
Bir an için sadece arkama doğru yaslandım ve kendi kendime sordum. Gerçekten bu hale nasıl geldim diye… Ne kadar zorlarsam zorlayayım, aklıma bu hale nasıl geldiğimi hatırlatacak küçücük bir anı parçası bile gelmiyordu. Bir süre bu rahatlamanın ve sessizliğin içerisindeki huzurun keyfini çıkardım. Sonrasında biraz zorlanarak da olsa delil poşetine uzandım ve ağzını açarak telefonumu çıkardım, bunun yanı sıra torbanın içerisinde cüzdanım, her zaman yanımda taşımak zorunda olduğum ilaçlar, insanların güldüğü fakat gerçekten işe yarayan saç tokası, ataş ve kalın lastik çıkmıştı. Birde o çok sevdiğim güneş gözlüklerim. Telefonumu açmayı denedim, tamamen şarjı bitmişti.
Hemşireyi çağıracak olan düğmeye bastım, ne de olsa elimde birçok kişinin elindeki şarj aleti şarj olabilen bir akıllı telefon vardı. Bu sefer gelen farklı bir hemşire oldu, detaylara olan ilgim sayesinde daha kapıdan girerken adını, içeri adım attığında ise kişiliğinin bir kısmı hakkında fikir sahibi olmuştum. Buyrun “Zaknefein Bey” diyerek kibarca ve profesyonelce bir giriş yapınca, aynı şekilde; “Betül hanım, acaba bana bir şarj aleti, bir buçuk litrelik su ve bomonti bira bulabilir misin?” şeklinde isteklerimi sıraladım. Betül Hanım ise “şarj aleti ve suyu halledebilirim, lakin bira hastanemizin kurallarına tamamen aykırı bundan dolayı getiremem ne yazık” şeklinde ümitlerimi kırdı. Biraz kafamı dağıtıp, farklı şeyler düşünmenin her zaman iyi geldiğini bilerek, “peki o zaman acaba onları getirdikten sonra acaba bir süre yanımda kalabilir misiniz, merak ettiğim birkaç soru var, onları cevaplayabileceğinizi umuyorum” diyerek devam ettim. O ise sanki onunla flört etmeye çalışıyormuşum gibi bir hava ile bir anda kasılarak, “bakalım, buna geldiğimde karar vermiş olurum” diyerek odadan çıktı.
O odadan çıktığında, daha önce kalktığımda tüm hastaneyi ayağa kaldıran tüm bağlı cihazları kapatmak için bir iki dakikamı harcadım. Bu konular hakkında bilgili olduğumu biliyordum, çünkü tıp okurken ideallerim peşinde tıp bölümünü bırakıp başka bir bölüme geçiş yapmıştım. Sessizce ayağa kalktım, eşyalarımı yatağın üzerine bırakıp, karşımda her hastane odasında olan kimi zaman tam kapanmayan, hastanın ve refakatçilerinin eşyalarını koymaları için orada duran dolaba yöneldim. İçerisinde tam da umut ettiğim ve beklediğim gibi kıyafetlerim duruyordu. İnce T-shirt, Kot pantolon ve blazer ceket. Kıyafetlerimi aldım ve tekrar tuvalete geçtim. Önceki geldiğimde aynaya bakmamıştım dahi, oysa şu an bakmama rağmen inanamıyordum, yüzüm tamamen şişmiş, her gün düzenli kestiğim sakallarım kirli sakal halinde yüzüme yayılmış ve en kötüsü her zaman ince bir gülümseme ile kıvrılan dudağımın üst tarafında sakallar bir kısmını kapatsa da berbat bir yara izi ortaya çıkmıştı. Üzerimi değiştirmek için hastane önlüğünü çıkardığımda ise vücuduma olanları tüm dehşeti ile gördüm, yaralarımı ve morluklarımı, aslında o anki halimle bir insandan çok konu mankenine benziyordum, ilk yardım ders kitaplarındaki adamlar gibiydim. Oldum olası soluk ve renksiz olan yüzüme ise mor da olsa renk gelmesi beni sevindirmişti. Kendi kendime değerlendirmemi yapıyordum, evet berbat görünüyorsun ve berbat hissediyorsun, lakin hayatla dalga geçme konusunda hiçbir şekilde enerjini kaybetmemişsin dedim kendi kendime… Daha fazla zorlamak istemedim ve üzerimi giydim, ceketimi ise koluma taktım ve tuvaletten dışarı çıktım.
