İş hayatında, özellikle yönetim ekibinde iseniz duygusallığa yer vermemenin gerektiği söylenir. Bu konuda başarısızım. Elimde olmadan bir şekilde, ortada kurum içi usulsüzlük/haksızlık/adaletsizlik/yanlışlık var ise bunlarla ilgili iletişime geçtiğimde ne kadar doğru ve olması gereken üzerine konuşsam da karşımdakinin beni sallamadığını ya da bana itibar etmediğini görünce sinirlenmeye başlıyorum.
Ortada bir yanlış olmasına rağmen yanlış olana beni de dahil etmeye çalışıyorlar. Böyle olduğunda öfkemi kontrol etmekte güçlük çekiyorum. Duygusallık sadece ağlayıp zırlamak olmuyor. Karşındakinin senin bamteline dokunmasını bilip seni harekete geçirebilmesi bile duygusal davrandığımızı gösteriyor. Haklı olduğum halde, kurumun personellerin yararına düşündüğüm halde kurum içi usulsüzlükleri onaylayan müdür (lere) karşı nasıl duygusuz şekilde kendimizi ortaya koymamız gerekir?
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
Kızlar & Erkekler Ne Diyor?
Cevap
6Cevap
Aldanma çocuksu masum yüzüne Mutlaka terk edip gidecek bir gün Kanma seviyorum dediğini seni sevmiyorum diyecek bir gün
İş diyorum iş. İŞ.
Seni terkedip giderler gözyaşınla kalırsın ortada kardeşim
Ferdi tayfurun bi şarkısı varya içim yanar diyo
Adam içki içiyo habire karısı evden kovmuş
Sizi yönetici yaparken duygusal dayanıklılık ve liderlik eğitimlerine tabi tutmuyorlar mı ablacım
Yönetici kafanla oluyorsun, en azından biz sınava tabiydik. Öyle bir eğitim verilmedi. Keşke verilseydi. Sınav yapacaklarına bu eğitimleri vermeleri gerek. Dayanıklılık sıfır bende. Çünkü ap... tala tahammülüm yok.
Sizin burada yaşadığınız sorun yöneticilikle ilgili değil de denklerinizle yürüteceğiniz ilişkilerdeki bocalama gibi daha çok. Zira iyi bir yönetici denklerinden çok astlarına karşı sorumluluklarını yerine getirebilme durumuyla nitelenir.
Denklerinizle yürüteceğiniz ilişkilerdeki pozisyonunuzun tahkim vaziyeti de yine yöneticilikle ilgili değil kişilik özelliklerinizle bağdaşıktır. Bildiğimiz iş hayatında başarılı ve faydalı olabilmek için yapılabilecek şeyler üç aşağı beş yukarı bellidir. En başta denilebilir ki politik davranma becerisi gelişmiş olmalı. Fakat burada bizler için bilmediğimiz bir ortam ve bilmediğimiz insan profillerinin söz konusu olduğu bir tabloda kendimizce bir varsayımla ahlam kesebileceğimiz bir konu yok. Ortamı, insan profillerini, şartları en iyi bilen sizsiniz. Bunlara göre pozisyon almak da (her nasıl olacaksa artık) sizin kişisel ve yönetimsel becerilerinizle ilgilidir.
Yeni olduğunuz bir ortamda bu dedikleriniz nasıl mümkün olabilir? Mesela, ortamı, şartları en iyi bilen olmak? Bir müdür değilken nasıl müdürlük yapabilirsiniz ki, sizin göreviniz bu değil, böyle bir yetkiniz yok. Müdür yardımcısı olarak astlarımızla, denklerimizle ya da üstlerimizle iletişimde hiçbir surette duygusallığa yer vermemek kişilikle mizaçla, genetik özelliklerimizle ilgiliyse yapabileceğimiz hiç mi bir şey yoktur? Bir müdür size (yardımcısına) kurum içerisinde resmi hitap dilini kullanması gerekiyorken astlarınızın veya diğerlerinin yanında/birebirken isminizin sonuna -cim ekleyerek hitap edip; kendisini çok sinirlendiren bir durum olduğunda ise hocahanım demeye başlayıp resmiyete bürünüp , ayağını denk al icabına bakarım ayağına yatıyorsa böyle bir yöneticiye hiç mi duygusal (öfke, kızgınlık) tepkinizi göstermezsiniz. Göstermemem gerektiğini öğrendim bugüne dek fakat karşıdaki insanlar bu duygu dilinin gösterilmesi için her şeyi ne yapıp edip yapıyorlar. Umarım anlatabilmişimdir.
Sizi anlamadımı (zı) düşündürüyoruz çünkü sizin “yeni” olarak doğru gözlem ve tahlil yapma imkanını henüz bulamadığınız ortamı ve ortamın faktörlerini biz hiç bilmiyoruz. Sizin betimlemeniz ve tasvirinizle bir fikir yürütmeye çalışıyoruz sadece. Bu da sizin için doğru davranış biçimini belirlemek adına çok gerçekçi bir fikir üretmeye yeter mi tartışılır.
