Feminizm bugün pek çok kişi tarafından toplumsal cinsiyet eşitliği hareketi olarak görülüyor. Ancak hareketin amaçlarının ne kadar gerçekçi olduğu ve hedeflerine ulaşıldığında adaletin gerçekten sağlanıp sağlanamayacağı çoğu zaman sorgulanmıyor. Kadınların işgücüne katılımını artırmak, ücret eşitliği sağlamak veya yönetimde eşit temsil talep etmek gibi hedefler, teoride ölçülebilir görünse de uygulamada karşılaşılan doğal ve toplumsal engeller çoğu zaman göz ardı ediliyor.
Mesela, bazı kadınlara toplum ve devlet tarafından “çalışmama hakkı” tanınıyor. Erkekler için böyle bir seçenek yok; çalışmak zorundalar. Dolayısıyla kadınların işgücüne katılımındaki eksiklikler, erkeklerin zorunlu emeğiyle telafi edilemez. Pozitif ayrımcılık uygulamaları ise bu farkı kapatma amacıyla erkekleri geri plana atıyor. Sonuçta bazı erkekler, kadınların doğal olarak kullanabildiği hakların bedelini ödemeye mahkum ediliyor. Bu durum, feminist politikaların mantıksal sınırını gözler önüne seriyor.
Bir diğer sorun işlerin doğal olarak cinsiyete göre farklılaşması. Ağır işlerde kadınların sayısı zaten çok az; maskülen işler kadınların büyük çoğunluğu tarafından yapılamıyor veya tercih edilmiyor. Ofis, eğitim ve sağlık gibi üniseks işler ise hem kadın hem erkek için uygun. Eğer bu alanlarda kadınların daha fazla temsil edilmesi için erkekler geri plana itilirse, adalet bozuluyor. Eşit işe eşit muamele temel ilkesine aykırı davranılmış oluyor.
Üst düzey yöneticilikte de durum benzer. Erkeklerde yüksek zeka oranı kadınlara göre istatistiksel olarak biraz daha yüksek. Üst düzey pozisyonlar ise ortalamanın çok üzerinde yetenek ve performans gerektiriyor. Bu yüzden kadınların sayıca az olması doğal bir sonuç. Buna rağmen eşit temsil talebi, erkekleri dezavantajlı konuma sokuyor. Dünya satranç sıralamalarında kadınların ilk 100’de olmaması, baskı veya ayrımcılığa bağlanamıyorsa, yönetimde eşit temsil dayatmak mantıklı ve dürüst bir yaklaşım olmaktan çıkıyor.
Sosyal psikoloji perspektifi de durumu açıklıyor. Kadınlar, hemcinsleriyle daha dar bir grup üzerinden dayanışma eğilimindeyken, erkekler sorumluluklarını cinsiyetten bağımsız olarak tüm topluma yayma eğilimindeler. Bu, pozitif ayrımcılığın ve kadın önceliklerinin erkekler üzerinde bedel yaratmasının sosyal bir nedenini de gösteriyor.
Sonuç olarak, feminizmin bazı talepleri, amaçlarının gerçekçilikten ve samimiyetten uzak olduğunu gösteriyor. Doğal yetenek farkları, iş tercihleri ve sorumluluk algıları hesaba katılmadığında, politikalar adaleti sağlamak yerine erkekler üzerinde sürekli bir bedel yaratıyor. Eşitlik talebi, fırsat eşitliği ile sınırlı tutulmadıkça mantıksal ve pratik açıdan sorgulanabilir hale geliyor.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
1Cevap
Feminizmin hedefleri toplumsal cinsiyet eşitliği adına önemli ve değerli olsa da bazı taleplerin uygulama aşamasında gerçekçilikten uzaklaşması doğrudan biyolojik toplumsal ve psikolojik farkları göz ardı edebilme riskini taşır. Örneğin kadınların işgücüne katılımını artırmak ya da yönetimde eşit temsili sağlamak idealist bir amaç olsa da bazı toplumlarda kadınların çalışma seçeneği bulunmazken erkekler zorunlu çalışmaya yönlendirilir bu da eşitliğin tam anlamıyla sağlanamayacağı anlamına gelir. Ayrıca, cinsiyete dayalı iş tercihleri ve biyolojik farklılıklar örneğin, erkeklerin ağır işlerde daha fazla temsil edilmesi göz önüne alındığında bazı pozitif ayrımcılık uygulamaları aslında erkekleri dezavantajlı duruma sokarak yeni bir eşitsizlik yaratabilir. Sonuç olarak feminizmin bazı talepleri eşitlik amacını göz ardı etmeden fırsat eşitliğini ön plana çıkaran bir yaklaşımda şekillenmelidir..
Eşitsizlik yaratabilir değil adaletsizlik yaratmanası geröekten imkansız... feminizm olaylara insanların cinsiyeti üzeründen yaklaşan bir ideoloji ve cinsşyetçilik suçlamasını hak ediyor..
Şimdi mesela ben hiçbir engelle karşılaşmadan okudum. Şimdi pozitif ayrımcılıkla sınıf arkadaşım olan erkekten yani bana göre hiçbir avantaj sunulmamış olan erkekten üstün tutulup öncelik kazanıyorsam bunun nesi adalet yaratabilir?
Belki köylerde kasabalarda cahil kesimlerde okutulmayan kızlar vardır ezilşyordur tamam ama bana Şimdi İstanbul'da zaten eşit olduğum erkeğe göre tanınan avantajın o köy veya kasabada yahut bağnaz çevrede okutulmayan kıza faydası ne?