Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Çocuk dendiği zaman benim bunun üzerine yazabilecek tonlarca şeyim olabilir aslında. Yıllarca çocuğum olsun diye dua edip Allah bunu bana nasip etmediği için duyduğum üzüntüden kaynaklı bir şeyde olabilir tabi ki. Allah'a çok şükür 4 tane yeğenim var onların anne yarıları sayılırım ve bu yüzden de çocuklar ile ilgili yazılacak, dikkati çekilecek, bir iki kişinin dahi olsa düşünmesini sağlayacak o kadar çok konu var ki! Ve ne yazık ki biz toplum olarak elimizde var olanların değerini bilmiyoruz.
Çocuklarla ilgili yazılacak, dikkati çekilecek, bir iki kişinin dahi olsa düşünmesini sağlayacak o kadar çok konu var ki aslında. İşte bunlardan bir tanesi daha…

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Ama şöylede bir durum var insanlarımız gerçekten nankör. Onlara verilebilecek dünyanın en efsane şeyi çocuk veriyor ama bizler ne yapıyoruz bu çocukları hiç düşünmeden, bırakıp gidebiliyoruz.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Bazen bu dünya adaletli bir dünya mı diye düşünmeden, bazen de isyan bayraklarını açmadan duramıyorum. Sonrası pişmanlık duyuyorum Allah'ım ne olur beni af et diye.

Hepimizin bildiği belki de görmezden geldiği bir noktadan bahsetmek istiyorum. Çocuk Esirgeme Kurumlarındaki çocuklarımızdan.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Kurumlarda hayatlarına devam etmeye mecbur bırakılan bu çocuklar, yaşam mücadeleleri ve on sekiz yaş sonrasında dışarıya salıverilen ve ondan sonra ne olduğunun önemi olmayan tonlarca çocuktan bahsetmek istiyorum. Bunu yazarken bile içim acıyor.

Senede iki kere şirket olarak çocuk esirgeme kurumunu ziyaret ediyoruz. İhtiyaçlarını belirliyoruz ve kendi imkanlarımız ile bu çocuklar için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Kurumun kapısından içeri başınızı şöyle bir uzattığınızda aslında bizleri bekleyen dram, keder, gözyaşı ve sefalet gözler önüne seriliyor. Bu çocukların burada olma sebepleri farklı farklı olsa bile ana konu belli; çocuklar, çocuklarımız ve gençlerimizin akibeti. 18 yaşından sonra bu çocuklara ne olacağını düşünmeden yapamıyor insan. İçim acıyor, içim sızlıyor...

Dünyaya gözünü açar açmak merhaba anne dediği andan itibaren hayatın acımasız tokadını yiyen; annesi, babası ya da aile büyükleri tarafından istenmeyen ve terk edilen çocuklar.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Yeni doğan bebekler, anne sütüne, anne kokusuna ihtiyaç duyan bu minik bedenler, olanlardan habersiz terk edilmiş çocuklar. O kadar masum, o kadar sevgi ve sarılmaya hasret, çaresizliğin en acısını minicik yaşlarda öğrenmeye zorlanan çocuklar. Bir başlarına kocaman bir dünyada yapayalnız kalan küçük bedenler. Tüm bu kaosun içinde gözlerini iri iri açarak, neler olup bittiğini anlayamadan yaşam mücadelesi vermeye çalışan çocuklar. Bakıldığı zaman bu yolculuk onlar için o kadar zor ve anlaşılamaz bir şey ki. Bu yolculuk onlar için o kadar zor bir süreç ki. Ruhları kırgın, kalpleri ezik, yaşama küskün bir şekilde, hayata ne yazık ki bir sıfır yenik olarak başlıyorlar.

Çocuk esirgeme kurumlarında yaşayan çocuklar aslında muhteşem mutlu olan çocuklar değiller. Çok iyi bakılan ve eğitim alanları olduğu gibi dayak yiyen bir tonda çocuk var.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Belki bu çocuklar sokaklarda tek başlarına aç ve perişan olmadıklarından dolayı birazcık daha şanslılar. Ama bulundukları kurumlarda bizlerin bilmediği öyle acı gerçeklerde var ki. Buna benim ne yazmaya gücüm, ne de sizlerin okumaya yüreği dayanır. Her gün gazetelerde, televizyon yayınlarında yer alan ve ne yazık ki hepimizin adeta kanını donduran bu haberlerin yanında birde bilinmeyen yönlerinin olduğu aşikar. İçim acıyor, kanım donuyor...

