Osmanlı Devleti'nin En Çok Eleştirilen Yönleri

Türkiye Cumhuriyeti'nden önce Osmanlı Devleti, ondan önce Selçuklular ve ondan da önce Orta Asya Türk Devletleri, Türkleri temsil eden başlıca devletler arasında yer alıyor. Fakat söz konusu dillerden düşmeyeni 3 kıta ve 7 denize hâkim olan Osmanlı Devleti'dir. 600 yıllık bir imparatorluğun eleştirilen yönleri elbette fazladır. Fakat getirilen bazı eleştirilere ve özellikle de bu sitede sıkça sorulan sorulara cevap getireceğim.

Osmanlı Devleti Türk düşmanı mıydı?

Osmanlı Devleti'nin En Çok Eleştirilen Yönleri

En tartışmalı konudan bir tanesi de Osmanlı Devleti'nin Türk düşmanı olup olmamasıdır. Bu soruya cevap vermeden önce Osmanlı Devleti'nin çok sayıda etnik unsuru, yani birden fazla milliyeti ve dini bir arada barındırdığını unutmamak gerekir. ABD'de son yıllarda yaygınlaşan ırkçılık faaliyetleri Osmanlı Devleti'nin tarihini yakından incelemeye yöneltmiştir. Bu uğurda üniversitelerinde Osmanlı tarihi okutmuş ve Türkiye'den bir grup tarihçiyi kendi üniversitelerine çağırmıştır. Aslında bütün bunların sebebi Osmanlı Devleti'nin 500 yıl boyunca nasıl bu kadar etnik kökeni bir arada tutabildiği yönündedir.

Osmanlı Devleti milliyetçilik duygusu ile hareket etseydi 600 yıl ayakta kalamazdı.

Buna en yakın 1789 Fransız İhtilâli'ni örnek gösterebiliriz. Fransız İhtilâli sonrası milliyetçilik duygusu gelişmiş ve millet adıyla anılacak bir devlet kurma politikası izlenmeye başlanmıştır. Bundan dolayı Osmanlı Devleti Balkan savaşlarında birçok ulusu kaybetti. O zamanlarda ''Osmanlıcılık'' akımı ortaya atıldı ve azınlıklara daha fazla hak tanınarak birlik ve beraberlik sağlanmaya çalışıldı. Balkan savaşlarından sonra ise ''İslamcılık'' akımı ortaya çıktı. Bu akım, bütün Müslümanların bir arada yaşayacağını ve her yönden birbirlerine destekçi çıkacağının bir göstergesi idi. Fakat bu akım da I. Dünya Savaşı sırasında Arapların İngiliz çıkarlarını desteklemesi üzerine etkisini kaybetmiştir. İslamcılık akımının etkisini kaybetmesi üzerine ''Türkçülük'' akımı ortaya atılmış ve birçok yazar ve şair bu yönde eserler vermiştir. Artık ''Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur.'' ideolojisi benimsenmeye başlanmıştı. Fakat bu akımın en başlarda benimsenmiş olması milliyetçiliği doğuracağından kopan Balkan milletlerinin çok daha erkenden Osmanlı'dan ayrılacağının bir göstergesidir.

Osmanlı Devleti neden saf ırkı önemsememiştir?

Osmanlı Devleti'nin En Çok Eleştirilen Yönleri

Aslında tarihte bunu önemseyen bir millet var mı önce ona bakmak lazım. Saf ırk üzerine yapılan kıyaslamalarda genelde Eski Türkler ele alınır fakat Eski Türklerin de saf ırk olmaya özen göstermedikleri çok açıktır. Eski Türklerin Çinli kadınlarla evlilik yapmaları bunun bariz örneğidir. Hatta Osmanlı Devleti'nin eleştirilen yönlerinden biri olan çok eşlilik bizzat Eski Türkler için de geçerli bir durumdu. Eski Türklerde evli olan bir erkeğin karısının hamile kalamaması durumunda başka bir kadınla evlenme hakkına sahipti. Aynı şekilde erkekler, ölen erkek kardeşin karısıyla da evlenebilme hakkına sahiplerdi. Evlenilen ikinci eş eğer Çinli bir kadın ise ''kunçay'', Türk ise ''kuma'' denirdi. Bütün bunlara bakıldığında Eski Türklerin saf ırka yönelik bir anlayış güttüğünü söylemek yanlış olur.

Osmanlı padişahları neden yabancı kadınlarla evlilik yaptı?

