Uçurumun Eşiğinde 4 - Kendine Yabancı Oldun mu Hiç?

Uçurumun Eşiğinde 4 - Kendine Yabancı Oldun mu Hiç?


Baştan Okumak İsteyenler İçin;


Part 1: https://www.kizlarsoruyor.com/diger/a3221-ucurumun-esiginde


Part 2: https://www.kizlarsoruyor.com/kisilik-karakter/a12335-ucurumun-esiginde-2-gizemler-gizemler


Part 3: https://www.kizlarsoruyor.com/kisilik-karakter/a12710-ucurumun-esiginde-3-acabalar-pesinde-bir-gun



İlk sayfadan itibaren ilgi ve alaka ile okumaya başladım, zaten nasıl okumayayım. Daha ilk sayfada yazan, “To Strive, To Seek, To Find, and Not to Yield… (Kabaca “Çabalamak, Araştırmak, Bulmak ve Boyun eğmemek için…)” yazısı benim için çok anlamlıyken nasıl devam etmezdim. Her sayfada günün bir zaman dilimi vardı. Sabah saatlerinden akşama kadar olan tüm zaman dilimleri… Zaman dilimlerinde ise yaşadıklarım yazıyordu. Bu noktadan sonra her saat içerisinde yazılanları size aktaracağım (Tamamını o garip dilde İngilizce olarak yazmışım, Türkçe’te çevirdim hepsini…) defterdeki gibi;


06:00 – 07:00


Sabah’ın erken saatleri güneş daha yeni yeni doğuyor. Pencere açık ve dışarıyı seyrediyorum, soğuk bir Ankara ayazı yine. Üşümemek elde değil, yine de bu soğuğun içerisinde bir huzur var. Kişiliklerimin arasında yol alırken, o ana kendini beğenmiş kişilik yine kontrolü ele almadan yapabileceğim kadar çok şeyi yapmalıyım. Her şeyden önce ise kahvaltı yapmalıyım. Her zaman ki gibi, en sevdiğim sebzeli yumurtadan yapıp çalışmalarıma devam edeceğim.


07:00 – 08:00


Kahvaltımı tamamladım, şimdi oturup en son çalışmamı bitireceğim. O kendini bilim insanı zannedip, benim bilgi birikimim ve beynimin büyük kısmını kullanıp başarıdan başarıya koşarken ben arka planda mı kalacağım? Hayır, en azından onun yollarını ben çizeceğim ve o yollarda yürürken ona fark ettirmeden ben “Zak” onun danışmanı, eğitmeni ve yoldaşı olacağım. Her ne kadar benim kadar zeki olmadığını bilsem de, birbirimize çok benzediğimizi biliyorum, yani eninde sonunda bu defterdeki her şeyi çözebileceksin. Uzatmaya gerek yok, çalışmaları ve notları toparlamalıyım.


08:00 – 09:00


İlk çalışma saati ardımda kaldı. Yeteneklerim ve hızım sayesinde, çalışmamın ilk kısmını tamamladım. Şu anda her şey yolunda görünüyor, çalışmaların devamında dünyada ilk defa yapılacak olan bu deneyler hakkındaki ayrıntılı bilgiyi buraya sığdıramayacağım için bilgisayarımıza kaydedeceğim ve orada ulaşabilmen için tüm yönergeleri yazacağım. Çalışmaya devam…


09:00 – 10:00


Çalışmaya dalıp, pencereyi de açık unutunca bu soğukta insanın sırtı tutuluyormuş. Neyse birkaç dakika sıcak suyun altında durdum ve tamamen rahatladım. Sonrasında ise çalışmaya devam etmeden, filtre kahve makinesinin düğmesine bastım. Masaya oturup, çalışma notlarıma göz gezdiriyorum şu an. Fark ettim ki, ben bu notları eğer ortalıkta bıraksam veya şifrelemeden, diğer aptala verirsem o kalkıp bunu kullanamayacak veya kötü birisinin eline geçerse dünyaya zarar gelebilir. Bütün bu sebeplerden dolayı yazacaklarımın hepsini şifreli yazmalıyım. Yani bu defteri de yeniden yazmalıyım. Kullanacağım dil ise 4 veya 5 yaşımızda beraber geliştirdiğimiz o dil olmalı, evet unutkan birisi yine de eminim ki bunu hatırlayacaktır. Ya da bu dili oturup kendisi çözebilir.


