Eve döndüğünde, ayakları istemsizce ağırlaşıyordu. O kadar yorgun hissediyordu ki, adımlarını atmak bile zor geliyordu. Kapıyı açıp içeri girdiğinde evin sessizliği ona tuhaf bir şekilde huzur verdi. Ancak bu huzur uzun sürmedi. İçerideki boğucu sessizlik, zihnindeki karmaşayı daha da yoğunlaştırdı.

Koridorda ilerlerken, duvarlarda asılı duran aynalardan birine bakmak zorunda kaldı. Yansımasında, tanıdığı birini değil, yabancı birini gördü. O an, içindeki sessizliği bozan bir ses yankılandı: “Bu sen misin?” dedi içinden bir ses. “Bu kadar zayıf, bu kadar kırılgan… Sen bu değilsin.”

Bir an için gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Kendi kendine konuştuğunu fark etti. Ama bu, sıradan bir iç monologdan çok daha fazlasıydı. “Kes sesini,” diye mırıldandı kendi kendine, ancak ses susmadı. “Sen güçlüsün, unutma. Ama bu zayıflık, bu korku, bu acizlik… Bu sensin. Bu gerçeği kabul et.”

“Hayır,” diye bağırdı. “Bu ben değilim!” Aynaya doğru bir adım attı, gözleri sinirle doldu. “Bu ben olamam!” Yansımasına daha da yaklaştı, gözleri karanlık bir öfkeyle parlıyordu. “Sen kim olduğunu sanıyorsun? Beni tanımıyorsun bile!”

Yansıması onunla alay ediyormuş gibi bir ifadeye büründü. “Beni tanımıyorsun mu?” diye sordu yankılanan bir sesle. “Ben senim. Senin en derin, en karanlık parçanım. Beni reddedemezsin.”
Öfke ve çaresizlikle doldu, bir an duraksadı, Sonra eline geçirdiği ilk şeyi fırlattı. Cam, büyük bir gürültüyle kırıldı, binlerce parçaya ayrılarak yere düştü. Ama aynanın kırılması bile o sesi susturmadı. Şimdi her bir parça, farklı bir sesle onunla konuşuyordu.
“Kendinden kaçamazsın,” dedi bir parça.
“Bu senin gerçeğin,” diye ekledi bir diğeri.
“Beni yok edemezsin,” diye devam etti bir başkası.
Çaresiz ve acizdi. Nefesi hızlandı, kalbi göğsünden çıkacakmış gibi çarpıyordu. Odadaki diğer aynaya yöneldi ve hızla ona da bir tekme attı. O da yere düştü ve kırıldı. Ama yankılar devam ediyordu. “Sana gerçeği gösteriyoruz,” dediler. “Kabul et. Bizi reddedemezsin. Biz seniz ve sen bizsiniz.”

Sinirleri tamamen altüst olmuştu. Farkındalık lanetini yaşıyordu. Kendini bu şekilde teskin etmeye çalışıyordu. Duvara yaslandı ve kendini yere bıraktı. Ellerini kulaklarına kapattı, ama bu da işe yaramıyordu. “Susun!” diye bağırdı. “Lütfen, susun!” Ama sesler susmadı. Onun içinde dönüp dolaşan, ona kendi gerçeğini hatırlatan bu sesler, gittikçe daha da yükseliyordu.
Gözlerini kapattı, ama sesler zihninde yankılanmaya devam etti. İçinde bir çatışma, bir savaş yaşanıyordu. Kendiyle yüzleşmek istemiyordu, ama bu yüzleşmeden de kaçamıyordu. Kendi kendine konuşan, kendi kendine tartışan bu parçaları susturamıyordu. “Kendimi kaybediyorum,” diye mırıldandı. “Ne yapacağım? Nasıl susturacağım bu sesleri?”

Aynı anda, zihninin derinliklerinden başka bir ses yükseldi, daha sakin ve otoriter bir ses. “Dinle,” dedi. “Bu savaş seni mahvedecek. Ama bu savaşın bir anlamı var. Bu senin gerçeğin, bu senin mücadelen. Eğer kendini bulmak istiyorsan, bu seslerle yüzleşmek zorundasın. Onları susturmak değil, anlamak zorundasın.”
Gözlerini açtı ve yavaşça ayağa kalktı. Nefesini düzenlemeye çalıştı, kalp atışlarını sakinleştirmeye çabaladı. Aynaların kırık parçalarına baktı ve kendini bu parçalarla yeniden bir araya getirmeye karar verdi. “Tamam,” dedi kendi kendine, “Dinleyeceğim. Ama beni alt edemeyeceksiniz. Sizi anlamak için dinleyeceğim, ama bu savaşta kaybeden ben olmayacağım.”
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar