4 gü

"Bir Dirhem Et Bin Ayıp Örter" Alo hişşş 1 diyor 1000 değil! Neden Kilo Alıyoruz?

"Layn falla bak... Kuş lokumu kadar yiyorum yine kilo alıyorum, baskülde ibrelik var..."

"Abi bana valla su içsem yarıyor... Nasıl layn hipopotammışsın olm sen, su içsen sana yarıyor?"

"Benim bir suçum yok olm... Kilolu olmak bizim aile genlerimizde var. Tabi tabi bir oturuşta 10 tane lahmacun göm sonra genetik"

Modern dünyanın en büyük yanılgısı, insan bedenini basit bir kalorimetre cihazı sanmaktır. Bir taraftan kaloriyi koy, diğer taraftan harca, kalan net ağırlığı versin...

Keşke o kadar düz ve mekanik olsaydı. Ancak tıp ve evrimsel biyoloji bize çok daha büyüleyici bir hikaye anlatıyor: İnsan bedeni kalori saymaz; o sadece kimyasal mektupları okur.

Popüler diyet listelerinin o sığ sularından çıkalım ve milyar yıllık bir biyolojik fabrikanın derinliklerine, neden kilo aldığımızın gerçek mikroskobik olarak bakalım.

"Tersine Çevrilen Sofra" Deneyi
Bilim dünyası geçtiğimiz yıllarda çok çarpıcı bir gerçeği daha net masaya koydu. Yıllarca et, ağır hamur işleri ve rafine karbonhidratlarla beslenen, yani vücudunu adeta bir "şeker ve insülin bombardımanına" tutan insanları aldılar.

Onlara hiçbir kibrit kutusu ölçüsü vermediler, açlık çektirmediler. Sadece sofradaki denklemi tam tersine çevirdiler: Tabakları bol lifli sebzelerle, baklagillerle ve yeşilliklerle doldurdular.

Kişi, hacim olarak eskisinden çok daha fazla yiyordu. Hatta "Ben bu kadar yersem kesin şişerim" diyordu. Ama mucizevi bir şekilde kilo vermeye başladılar.

Peki, arka planda ne oluyordu?
Vücuda giren lifli gıdalar, sindirim sisteminde bir "hız kesici" bariyer oluşturdu. İnsülin hormonu kendisi vücudun en hırslı yağ depolama memurudur, bir anda sakinleşti. İnsülin sahneden çekilince, hücrelerin kapısındaki "yağları kilitle" talimatı kalktı ve vücut, depoları yakmaya başladı.

Üstelik lifler bağırsaktaki dost bakterileri (mikrobiyotayı) besledikçe, bu bakteriler beyne şu sinyali gönderdi: "Burada kıtlık yok, güvendeyiz, metabolizmayı hızlandırabilirsin."

Daha çok yiyerek zayıflamak mümkündü. Çünkü vücut yemeğin kalorisini değil, yarattığı hormonal dalgayı okumuştu

Hücrelerin Hafızası ve Büyük Geri Dönüş
Ancak hikayenin en gizemli ve insanı hayrete düşüren yeri tam da burada başlıyor. Aynı insanlar, aylarca bu bol yeşillikli, lifli düzeni hiç bozmadan devam ettirdiler. Teorik olarak kilo vermeye devam etmeleri gerekirdi, değil mi?

Ama öyle olmadı. Bir süre sonra kilo kaybı durdu, hatta bazıları hiç bozmadıkları bu sağlıklı düzene rağmen yeniden kilo almaya başladı

İşte "Vay be!" diyeceğimiz o kırılma noktası

İnsan beyninde (hipotalamusta) adına "Set Point" (Ayar Noktası) denilen biyolojik bir termostat vardır. Vücudunuz, sizin uzun süre kaldığınız o yüksek kiloyu "güvenli ev" olarak kodlar. Siz beslenmenizi değiştirip zayıflamaya başladığınızda, vücut bunu sağlıklı bir yaşam tarzı olarak değil, "Saldırı altındayız, stoklarımız tükeniyor!" olarak algılar

Siz yeşillik yemeye devam edersiniz ama akıllı organizma boş durmaz

Mikrobiyal Adaptasyon: Bağırsaklarınızdaki bakteriler evrimleşir. O az kalorili maruldan, salatadan maksimum enerjiyi koparmak için daha verimli çalışmaya başlarlar. Eskiden çöpe giden posadan bile kalori üretmeyi öğrenirler.

Enerji Tasarrufu: Vücut, siz fark etmeden göz kırpma hızınızı, oturduğunuz yerdeki istemsiz kıpırdanmalarınızı (NEAT) bile azaltarak hayatta kalma moduna geçer
Daha önce bahsetmiştik; insan 3 gün tamamen aç kaldığında vücut nasıl ki defans mekanizmalarını devreye sokup hücre yenilenmesini (otofaji) başlatıyor ve hayatta kalma modunu açıyorsa; uzun süreli tekdüze beslenmede de benzer bir "koruma kalkanı" devreye giriyor.

"Bir Dirhem Et Bin Ayıp Örter" Alo hişşş 1 diyor 1000 değil! Neden Kilo Alıyoruz?
Cevapla