10:00 – 11:00


Kahvemi içtim ve temize geçtim yazdıklarımın hepsini. Bunun dışında kayda değer bir düşüncem yok. Artık diğer saate bir şeyler yazarım.


11:00 – 12:00


Şu an birçok kilit nokta tamamlandı… Artık ince ayrıntılar üzerinde çalışmalıyım. Bütün bunları tamamladığımda artık bir yemek hazırlayıp, kendine dikkat etmeden tüm gün çalışan bu bedeni bir sürede olsa düzgün yaşatabilirim.


14:00 – 15:00


Geçen saatler içerisinde projenin tüm ince ayrıntılarını ve anlaşılması zor olan noktaları anlayabilmesi için gerekli notları aldım. Çok fazla acıktım bundan dolayı hemen kalkıp yemek yemeliyim. Yemeğimi hazırladıktan sonra gelip, birkaç farklı bakış açısı daha eklemeliyim…


16:00 – 17:00


Hakkı ile yediğim yemeğime ayırdığım zamandan sonra kendimi daha iyi hissediyorum. Bu arada ben kontrolü elime geçireli yaklaşık 9 saat oldu ve hiçbir şekilde bir baskı hissetmedim. Acaba bunun altından ne çıkacak? Bu arada aklıma daha yeni geldi, bu dün gece Ankara’ya geçmek için acaba nedeni neydi. Sabahtan beri titreyen şu telefonuna bakayım, belki bir ipucu bulabilirim… Bu çocuk gerçekten salak, duyguları hakkında konuşamasa da, duygusal hissettiği kişilere karşı farklı davranabiliyor. Neden acaba böyle… Kalkmış ve içten içe aşık olduğu, dıştan ise tamamen dost göründüğü kızın doğum günü için bu kadar yol gelmiş. Bilim insanı olabilmek için duygularından arınması gerektiğini anlamamış daha… Neyse, madem bu kadar yol gelmiş ve bu kadar değer veriyor. Destek çıkıp, gerçek “Zak” kimmiş gösterelim bu kıza. Haydi duş alayım, dişlerimi fırçalayıp, üstüme başıma çeki düzen vereyim, sonra çıkar giderim.


18:00 – 19:00


Şu an yolda yürüyorum, Bestekar’daki mekanlardan birisinde oturacağız öncelikle, sonra yemek yeriz ve oradan tekrar farklı birkaç mekana geçeriz. Bu noktadan sonra yazacaklarım geçmişte yazdıklarım olacak. Onun yanında önceden plan yapamam, kişiliği öyle bir kız değil. Bundan dolayı da, geçmişte yaşananları yazacağım.


19:00 – 20:00


Merve ile beraber geçirdiğimiz ilk saat şu anda karşılıklı bir şeyler yazalım dediğim için ikimiz de yazabiliyoruz. Bu son saat içerisinde “Zak”in ne gördüğünü anlayabildim bu kızda. Gerçekten aralarını yapmam lazım, hem de kalıcı bir biçimde…


20:00 – 21:00


Yemeğimiz de yedik ve ikinci mekanımıza geçtik. Burada içmeye devam ediyoruz. 15. biramı içtim, biraz yavaşlamam lazım artık. Bu hızda gidemem. Önemli tek bir şey oldu bu saat içerisinde, o da benim geçmişte takıştığım biri ile denk gelmemizdi. Başımıza bela olabilecek kadar güçlü birisi değil yine de Merve’yi koruma amacıyla buradaki kontrolleri birkaç katına çıkarması için notlarımı alayım.


