilerinde yaşayanlar, İngiltere Kralı'nın kendilerine adil davranmadığını düşünüyorlardı. Halkın ileri gelenleri 4 Temmuz 1776'da Philedelphia'da bir araya gelerek "ingiliz tebaası" olmadıklarını ilan ettiler. Netekim Hammurabi kanunları gibi "Bağımsızlık Bildirgesi" de evrensel ve ebedi adalet ilkelerini ilahi bir güce dayandırıyordu. Buna karşılık Amerikan Tanrısı'nın ilettiği en önemli ilke, Babil Tanrıları'nınkinden farklıydı. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi:

... bu gerçeklerin tartışmasız olduğunu, tüm insanların eşit yaratıldığını, insanlara yaratıcı tarafından bahşedilmiş bazı haklar verildiğini ve bunlar arasında Yaşam, özgürlük ve mutluluğun peşinden gitmek, hakkı olduğunu... ilan eder.

Hammurabi kanunları gibi, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi de, "eğer insanlar bu kutsal ilkelere göre hareket ederse, Milyonlarcasının adil ve müreffeh bir toplumda etkin bir işbirliği yapabileceğini ve birlikte güven içinde yaşayabileceğini" iddia eder.

Hem Hammurabi kanunları hem de Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, evrensel ve ebedi adalet ilkelerini, özetlediğini öne sürer; ama Amerikalılara göre insanlar eşitken; Babillilere göre eşit değildir. Amerikalılar doğal olarak kendilerinin haklı, Babillilerin haksız olduklarını öne süreceklerdir. Babilliler de kendilerinin haklı Amerikalıların haksız olduğunu öne sürerdi... Gerçekte her iki taraf da haksızdır; Hem Babilliler hem de ABD'nin kurucuları, Eşitlik veya Hiyerarşi adında "evrensel ve değiştirilemez adalet ilkeleriyle yönetilen bir gerçeklik" hayal etmişlerdir. Ne hiyerarşinin nede eşitliğin nesnel bir geçerliliği yoktur. Bunlar sadece Homo-Sapiens'in derin hayal gücü ve uydurduğu masallarda var olabilir.

İnsanların "Üstün, Sıradan ve Köle" olarak ayrılmasının, bir hayal ürünü olduğunu, bugün kabul etmek bizim için çok kolaydır. Öte yandan insanların eşit olması da bir mit'tir. İnsanlar ne anlamda birbirlerine eşittirler! Hayal gücümüz dışında gerçekten birbirimize eşit olduğumuz nesnel bir gerçeklik var mıdır! Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'nin en meşhur bölümünü biyoloji açısından irdeleyelim: "... bu gerçeklerin tartışmasız olduğunu, tüm insanların eşit yaratıldığını, insanlara yaratıcı tarafından bahşedilmiş bazı haklar verildiğini ve bunlar arasında Yaşam, özgürlük ve mutluluğun peşinden gitmek, hakkı olduğunu..."

Biyoloji bilimine göre insanlar yaratılmamış evrimleşmiştir. Evrim kesinlikle eşitlikçi değildir. Amerikalılar "eşitlik" fikrini hristiyan öğretisinden almışlardır. Hristiyanlığa göre "her insanın ilahi şekilde yaratılmış bir ruhu vardır ve ruhlar Tanrı katında eşittir"... peki hristiyanlığa inanmıyorsak, tüm insanların eşit olması ne anlama gelmektedir. Evrim ise eşitlik değil; farklılık üzerine kuruludur; her insan bir diğerinden az da olsa farklı bir genetik kod taşır ve farklı çevresel etkilere maruz kalır. Bu durum, insanların hayatta kalmaya farklı şekilde etki eden farklı özellikler geliştirmelerini sağlar. Bildirgedeki "eşit yaratılmıştır" ifadesi aslında "farklı yönde evrilmiştir" olarak tercüme edilmelidir. İnsanlar yaratılmadığı gibi yine biyoloji bilimine göre ortada insanlara durmadan bir şeyler bahseden bir yaratıcı da yoktur. Benzer şekilde biyolojide "hak" diye de bir şey yoktur. Kuşlar uçmaya hakları olduğu için değil; kanatları olduğu için uçarlar. Üstelik kuşların uçma hakkı ellerinden alınamaz diye bir şey de yok. Zamanla kanatları körelip uçma yeteneğini kaybeden pek çok kuş türü var. Deve Kuşları gibi...

Biyolojide özgürlük de yoktur. Tıpkı eşitlik, haklar ve sınırlı sorumlu şirketler gibi, özgürlük de insanların icat ettiği ve ancak hayal güçlerinde yaşattığı bir kavramdır.

Peki ya mutluluk! şimdiye kadar biyolojik araştırmalar, mutluluğun açık bir tanımını yapmayı veya mutluluğu nesnel olarak ölçmeyi başaramamıştır. Ama zevk'in tanımını yapmışlar. Sonuçta Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni biyoloji diline çevirirsek ortaya şu çıkıyor: "... bu gerçeklerin tartışmasız olduğunu, tüm insanların farklı evrimleştiğini, insanların mutasyona uğrayabilen bazı özelliklerle doğduğunu ve bunlar arasında yaşama isteği ve zevk aramak olduğunu iddia eder"...

Eşitlik ve İnsan Hakları savunucuları bu mantık yürütme karşısında çok tepkili olarak şunu söylerler muhtemelen: " İnsanların biyolojik olarak eşit olmadığını biliyoruz! fakat eğer özünde hepimizin eşit olduğuna (yalan da olsa) inanırsak... istikrarlı ve müreffeh bir toplum yaratabiliriz"... buna bir itirazım yok. Zaten "hayali düzen" denilen de tamamen bu... Belirli bir düzene "nesnel bir doğru olduğu için değil"; buna inanmak "etkilili bir işbirliği yapmamızı ve daha iyi bir toplum kurmamızı" sağlayacağı için inanıyoruz. Bu arada Hammurabi de Hiyerarşi ilkesini aynı mantıkla savunabilirdi ve derdi ki: "Biliyorum ki; üstün insanlar, sıradan insanlar ve köleler; özünde farklı insanlar değillerdir. Ama eğer onların farklı olduğuna inanırsak... istikrarlı ve müreffeh bir toplum kurabiliriz"

Hammurabi kanunlarının bir mit olduğunu kabul etmek kolaydır. Ama İnsan Hakları denilen şeyin de bir mit olduğunu duymayı istemeyiz. Eğer toplumlar, insan hakları denilen kavramın da aslında sadece hayallerinde yaşadığını; nesnel gerçekliği olmadığını fark ederlerse, kanıksarlarsa toplumlarımızın çökme ihtimali ortaya çıkmaz mı?

Voltaire: "Tanrı yoktur! ama bunu sakın hizmetkarıma söylemeyin! yoksa geceleyin beni öldürür!" demiştir. Eminim ki; Hammurabi aynı sözü Hiyerarşi ilkesi hakkında, Thomas JEFFERSON da insan hakları için söylerdi...

Homo Sapiens'in doğal hakları yoktur; tıpkı örümcekler, sırtlanlar ve şempanzelerin olmadığı gibi... Ama bunu hizmetkarlarımıza, işçilerimize, memurlarımıza, çalışanlarımıza yani modern kölelerimize asla söylememeliyiz...

Yoksa geceleyin bizi öldürürler!

SAKIN HA! SÖYLEMEYİN...
SAKIN HA! SÖYLEMEYİN...
Bunu Sakın Hizmetkarıma Söylemeyin! Yoksa Geceleyin Beni Öldürür!
Cevapla