Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunu getiren trajik hikaye Amerika'nın keşfi ve Atlantik ticaretinin doğuşundan itibaren başlıyor.
Bu "Bence," sizi mini bir Osmanlı tarihine götürüyor, Kutsal Roma İmparatorluğu'na gidiyor, Cermenlere uğruyor ve bir süre Akdeniz'de kaldıktan sonra tüm hikayeyi Osmanlı'ya bağlıyor. Okuyacağınız "Bence"de bu süreçte neler yaşandığını keşfederken sürükleyici bir yolculuk sunuyor.
Kahveler hazır mı? 😉☕

Roma ve Osmanlı Arasındaki Benzer Çöküş Sebebleri: Atlantik Ticaretine Dahil Olamamak
Önceden Amerika keşfedilmeden ve Afrika'nın güney sınırları bilinmeden önce, Akdeniz Dünya'nın merkezi olarak kabul edilirdi. Doğu ve Batı bu denizde birleşir, birbirlerine bu deniz üzerinden bağlanırdı.
Fenikeliler bu deniz yoluyla Ege'ye zeytin meyvesi götürdüler, İtalya'ya alfabeyi taşıdılar ve Latin alfabesinin temellerini attılar. Anadolu'nun çocukları olan İonlar, bu deniz yolunu kullanarak Helen kültürünü Mısır'a taşıdılar, İran'a ve Hindistan'a yayıldılar. İtalyan Romalılar, bu denizi kontrol etmek için savaştılar ve bu denizi kontrol ettiklerinde dünyayı yönettiler. Filistinli İsa'nın öğretileri bu deniz sayesinde İngiltere'nin resmi kilisesi haline geldi.
Akdeniz'e Ulaşanbilenler Tarihe Girebildi
Batı Roma'nın çöküşüyle başlayıp Doğu Roma'nın çöküşüyle sona eren bin yıllık Ortaçağ boyunca, bu denize açılan her topluluk zenginleşti ve gelişti.
Günümüzde Alman dediğimiz Kuzey Cermenleri, Orta Çağ'da donuk Baltık Denizi ve tuzlu Atlantik'e sırtlarını dayamış, medeniyetten uzak bir şekilde avcı-toplayıcı olarak demlenirken, diğer yandan Inn Nehri'nden Balkanlar'a ve oradan da Akdeniz'e uzanan Güney Cermenleri, ki bugün onlara Avusturyalılar diyoruz. Kendilerini ikinci Roma İmparatorluğu olarak ilan etmişler ve Avrupa'ya hükmetmişlerdir.

Avrupa'da dengeyi sağlayabilen tek topluluk olan Frenkler, ki dünün Galyalıları, bugünün Fransızlarıdır, Akdeniz'e açılabilen nadir Avrupa topluluklarından biriydi.
Onların hemen altında, İber Yarımadası'ndan başlayarak tüm Kuzey Afrika'yı ve Arap Yarımadası'nı saran, bir elini İran'a, diğer elini Anadolu'ya uzatan Müslümanlar ise bu dönemin gerçek hükümdarıdır.
Roma'nın çöküşüyle barbarların akın akın hüküm sürdüğü bir Avrupa, ısınmak için yakacak kitaplar ararken bu adamlar, hem Yunan hem Hint filozoflarının eserlerini çevirip açıklamışlardır. Bugün antik döneme ait bilgilere sahip olmamızın büyük bir kısmı Müslümanlar sayesindedir.
O Esnada Avrupa'nın Zengin Çocukları Kimlerdi?
İtalya yarımadası ve çevresinde doğan şehir devletleri, Milanlılar, Venedikliler, Cenevizliler, Floransalılar, ortaçağın Antik Yunan'ı gibiydi. Zengindiler, ihtişamlı mimari eserler yapabiliyorlardı. Sanat, bilim ve teknik bu topraklarda doğdu, burada gelişti.
İşte burası Rönesans'ın doğduğu yer, kapitalizmin filizlendiği ve demokrasinin ilk adımlarını attığı coğrafya. Bunlar hep ticaretin kalbine ulaşan halkların mirası oldu.

16. hatta kısmen 17. yüzyıla kadar İngiltere, Almanya veya Hollanda hakkında ne biliyorduk? Hiçbir şey. Neden mi? Çünkü bunlarla ilgili bilinecek bir şey yoktu. Ticaretin damarına varamayan, Akdeniz'e ulaşamayan bu topraklarda düzgün bir devlet yapısı bile kurulamamıştı.
Osmanlılar da Yükselişini ve Çöküşünü Akdeniz'den Aldı, Roma Gibi
Akdeniz'in önemini genel hatlarıyla anladıktan sonra sıra geldi Osmanlı imparatorluğuna. Çöküş meselesi sorgulanan Osmanlılar ise, bu dönem ve coğrafyaya oldukça geç gelmiş ama bir o kadar da etkili olmuş bir yapıdır.
Diyebiliriz ki, Akdeniz ticaretini Osmanlılar domine etti. Bu sulardan geçen her gemi onların kontrolünde seyretti, Hint'ten Avrupa'ya giden her karabiber tanesi, Avrupa'dan Çin'e giden her gümüş sikke Osmanlı İmparatorluğu'nun iradesiyle vergilendirildi.
Osmanlı'nın başarısının temelinde Akdeniz yatıyordu. Roma gibi Osmanlı İmparatorluğu da Akdeniz'i kontrol ederek dünyaya hükmetti.