21:00 – 22:00


Şu aralar çok fazla içmiş haldeyiz, motoru kullanabileceğimi zannetmiyorum. En iyisi daha da azaltmak içtiklerimizi yoksa sonra zararlı olabilir. Neyse bunlar saçma notlar, Merve içtikçe beni daha iyi anlıyor. Normalde de anlıyor lakin içtikçe ikimizin de konuştuklarındaki yalanlar azalıyor. Onu üzmemek için geçmişinden bahsetmiyorum bile, bugün doğum günü onu üzemem.


23:00 – 00:00


Geçen saatlerde mekânımızı tekrar değiştirdik, doğum günü hediyesini daha veremedim… Şu anki yerimiz çok iyi, eskiden beri tanındığımız bir yer olduğu ve yanımda “bayan” bir arkadaş getirdiğim için bir kuruş para almadan sürekli içeceklerimiz geliyor. Neyse bu arada arkadaşları geldi Merve’nin hep beraber eğleniyoruz.


00:00 – 01:00


Merve’nin arkadaşları yemek almak için ayrıldığında hediyesini verdim. El yapımı, gümüş yan flüt olan hediyemi çantadan çıkardığımda, ne olduğunu anlayamadı. Hediye paketini açtı ve görünce bunu boynuma sarıldı, bende ona sarıldım. Bilseydim daha da uzun süre sarılırdım ona, belki o zaman hissederdi kalbimin nasıl attığını. Bir adım geri çekildi ve gözlerinde mutluluk gözyaşlarını gördüm. Sonrasında yanaklarından birer defa öptüm, tam karşısına geçtim ve durdum. O ise bana yakınlaştı ve “sadece bu kadar mı” diye sordu. Ne dediğini anlamadım ilk başta, o bunu duyunca daha da yaklaştı bana ve dudaklarını dudaklarıma doğru iyice yakınlaştırdı. İşte o an anladım istediğini ve isteğini ona verdim, dudaklarının o ince ve tatlı dokusunu, sıcacık ve heyecandan titreyen tüm bedenindeki sinirleri ve sinir uçlarını hissediyordum… Bu muhteşem duygu ve ruhumu saran ateş bir ömür sürmüş gibi hissettim, oysa birkaç saniye öpüştüğümüz aşikârdı. Geri çekildiğimizde ikimiz de kızarmış ve birbirinin gözlerinin içlerine bakamıyorduk. Yere bakıyorduk ikimizde, değil göz göze, yüz yüze gelemiyorduk. Tam o sırada Merve’nin arkadaşları geldi, aramızda esen soğuk rüzgârları göstermesek de, inceden inceye hissediliyordu her şey… Bu sırada ortamda bulunanlardan birisi, yanımızdaki kızlara, sarhoşluğun verdiği etki ile laf attı. Ben gergin olduğum için lafın altında kalmadım ve karşı taraf ile ağız dalaşına girdik, ortam kendi ortamımız elbette kendi çöplüğümde ötmeye başladım. Kavgadan dolayı diğer kişileri çıkardılar, biz ise bir süre sonra ortam gerildi diye kalktık. Dışarıda bir süre nefeslendik ve biraz muhabbet ettik. Merve ile bir an göz göze geldik, onun gözlerinden okudum neler hissettiğini. Kolundan tuttum ve diğer arkadaşlara dedim ki; “siz önden gidin, biz bir şeyler konuşup geleceğiz…”. Sonra Merve’ye döndüm ve dedim ki: “Merve eğer kötü hissediyorsan ben gideyim, doğum günün mahvetmek istemiyorum.”. Bir an durdu, sessizce aramızdan bir rüzgar esti ve o an gördüm gözlerinde, bir daha asla ama asla eskisi gibi olmayacaktı hiçbir şey… Tam konuşacaktı ki, parmağımı dudağına götürdüm ve susturdum onu. Daha sonra konuşuruz belki ya da konuşamayız, aramızda bir şeyler koptu, bunun farkındayım diyemedim, “Konuşmayalım şimdilik, ben gidiyorum…” dedim ve ayrıldım oradan. Motorumu yakın bir yere park etmiştim ve koşarak kaçtım, kendimden ve o zaman diliminden. Atladım ve bambaşka bir mekana geçtim, onların geçeceği mekandan bir ışık yılı uzaktaydım o an ruhumla beraber.