Bu yetim çocuklar anne ve baba sevgisini, aile sıcaklığını vermeye çalışan, kendisini gerçekten işine adamış duyarlı yöneticilerin elinde işletilen yerlerde de var elbette ama sayıları o kadar az ki...

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Çoğu yetimhane bakımsız ve çocuklara karşı ilgisiz. Şefkatten yoksun insanlar tarafından yönetilen bu kurumlar maalesef çocuklara hayatı zehir ediyorlar. Bu çocukların aslında tek beklentisi sevgi, sarılma.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Devlet tarafından bu kurumlara yeterli ödemeler yapılmadığından dolayı, maddi yardımlar alınamadığı, yeterli elemanları olmadığı, dolgun ücretler verilemediği için bakımsızlık had safhada. Çocuklar belki şöyle ya da böyle karınlarını bir şekilde doyuruyorlar ama itilip kakılma, aşağılanma, azar, tokat, dayak, dışlanma, taciz her şey var buralarda.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Sevginin tek bir ışığı tüm kötülüklerin üstünü örter oysa ki. O da yok maalesef.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Bu çocuklar büyürken başlarındaki yetişkinler ya da kendileri ile aynı yuvayı paylaşan onlardan yaşça daha büyük olan diğer çocuklar tarafında da taciz edilebiliyorlar ne yazık ki. Bu çocukların çoğu korktuklarından dolayı seslerini çıkaramıyorlar. Ve ne yazık ki bu olaya yıllar boyu sessiz sedasız sadece ağlayarak katlanmak zorunda kalıyorlar. Bu taciz için bu çocukların illa ki kız ya da erkek olması gerekmiyor. Aynı tehlike ne yazık ki her iki taraf içinde geçerli. Bazen söylemeye cesaret edenler oluyor ve ne olup bittiğini onlardan öğreniyorsunuz. İnsan olanın, vicdanı olanın içi sızlar. Yapılanlara bakıyorsunuz ne aklınız, ne de mantığınız böyle bir şeyi kesinlikle almıyor. Belki şikayetler sonucu suçlular yakalanıyor ve cezaları veriliyor. Peki! Ya bu çocukların ruhlarını ne yapacağız.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Ve 18 yıl iyi ya da kötü bir şekilde geçip gidiyor bu çocuklar için. Peki ya 18 yaşından sonra ne oluyor bu çocuklara. İşte hayat başka bir yüzünü daha gösteriyor bu çocuklara. Hiçbir birikimleri olmadan, beş parasız, pulsuz, eşyasız, işsiz, güçsüz kapının önüne konuyorlar. Nereye ve kime gideceklerini, ne yapacaklarını bilmiyor bu çocuklar. 18 yaşında daha dünyanın ne kadar kötü olduğunu bilmeyen bu çocukları aç kurtlar sofrasının tam ortasına elimiz ile atıyoruz. Bu elimizle ittiğimiz pırıl pırıl gençler bu bahsettiğim çocuklar, aslında bizim yarınlarımız. Yarınlarımızı kendi ellerimiz ile yok ediyoruz. 18'li yaşlar tam da çocukluk ile gençlik arası olan bir yaş. Onların en deli dolu olduğu ve en çok korunmaya ihtiyaç olduğu dönemler de bir başlarına, dışarda, çaresiz ve kimsesiz....

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

18 yaşından sonra bu geçlerimiz nereye giderler. Hangi kapı dostça açılabilir ki? Hangi el sevgi ile uzanır, ya da kim menfaat gözetmeden sarıp sarmalar bu çocuklarımızı. Anasızlığın, babasızlığın, ilgisizliğin, sevgisizliğin kurbanı olan bu gencecik bedenler...

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Ne yazık ki yasalardan dolayı uyulması gereken sert ve acımasız kurallar. Belki onlarda kendileri açısından haklıdırlar, o küçücük bedenlere ancak bakıyorlar, karınlarını ancak doyurabiliyor. Bırakılan çocukların çokluğundan yatakhaneler tıklım tıkış dolu iken bir de reşit olmuş kişiler uğraşmak daha da zor olacak. Giden olsun ki yerine yenileri gelsin. Bu yazdıklarımın hepsi doğru aslında ama. İşte oradaki AMA'yı tamamlayabilmek çok önemli.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