Bu arada Betül hemşire geri dönmüş ve beni bekliyordu. Üzerimdekileri görünce, bir an şaşırmış göründü. Sonra “kusura bakmayın ama sizin sonbahar’da Ankara ayazında böyle mi dolaşıyorsunuz” diye sordu. Yüzüme yine her zaman ki gülümseme geldi ve dedim ki: “ Soğuk ya da sıcak sadece beynimizde yarattığımız bir algılamadır, aksi takdirde şu an da insanlar da aynen kuşlar gibi dönemsel olarak göç eden canlılar olurdu.”. Bir an durdu ve daha şaşkınca baktı yüzüme, o an fark ettim ki daha kararını vermemişti lakin o an kalıp muhabbet etmek istediğine karar verdi. Bir an durdu ve “arkadaşlara söyleyeyim burada bir durum olduğunu böylece beni görmeyince telaşlanmazlar” dedi ve kafasını kapıdan uzatıp diğer yoğun bakım hemşirelerine aynen söylediklerini tekrar etti.
Sonra tekrar döndü ve “ şimdi dinliyorum sizi, sorularınızı alabilirim” dedi. Yine gülümsedim lakin bu sefer tek bir kaşımı kaldırarak ve sadece dudağımın tek kenarı ile gülümsedim; “sadece hangi hastanedeyim, onu merak ediyordum lakin az önce lavaboda fark ettim, özel Ç. Hastanesindeyim.” Diyerek konuyu kapatmaya çalıştım. O ise muhabbet açmak için “okuyor musunuz” diye sordu. Telefonumu şarja takarken, “Öncelikle resmiyeti kaldıralım lütfen, bana Zaknafein diyebilirsin; ve tahmin ettiğin gibi evet okuyorum. İstanbul’da bir üniversitedeyim.” Derken bir yandan da telefonumu açtım. Bir an daha da fazla şaşırdı, “Ankara’da ne yapıyordun peki dönem ortasında, ayrıca Felsefe gibi bir bölüm mü okuyorsun, hep böyle karmaşık ve basit mi konuşursun?” diyerek iki sorusunu birden dile getirdi. O sırada açılan telefonum sanki susmayacakmış gibi ötmeye başladı, bir yığın hatırlatma, mesaj ve arayan kişi bilgilendirmesi gelmişti. Hepsini incelerken bir yandan da muhabbet ettik. Konuşmadaki tek önemli nokta; onun bu soruna verdiğim cevap olmuştu: “Neden Ankara’dayım bilmiyorum…”. Mesajlardan birisi ve telesekretere bırakılan bir mesaj da ilgimi çekmişti. Ankara’daki bir arkadaşım olan Merve “Ne oldu şimdi mutlu musun?” Diye yazmış ve “Cevap ver artık, merak içerisinde bırakıyorsun beni” diye bir mesaj bırakmıştı telesekretere… Bu soruların cevabını düşünürken, bir anda doktor geldi odaya. Beni kontrol etmek istediğini söyledi. Fazla zorlamadan “peki” şeklinde cevapladım ve doktor işini yaparken ben yine düşüncelere daldım.
Farkındayım çok düşünen bir adamım, bunun sebepleri de var ve tamamen başka bir hayat dönemi. Neyse doktor beni inceledikten sonra; “sizi kesinlikle bırakamam bu halde, gerçekten durumunuz çok kötü, lütfen en azından bir gece daha yatıralım sizi” dedi. Bense kararlı bir şekilde, “lütfen belgeleri getirin, çıkış yapmam lazım, işlerim var” diyerek net ve son kararımı belirttim. Doktor yanına Betül hemşireyi de alıp, kabullenerek yavaş yavaş çıktı ve beni yine yalnız bıraktılar. Ben ise ceketimi giydim, işte o an omurgamdan yukarıya doğru çok hızlı bir şekilde elektrik akımı yükseldi…
Ceketimin cebinde sert bir cisim vardı ve ben hayatım boyunca ceketimin cebinde, şeklini bozuyor diye, herhangi bir şey taşımayı reddeden bir adamdım. Acaba ne olabilir diye düşünmedim bile, elimi cebime attım. Önce sert bir kap hissi duydum, ardından sayfaları fark ettim, en son olarak bir kalem. Bir de sigara kabına benzer, lakin sigara kabından büyükçe ve biraz daha geniş bir kutu. Defteri cebimden çıkardım ve açtım, acaba içine ne yazmıştım, neydi o defteri önemli kılan o şey…
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
1Cevap
Bence o hale gelmenin sebebi orda yazan notda yazıyor
Aynenn
:D @Lawahub
Elbette görüşe açık bir yazı, lakin ne yazık ki tahmininiz yanlış... 3. part'ta irdeleyeceğim yazanları ve ne olduğunu anlatabilirim belki... @Lawahub
@TuhafAbi
Okuyabilirim :D
@TuhafAbi
@Lawahub
Sıradaki part geldi, okumaya devam edebilirsiniz :)
Tamam :D dostum okuycam
Kendi cinsiyetinde ilk cevabı sen paylaş ve
1 Xper puan fazladan kazan!