01:00 – 02:00


Şu an bildiğim en eski mekandayım, daha doğrusu ikimizin de bildiği en güzel mekandayım. Tarot kartlarım yanımda, oturduğum yerde tarot falımı açıyorum, lanet olsun özel kartlarımızı kaldırmış bir yere şimdi fal eksik olacak olsa da devam edeceğim. Geçmiş, şu an ve gelecek, bütün bunları birbirine bağlayacak olan kişi ya da olay… Kaç defa açarsam açayım, kaç defa denersem deneyeyim hepsinde geçmişimdeki sıkıntılar bugünü etkiliyordu, bugün ise geleceği kurmadığım için gelecekte de sıkıntı vardı, tüm bunları birbirine bağlayan tek kişi ise “Tılsım Prensi”ydi. Benim kartım kendi kartım… Tüm olaylar bende bitiyordu öncelikle kendi kendimi toparlamam ve her şeyi düzeltmem gerekiyordu. Ben tarot falımı açarken, masama gelen ve kartlara dokunmak isteyen bir adam ile tartıştım. Yüzünü bile hatırlamıyorum, mekanın sahibi, beni senelerdir tanıyan Hüseyin abi, adamı fazla olay çıkartmadan attı adamı, adam atılınca arkadaşları da mekanı terk etti. Hatta Hüseyin abiye laf söylediler, ben delirdim ve garsonlar beni tutarken, Hüseyin abi paralarını suratlarına çarparak gönderdi hepsini mekandan… Hüseyin abi bana bir kahve yaptırdı, oturdu ve tek sorduğu soru şu oldu: “Ne oldu Zak?”. Durdum sadece, gözlerim buğulandı, söyleyebildiğim: “Abi ben kalkayım hesap ne kadar tuttu?”. Hüseyin abi durdu sonra da: “Saçma sapan konuşma la, bir git şuradan…”. Abi bile diyemedim, sadece “eyvallah” dedikten sonra ceketimi aldım. Şu an motorumun yanındayım, biraz sonra motoruma atlayıp gideceğim ve yatağıma yatıp bu günü unutacağım. Bir an durdum, içeri döndüm ve dedim ki: “Hüseyin abi, motor kalsın ben alırım yarın sabah.”. Döndüm ve taksi çağırmayı düşündüm bir an ve kararımı değiştirip yürüyerek gitmeye karar verdim. Mekanın orada bir kalabalık var, lakin bana bakmıyordur...



Bu noktada, defterde yazılanlar bitiyor. Penceremi açmışım ve oturuyorum önünde, elimde bir dal sigara, yakmak ile yakmamak arasında gidip geliyorum. Ankara’nın ayazı tenime tenime değiyor, o soğuk hava beni kendime getiriyor parça parça… Daha fazla sarhoş olmak istiyorum, kendimi unutmak ve kendimden gitmek istiyorum… Telefonda cevapsız aramalar, mesajlar ve mailler, her şey beni bekliyordu. Bende kalktım ve çalışma masamın arkasındaki dolaptan özel stokumda bulunan “Jack Daniels” marka viskimi çıkardım, buzdolabımdan bitter çikolatamı aldım ve kendimi unutabilmek için içmeye başladım. Ben kimdim, ne yapıyordum ve neden böyleydim…


Uçurumun Eşiğinde 4 - Kendine Yabancı Oldun mu Hiç?
Cevapla