Bu büyük Akdeniz ticaretinin nasıl zayıfladığını ve Atlantik ticaretine nasıl devredildiğini uzun uzun anlatmayacağım. Kısaca değineceğim hikaye şu; Osmanlılar'ın ağırlaşan gümrük vergilerinden sıkılan Avrupa toplulukları, Hindistan'a alternatif yollar aramaya başladılar. Bu arayış sırasında bir gurup İtalyan ve İspanyol kaşif, denizde açlıktan ölmek üzereyken rüzgarın azizliğine uğrayıp tesadüfen Amerika'yı buldular, aslında Hindistan'ı bulmaları gerekiyordu.
İyi savaşçılar olmalarına rağmen İspanyol ve Portekiz halkları, incelikten uzak olsa da zamanla onların yerini tutan İngilizler ve Hollandalılar, Atlantik'i uygun ve güvenli bir ticaret ağına dönüştürdüler ve Akdeniz'in önemini azalttılar.
Değişen Ticaret Dinamiğine Ayak Uydurmakta Güçlük Çektiler
Osmanlılar Atlantik ticaret rotasının önemini geç fark etti. Bunu fark eden ise zamanının İskender'i Sultan 1. Selim oldu. Çoğu Osmanlı padişahı batıya seferler yaparken, bu padişah doğu seferleriyle ün kazanmıştır. İran şahını mağlup etmiş, Mısır'ı fethetmiş ve Memlukları yerle bir etmiştir. Alevi meselesi de dahil olmak üzere her konuda doğuyla ilgilenen bir padişahtı. Ölümünün ardından projesini ve mirasını oğlu Kanunî Sultan Süleyman alıp daha da ileriye taşıdı.

Osmanlı padişahları çoğunlukla Batı'ya doğru ilerlerken, Yavuz Sultan Selim doğu yöne yöneldi çünkü değişen zamanı fark etti. Eskiden Arap balıkçılarının ve korsanlarının bulunduğu körfezde artık Portekiz kalyonları turluyordu. Bu kalyonların, bir kısmı Afrika'ya, bir kısmı Hindistan'a demir atmış, bir kısmı ise Umman'a çoktan yerleşmisti. Zamanının süper gücü Osmanlı'nın bu pastadan payını alması gerekiyordu.
Sultan Selim, Akdeniz Ticaretinin Yavaş Yavaş Çöktüğünü Anladı
Portekizliler bütün Afrika'yı turlamış, Svahili kıyılarını aşarak Arap Yarımadası'nın Hindistan'a uzanan kısmına kadar gelmişlerdi. Yavuz Sultan Selim hemen işin ciddiyetini anlamış ve Hint Okyanusu'nda Portekizlileri durdurmak için Arap Yarımadası'nda kontrolü ele almayı kararlaştırmıştı. O ana dek sadece Orta Doğu değil, hatta Adana bile Osmanlı toprakları değildi; Osmanlılar doğuya ilgi göstermemişti.

Yavuz Sultan Selim'in doğuya yönelişi, ileride Portekizlileri Hint Okyanusu'nda yenmek için inşa edilecek Hint donanması için gerekli tonlarca keresteyi de bulmanın en iyi yoluydu. Mısır ve Lübnan, zengin kereste kaynaklarıydı.
Sultan Süleyman, babası Selim'in başlattığı projeyi devraldı ve Hint Okyanusu'na açılarak Portekizlilerle savaştı. İsmini bilip hikayesini bilmediğiniz pek çok Türk denizcisinin, Piri Reis'ten Seydi Ali Reis'e, Barbaros Hayrettin'e, Turgut Reis'ten Oruç Reis'e kadar, hepsinin özeti tüm bu deniz savaşlarını yönetmekti.
Osmanlı, Her Ne Kadar Denizciliğe Önem Verse de Başarılı Olamadı
Osmanlılar Hint Okyanusu'na hükmetmek için büyük bir çaba sarf ettiler. İşte bu dönem, osmanlı tersanelerinde on binlerce işçinin ter döktüğü, yılda iki yüz geminin üretildiği çılgınca bir devirdi. İyi denizciler olan Portekizliler, tatlı su denizcisi Osmanlıların Hint Denizi'ndeki ayak izlerini sildi. Bu nedenle Osmanlılar Atlantik ticaretini kontrol edemediler ve kontrol edebildikleri Akdeniz ticareti de zamanla zayıfladı. Hazineleri tükendi, ekonomileri çöktü, devalüasyonlar ve huzursuzluklar baş gösterdi.
16. yüzyıl, Akdeniz ticaretinin sonunun geldiği bir dönemdi. Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun da son döneminin habercisiydi. Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu olan II. Selim'den sonraki dönem sürekli bir yenilgi ve çöküş dönemi olarak geçer. 16. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu'nun son yükseliş dönemiydi, 17. yüzyıldan itibaren ise duraklama ve ardından çöküş başladı.