BİR çocuk dünyaya getirmenin ve onu adam gibi büyütmenin çok zor bir iş olduğunu savunuyorum ve her fırsatta da dile getirmeye çalışıyorum. Bir çocuğu dünyaya getirmeye karar verdi iseniz onun geleceğini, hayatını elinden almaya kimsenin hakkı yok. İki üç çocuk yap ortaya bırak git bu o kadar kolay ki... Bu çocukların karınlarını doyuramadıktan sonra, onlara gerekli sevgiyi ve ilgiyi veremedikten sonra, adam gibi okutup vatana millete hayırlı bir evlat yetiştiremedikten sonra o çocuğu doğurmuşsun yene yarar. Çocuk demek özveri demek, çocuk demek fedakarlık demek, çocuk demek bolca sabır demek. Sıkılmakmış, boş vermekmiş bunları geçeceksiniz. Başkalarının ipi ile kuyuya inmeyeceksiniz. Çocuğu başkalarına güvenerek değil kendi bakabileceğinizden emin iseniz dünyaya getireceksiniz.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Dünyada ne yazık ki daha kendine bakmayı bilmeyen, kendi karnını doyurmaktan aciz bir çok anne ve baba bir dakikalık zevk uğruna çocuk dünyaya getiriyorlar.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Sonra da neymiş efendim bakamadığı için bu çocukları kurumlara bırakmak zorunda kalıyorlarmış. Belki kimin içi sızlayarak, belki sızlamayarak bunu bilemem. Ama bir çocuk dünyaya getirmek sorumluluk ister. Anne ve baba isen dünyaya getirmeye karar verdiğin çocuğa bakamayacak isen çocuk yapmayacaksın arkadaş...

Çaresizlik tabi ki bazen insanlara olmadık şeyler yaptırabiliyor ne yazık ki. Ama bende söz konusu çocuk olunca her şey değişebiliyor. Çocuklar için, çocuklarımız için gerçekten ileriyi düşünerek hareket etmek gerekiyor.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Çünkü onlar bizim geleceğimiz. Her ebeveyn bakabileceği kadar çocuk yaparak onun arkasında dimdik sağlam bir şekilde durmalı, büyütüp yetiştirmede bire bir katkıda bulunarak vatana ve millete kazandırmak anne ve babaların tek amacı olmalıdır.

Herkes bakamayacağın üzerinde çocuk yapmaya kalkarsa çocuk esirgeme kurumları da böyle ağzına kadar dolar taşar. Gözü yaşlı anneler belki bir yanda, minicik masum çocukları öteki yanda yaşanan bir ton aile dramlarının da ardı arkası kesilmez.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Sevgisizliğin kurbanı olarak büyümeye çabalayan bu çocukların gençliğe adım attıkları o en tehlikeli çağlarda kendilerini sokaklarda bulu verirler. Bunu hiçbir çocuğa yaşatma hakkımız ve lüksümüz yok, olamaz...

Bu çocuklara yapılanlar o kadar üzücü ve günah ki. Çocuklar bizim geleceğimiz ve bizlerin en değerli varlıkları. Onları harcamak yerine topluma kazandırmak en başlıca amacımız olmalı.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Biraz daha duyarlı, biraz daha insancıl olma zamanız geldi ve geçiyor bile. Bizim sevgimize ihtiyacı olan bu çocuklarımızın haykırışlarını herkesin duyması ümidiyle...

BENCE'me Atatürk'ün çocuklara olan sevgi ile ilgili bir anısı anlatarak bitirmek istiyorum.

Atatürk bir okula gitmişti. Her zaman olduğu gibi bütün çocuklar etrafını sardı. Hepsi sevinç içinde onu alkışlıyordu. Yalnız küçük bir çocuk; bir kenara çekilmiş, ilgisiz gibi duruyordu bu durum Atatürk'ün gözünden kaçmadı.

Onu yanına çağırdı :
- ''Çocuğum, neden durgunsun? Bir derdin mi var? Hasta mısın?'' dedi.
Çocuk :
- ''Bir şeyim yok efendim'' dedi. Arkasını döndü, gözlerinden akan yaşları gizlice sildi.
Atatürk :
- ''Niçin ağlıyorsun yavrum? Sen ağlayınca ben çok üzülüyorum'' dedi.
Küçük çocuk, o vakit yaşlı gözlerini Atatürk'e çevirdi :
- ''Atam, seni böyle yakından görmek isterdik. Geldin, gördük, sevindik. Ama artık sıramızı savdık. Bir daha seni ne zaman göreceğiz? Ona ağlıyorum.''
Atatürk oradaki çocuklara baktı :
- ''Beni ne zaman görmek isterseniz, aynaya bakın. Siz Türk çocukları benim birer parçamsınız. Bende sizin'' dedi.

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!

Dostça ve sağlıcakla kalın...

Yarınlarıma ve Hayatıma Dokunma!
Cevapla