Müdür değilken müdürlük yapılamaz elbette. Ancak müdür de müdür yardımcılığını ve müdür yardımcılığı pozisyonunun gerek yetki gerek özlük hak ve sınırlarına da “amir” olarak denetleme yetkisi dışında müdahale edemez. Bu noktada sizin de vazifesini tam anlamıyla ifa eden bir yardımcı olduğunuzu varsayarsak müdüre söyleyecek çok fazla bir söz kalmaz. Bunlara rağmen ediyorsa bu sizin pozisyonunuzdan çok pozisyonunuzdaki özgül ağırlığınızla ilgili hale gelmiş olur. İste o ağırlığı sağlayacak şey yüklendiğiniz yetki ve sorumluluktan çok o yetki ve sorumluluğun altında ezilmeyecek dirayette bir vasfa sahip olup olmadığınızla ilişkili olmuş olur.
Profesyonel dünyada insanların duyguları (öfke, endişe, hayranlık, sevgi, tutku vs) yok diye bir iddia söz konusu değildir. Profesyonel hayat tüm insani duyguları yok etmez sadece onları kontrol etme sorumluluğu yükler. Bu sorumluluğun yerine getirilip getirilmemesine de yine yetkinizden çok kişilik vasıflarınızla ilgilidir. Siz de çok fazla görüp duymuşsunuzdur ki nice amirler sahip oldukları onca yetki ve erk gücüne rağmen o amir koltuğunu dolduramayıp ezilmişlerdir, nice ast ise sahip olduğu doğuştan gelen liderlik vasfı ile kendisinden beklenen ve istenilenden çok daha fazlasını icra etmiştir.
Slogan atmak istemem. Sloganlar çok fazla ise de yaramaz fakat sloganlar her zaman gerçeğe dair kurulan en kısa ve özetleyici cümleler olmuşlardır. burada bir slogan kullanacak olsaydım; “insanların size nasıl davranacaklarını insanlar değil siz belirlersiniz” derdim. Yine “saygı talep edilen değil hak edilen bir kavramdır” der konuyu kendimce kapatırdım.
Anladım, demek istediklerinizi çok net açıklamışsınız. Fakat ben de bu soruyu sorarak zaten adı her ne ise bunun:becerememe, vasıfsızlık, o yetenekten yoksunuk, duygusal kontrolü sağlayamama vs... adı her ne ise. Bende olan bu eksikliği (eksiklik diyorum çünkü sıkıntı yaşıyorum fazlasıyla belki buna sebep olan bir eksikliğim yok ama sonuç olarak bana olumsuz dönütü oluyorsa bunun) nasıl ortadan kaldırabileceğimi sordum. Somut olarak ne yapmalı, neler yapabilirim ya da neyi yanlış yapıyorum da unları yaşamaktayım'ı sorgular hale geldim. Saygı talep dlen değil hak edişendir sözünü de hiç sevmem. Hak etmeyecek ne yapmış olmalıyım ki bu kadar canım sıkılacak hale gelebiliyor?
Size bir örnek daha vereyim: mesela bir insan, neden yaşından çok küçük gösteriyor diye o bahsettiğiniz saygı dilini hak etmemiş oluyor? söyler misiniz? Bir insan dış görünüşüne ne yapabilir? sırf bulunduğu konuma uygun bir fiziğe sahip değil diye (insanların düşüncesine göre) saygıyı hak etmez mi?
Yaşından küçük gösteriyor diye, daha ilk günden hiç beklemediği anda başı okşanıp bu çocuk ya denir mi insanların içinde? bir yönetici bunu nasıl yapar? Soruyorum, şimdi ben mi ""saygı talep edip de onu hak etmeyen""" oluyorum?
Sorunuzun mahiyeti iki kısma ayrılarak cevaplanabilir. Bu cevaplar her ne kadar cevap vermeye meyleden insanların kişisel yaşanmışlıklarindan edindikleri neticeler doğrultusunda oluşacak olsa da en nihayetinde her durum her insan her ilişki dinamiği kendine özgü şartlar barındırır. Bu vesileyle size herhangi bir yetiden herhangi bir yetenekten herhangi bir vasıftan şu şu çerçevede yoksunsunuz denemez, bu saikle de bir telkinde bulunulamaz. Yaşadığınız sorun tam anlamıyla sorunu oluşturan profille ilişki dinamiğinizin ileri/geri, alt/üst sınırları dahilinde ele alınıp duruma özel davranış usulleri üzerinden doğru değerlendirilebilir.