Osmanlılar genellikle Batı'da Habsburglar ile, yani Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu ile mücadele etmiştir, bu mücadele 18. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir. Tarihçiler bilir Macar topraklarındaki Osmanlı-Habsburg savaşları meşhurdur. Bu bağlamda, Avrupa'da Habsburg egemenliğini kırmaya çalışan bir diğer hanedan olan Burbonlar, yani Fransızlar, Osmanlılarla müttefik olmuşlardır.
Fransız Devrimi'ne kadar bu durum değişmemiştir. Ancak Devrim patlak verdiğinde, Habsburglar zaten dağılmak üzereydi, Osmanlı İmparatorluğu ise zayıflamış, hasta adam dönemine giriş yapmak üzereydi.
Para Osmanlıyı Çöküşten Kurtarır Mıydı?
Osmanlı'nın zenginlik kaynağı, askeri güç ve vergi toplama olarak görüldü (bkz. fiskalizm). Bu dönemde tarım, üretim ve ticaretten daha önemli görüldü. Fakat batı böyle miydi? Onlar tamamen farklıydı. Güç ve zenginliklerini elde etmek için üretim ve sanayiye daha fazla önem veriyorlardı.
Yazıldı çizildi, dinlendi, söylendi, din dendi, yobazlık denendi, eğitim tartışıldı, yönetim eleştirildi, ne denmedi ki! Ama bu sorunlar sadece bizde mi vardı? Herkes aynı sorunları yaşadı da bir biz mi çöktük? Eğer yeterli kaynak olsaydı, bu sorunların hepsi parayla çözülürdü zaten.
Yanlış Anlamayın!
Demek istediğim şey şu değil: Diğer faktörler Osmanlı İmparatorluğu'nu çöküşe götürmedi demiyorum; sadece asıl sorun onlar değildi diyorum.

Fransa'da İhtilal patlak verdiğinde, bizde de ıslahatlar başladı. 19. yüzyılın padişahları birbiri ardına reformlar denediler. Her türlü çaba sarf ettiler; sarığı yasakladılar, yeniçerileri kaldırdılar, kadınları istihdam etmeye çalıştılar, hatta alfabeyi Latin harfli yapma fikri bile o dönemde tartışıldı. Peki, ne değişti? Para olmayınca reform da işe yaramıyor.
Padişah çok güçlüydü, öyle mi? Peki ya Fransız monarkı Güneş Kral On Dördüncü Louis güçsüz müydü? İşte, bunları tahtından eden daha güçlü bir sınıf ortaya çıktı Avrupa ülkelerinde, değil mi? Gücünü tüccar ve sarraflardan alan temeli sağlam burjuva sınıfı.
Peki, bizde neden bu sınıf padişahı gücünden edemedi? Çünkü kendisi güçlenemedi. Neden mi? Ticaret durunca tüccarlar da yok oldu çünkü.
İmparator Bile Olsan, Paran Yoksa Bir Şey Yapamıyorsun
Sanatla ilgilenmedik, kültürümüz zayıftı, edebiyatımız güçsüz, bilim ve teknik konularında gerideydik... Hepsinin temelinde yatan sebep aynıydı: Para yoktu!
Yeniçeriler Celali oldu, Anadolu'yu yağmaladı, büyük kaçgunları başlattı, üretim sona erdi. Neden mi? Çünkü yeniçerilerin cebinde metelik yoktu!
Tren yolları kurmadık, fabrikalar inşa etmedik, tarımda devrim yapamadık, modern bürokrasiyi oluşturamadık. Neden mi? Çünkü, PA-RA YOK-TU!

Nitekim günümüzde Atlantik ticaretinin ateşi sönmüş, yerini yükselen Pasifik ticaretine bırakmıştır. Avrupalı zengin uluslar, dünyanın büyük pastasında eskiden sahip oldukları o lezzetli dilimi Amerikalılara, Japonlara, Korelilere ve Çinlilere kaptırmıştır.
Deniz, deniz Akdeniz, suları berrak deniz... Bu sularda bir zamanlar büyük uygarlıklar yükseldi, sanat ve kültür fışkırdı. Ancak şimdi o eski ihtişamın izleri yerini politik kargaşaya ve ekonomik istikrarsızlığa bıraktı.
Bu benceler de ilginizi çekebilir:
Kapitalizm Neden Daha İyidir? Bu Sistemin En Önemli Yönleri Nelerdir?
Yaramaz Çocuk Kapitalizmi Sevmek İçin 5 Neden Sayıyorum
Borsa ve Hisselere Yatırım Yapmamanız İçin Beş Neden
Dünya Oyununda Paranın Rolü: Fakirleştikçe Daha Çok Anlaşılan Gerçek!
Faiz Artırımı Ne Anlama Geliyor?
Evlerden Uzak Olması Gereken Bir Durum: Slumpflasyon!
Kıt Su, Büyük Para: Suya Dikkat! Portföyünüze Güzel Bir Lezzet Katın!
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer 