Demek istediğim aslında biraz The Vanishing filmi üzerine.
Yıllardır bunu düşünürüm. İyilik yapmak nedir? Kötülük nedir? İkisi de anlam yüklenen birer "olay" midir? Eylemlerin önemi nedir?
Demek istediğim aslında biraz The Vanishing filmi üzerine.
Yıllardır bunu düşünürüm. İyilik yapmak nedir? Kötülük nedir? İkisi de anlam yüklenen birer "olay" midir? Eylemlerin önemi nedir?
Biraz da insanların koyduğu kanunlar ve belirlediği ahlak anlayışı diyebiliriz. Doğaya baktığımızda aç kalırsan ölürsün ama insanlar aç kalana yardım etme mükellefiyeti hissediyor. Aslında belki o organizmanın hayat boyu bu işi beceremeyip sürekli muhtaç ve düşkün olması onurlu bi ölümden iyi midir mesela
Bu da farklı bir yaklaşım.
Şayet bir simülasyon içinde değilsek ve o kişilere yapılan yardımlar puan kazandırmıyor ise, bir süre sonra sadece kendi kaynaklarımızı israf etmek manasına da gelebilir. Gecikmiş bir gelişim diyebiliriz buna. Hem toplumsal, hem bireysel manada.
İçimizde bir yer de hissettiğimiz doğru yapıyorum ve doğru insanım duygusu... Bu garip..
Oysa ben uzun zamandır kendi istediklerimi yaşamak ve bundan keyif almak durumundayım. Elbette kimseye fiziken bir zarar değil bu nokta, fakat eskisi gibi de gereksiz duyarlı değilim
Fiziki kaynaklarını harcıyorsun belki evet ama iyilikten gelen iyi hissetme duygusuyla da kendine pozitif yatırım yapıyorsun bir yandan. İşte mutlak iyi ve mutlak kötü demek çok zor nereden baktığınla ilgili.
Dün mesela tanıdığın oğlu gelmiş 2-3 yaşında Allah bağışlasın evlerden ırak. Yalandan sevemiyorum rol yapamıyorum bozuluyor mu insanlar bilmiyorum ama olmuyor 😅
Düşmana göster geri çek tipi çocuk çok fazla.
İyilik vicdan ile yapılan birine zarar vermeyen fayda sağlayan davranışlardır. Kötülükse zarar veren kendi çıkarı için başkalarını görmezden gelen davranışlardır. Ama işin derininde ikisi de sadece eylem değildir. Kişiinn niyetini ve sonuçları da içine alır. Bu yüzden aynı davranış bile bir yerde iyi başka bir yerde kötü sayılabilir. Yani iyilik ve kötülük sadece ne yapıldı sorusu değil kime yapıldı neden yapıldı ve neye yol açtı sorusunun toplamı gibi.
Kendi içinde tutarlı ancak sormak istediğim şu aslinda;
Neden başkası? Neden kendi çıkarını ikinci plana atacak kadar başkası?
Neticede vicdan dediğiniz şey size iyi hissettiriyor ise bu da faydadır. Kişi iyiliği kendi icin yapmış olur.
Eğer ortada karşıya zarar verecek ama bireyi tatmin edecek bir hamle varsa, Neden kendisi yerine karşıdakini seçmek zorunda? Bunun ölçütü ne?
Din?
Yaratılış?
Kanunlar?
Arkadaşın dediği gibi sürüden atılma kaygısı?
Çünkü dolaylı yoldan yine kendi çıkarını düşünmüş oluyorsun aslında evet sürüden atılma kaygısı oluyo bir nevi. İnsan davranışlarını hem iç denetim hem de dış denetim yönetiyor. Yaptığı kötülüğü kimsenin bilmeyeceğini düşünen bazı insanlar daha kolay yapabilir. Ama bazıları kimse bilmese bile yapmaz onlar da kötülüğün kendi içlerinde bıraktıkları etkiyi önemseyen insanlar.
" kötülüğün kendi içinde bıraktıkları etki"
Nokta..
Tam olarak bu :) şahane bir bakış açısı
Biz Berk ve Şenay 💫
İyilik ve kötülük aslında doğada hazır duran şeyler değil; insanın eylemlerine, niyetine ve sonuçlara verdiği anlamlar gibi duruyor 😶🌫️ Ama şu da var: tamamen “sebepsiz” kötülük yok; merak, güç hissi, boşluk, tatminsizlik, hatta “ben neler yapabilirim”i test etmek bile bir sebep. The Vanishing’deki karakter gibi, bazen kötülük, insanın kendine yaptığı karanlık bir deney oluyor 🎬🕳️
Cevap
0Cevap
İnsanın doğayı anlama biçimi sebep sonuç ilişkisiyle ilintili. Mutlaka bir çıkarı yani sebebi var ki iyi kötü bi eylemde bulunuyor.
İlk cümleniz çok güzeldi. Hayran kaldım
Sormak istediğim esasen iyi ya da kötü dediğimiz şeyi belirleyen ne?
Karşıdaki kişinin menfaati mi? Mesela bu ise , kendi menfaatimize aykırı ise diyelim?
Kendimizi ikinci plana atmak mıdır ahlak?
Bence iyi ve kötü toplumsal olarak bi arada yaşamamız için gerekli olan kuralların manevi sınırları gibi. Doğal koşullarda bu kadar insanın birbirini olumsuz etkilememesi imkansız ancak ürettiğimiz ahlak anlayışıyla mümküne yakınlaştı. Kendimizi ikinci plana atmak fedakarlık gibi gözükse de kendi çıkarımızda hizmet eder çünkü ikinci plana kendi isteğinle geçmiş olmanın ego tatmini var içeride. Eğer ahlakın en doğal halini ararsak bir kimseyi olumsuz etkilememek ve kendi benlik bilincin dışında var olan tehdit harici unsurlarla ilgilenmemek diyebilirim
Çok güzel, şahane
Peki son bir soru. Son birkaç cümle üzerine
Ya bizim haz yahut meraklarımız, başkasının alanını ihlal etmekten başka bir yol bırakmıyorsa?
Bir kere gelinen bu deneyimde kendimizi mahrum etmemiz mi gerekir? Oysa bu kendi tecrübemiz için geldiğimiz bir hayat
(Bahsettiğiniz mahrum ederek egosal tatmin kısmına katılıyorum)
Bilinç bu kadar gelişmiş olmasaydı zaten sorgulamadan başkasının alanını hayvanlar gibi ihmal ederdik. Sorguya başladığımız noktada bu ezberletilmiş iyilik tanımından çıkıyor. Burada insanı rahatsız eden temel duygulardan birisi başkasının alanını koruyamadığı bir ihtimalin var olmasındaki adaletsizlik. Doğal bir isyan ve anlamlandırması zor. Bu noktada ego tek bir alanda kontrol kurmaya muhtaç halde. Bu bana kalırsa bir travmanın kalıntısı çünkü sağlıklı barınan hiçbir ego toplumsal normların dışına çıkma dürtüsünden üstün gelmez. Kabul edilebilir olmak ister ve iyiyi ona göre tercih eder. Eğer kişi toplumun yüzde doksanının kabul ettiği bir ahlaktan dışlanmayı göze alıyorsa bi sıkıntı var diye düşünüyorum.
Sürüye dahil olmak diyorsunuz.
Münferit olmak için yetersiz hissedecek kadar topluma bağımlı.
Hayvanlarda da var bu.
Mantıklı
Teşekkür ederim.
Bazı insanların kalbi kötüdür severek kötülük yaparlar
Bazı insanlar şeytandan üç gün önce doğmuş
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?