Osmanlı Devleti'nin En Çok Eleştirilen Yönleri

Osmanlı padişahları genelde Slav ırkı kadınlarıyla evlilik yaparlardı. O dönemde Slav ırkı kadınların erkek çocuk doğurma potansiyelinin yüksek olduğuna yönelik bir inanış vardı. En önemli neden ise evlenilen Türk kadının akrabalarının devletin yönetiminde hak sahibi olmak isteyebileceği yönündedir. Tabii kimileri bu inanışı bahane edip ''Padişahlar ağızlarının tadını biliyordu.'' der ki bunun için net bir şey söylemek de mümkün değildir. Hükümdarların yabancı kadınlarla evlilik yapma gelenekleri bizzat Eski Türklerde de vardı. Eski Türklerdeki hakanlar Çinli kadınlarla evlilik yapar ve bu kadınlara çeşitli siyasî haklar tanırdı. Osmanlı Devleti'nden ayrılan tek yönü, Eski Türklerde hakanın yalnızca Türk kadından olan çocuğunun tahta geçmesi idi. Fakat Mukan Kağan'ın oğlu Töremen Kağan bu anlayıştan münezzehtir. Töremen Kağan'ın annesi Çinli bir prenses idi. Orta Asya'daki Türklerin ırklarını ele aldığımızda saf ırkın tam manasıyla sürdürülebildiğini söylemek mümkün değil.

Osmanlı padişahlarından sadece Osman Gazi ve Genç Osman'ın eşi Türk'tür.

Osmanlı Devleti Alevileri sevmez miydi?

Osmanlı Devleti'nin En Çok Eleştirilen Yönleri

Alevi konusu açıldığında akla genelde Yavuz Sultan Selim gelmekte. O dönemlerde çıkan Şah Kulu İsyanı bu cezalandırmanın temelidir. İran'da hüküm süren Safeviler Osmanlı Devleti'ne karşı Şii propagandası yapmaktaydı. Siyasi ve dini provokasyonları Anadolu'da uygulayan Alevilerin rivayet edildiğine göre 42 bin tanesi Çaldıran Seferi'ne giderken Yavuz Sultan Selim'in emri ile öldürülmüştür. Buna katliam demek doğru olmaz, zira Eski Türklerden bu yana iç kargaşaya neden olacak her türlü teşebbüsün cezası ölüm idi. Şayet Osmanlı Devleti Alevilere karşı kişisel bir nefret besleseydi bizzat yeniçeri ordusunda bulunan Bektaşi Alevilerini temizlemekle işe başlardı. Yeniçeri ordusunun hemen hemen tamamı Bektaşi Alevilerinden oluşmaktaydı. Devlete baş kaldırmanın örfî hukukta cezasının ölüm olması ve diğer Alevilerin orduda yer alması Osmanlı Devleti'nin Alevi düşmanı olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Tüm sistemi değiştiren Mustafa Kemal Atatürk'tür.

Osmanlı Devleti'nin En Çok Eleştirilen Yönleri

Şu anki zihniyet yapısı ile tarihi olay ve olgular incelenemez. Şu anda bize yanlış gelen bir eylem 500 yıl önce normal gelebilirdi. Bundan dolayıdır ki o toplumun zihniyet yapısı bilinmeli ve incelenirken şu anki zihniyet yapısıyla incelenmemelidir. Bazıları Mustafa Kemal Atatürk'ün Osmanlı düşmanı olduğunu söylüyor fakat bu büyük bir yanılgıdan ibarettir. Mustafa Kemal Atatürk de bir Osmanlı subayı idi ve Osmanlı Devleti için çeşitli cephelerde subaylık yapmıştı. Fakat değişen sistem Osmanlı Devleti'ni zayıflatınca Mustafa Kemal Atatürk bu sistemle hiçbir ilerleme katedilemeyeceğini, yönetim biçimi de dahil olmak üzere devleti oluşturan tüm etmenlerin değiştirilip yeni bir devlet kurulması gerektiğini savunuyordu. Sistemi değiştirme yönünde hiçbir adım atmasaydı bugün Ankara ve çevresinde başka devletlerin mandası altında ikamet ediyor olurduk. Yeni bir devletin kurulması şart idi. İşte Mustafa Kemal Atatürk; İstanbul hükûmetine karşı çıkarak cumhuriyetçilik, milliyetçilik, devletçilik, halkçılık, laiklik ve inkılapçılığı sunmuştur. Kongreden kongreye, cepheden cepheye koşuşturan Mustafa Kemal Atatürk'ün azmi ve ileri görüşlülüğü, hiçbir devletin zorlaması olmadan; dil, din, kısacası kültürümüzü rahatça yaşayabilmemizin temelleridir.

Osmanlı Devleti'nin En Çok Eleştirilen Yönleri
Cevapla