Bir kaç örnek vermişsiniz. Bu örneklere bakılarak sizin olmanız gereken mesafe ve konumda olduğunuzdan hareketle; muhatabınızın yaş, statü, kendince meslek ve insan tecrübesi, pozisyonunun sağladığı güç ile haddi aşan ve özel alan ihlaline varacak seviyeye ilerlemiş bir tavrı kendine hak gördüğü ortada. Yani sizden çok muhatabınızın hadsiz cüreti burada mesele. Yine verdiğiniz örneklere bakılarak diğer sorunların da bu minvalde geliştiği düşünülebilir. Hal böyleyken sizin kendinizle ilgili bir eksiklik, bir aksaklık, bir yetersizlik sorgusu içerisine girmiş olmanız her ne kadar bilinçli olmasa da çevresel faktörlerin manipülasyonuna maruz kaldığınızı da gösterir. En başta bu hali terk etmeniz ve sorunun kendinizde olduğu eksenindeki sinme halini doğuran kendinize haksızlığa son vermenizi tavsiye edebilirim.
Bunlara karşı atılacak somut adımlara yönelik de verilebilecek tavsiyeler, bir çok faktör doğru zaman doğru adım ilkesine bağlılık gösterilebilecek bir olgunluk halet-i ruhiyesi eşliğinde salık verilebilir. Bunun dışında problemin dışında kalan ve doğabilecek sonuçlardan hiç bir şekilde etkilenmeyecek insanlar olarak bizler ahkamda bulunamayız. Zira her kural, her kabul her insanda her durumda aynı sonucu vermeyebilir. Meselenin tabii haline inerek bir kar-zarar endeksiyle kendinize atılabilecek adım ve alınabilecek tavırla
ilgili bir çerçeve oluşturmalısınız. Burada avam bir ifadeyle ne kadar ne kadar dozda neye karşılık işime geliyor ya da gelmiyor tespitini kendinizde yapmanız gerekiyor. Hayat ve insanlarla oluşturduğumuz profesyonel bağlar daima maddi etki ve sonuca bağlıdır ve bu sonuçlar istesek de istemesek de bizler için bağlayıcıdır. Buna bazı ilkeler ve popülist düşünceler gereği itiraz edilebilir ve bu itiraz kendi muhteviyatı gereği son derece haklıdır da. Lakin sorulacak bir soru ile durum tüm çıplaklığı ile ortaya da çıkacaktır. O soru ki; bu kadar rahatsızlığa rağmen neden devam ediyorum? İşten ve ortamdan neden uzaklaşmıyorum? Hangi sebepler beni bundan alıkoyuyor? Eğer bu sorulara vereceğiniz cevaplarla mevcut problemler arasinda doğru ilişki kurabiliyor ve göze alabileceklerinizle alamayacaklarinizi belirleyebiliyorsaniz işiniz de o kadar kolaylaşacaktır
Saygının nasıl oluşacağı hususundaki itirazın da kendi bağlamında haklılığı bulunmakla beraber hayatın gerçek akışı içinde “olanla olması gereken” şeylerin tutarsızlığının doğal bir aksiyon olduğu gerçeğini de hatırlatmak gerekir. Hepimiz her zaman olması gereken şeyleri arzu eder hatta hayata ve insanlara dair beklentilerimizi de buna göre oluştururuz. Fakat olması gerekene rağmen olanlar ve doğurduğu neticeleri de yok edemeyiz. Zaten Şu an sizin ve hepimizin hayat içinde yaşadığı problemlerin gerçek nedeninin de bu olduğunun altını çizmeme gerek kalmamıştır diye düşünüyorum. Yoksa her şey mükemmelen gerçekleşir, herkes çok mutlu olurdu ve dert, tasa, aksaklık, hayal kırıklığı gibi negatif şeyler hayatta ve insanda kendine yer bulamazlardı değil mi?
duygusallık başka bir şey, adalet başka bir şey. gereken meşrulaştırılmasına göz yummamaktır.
Neyin meşrulaştırılmasına göz yummamak?
haksızlığın
Düşün ki şirketteki herkes sana düşman, sana komplo kurabilir. Yine bir bok yapacak bunlar diye düşünür ve rasyonel kalırsan ilk adımı atmış olursun
Tamamen okumadım ama , iş hayatında kimse kardeş değildir
Neden okumadınız, çok mu zor, lütfen yani.
Sadece işini yapıp fazla görüp duyma az ses cikarmaya bak yoksa sorun yasarsin
Bu lafları çok duydum ama şu kanaat vardım: Ne yaparsan yap, onların istediği gibi ol gene BOŞ. yapmışsan yapmamış göstermeye devam ediyorlar. Ağzınla kuş tutsan nafile. Bunu gördüm anladım. O yüzden o dediğin de faydasız.
Diğer seçeneklerde başına gelecekler de pek parlak değil boşuna enerjini bitirip hayal kırıklıkları la kalırsın