Karamsarlığın pençesinde oturduğu bankta, başı ellerinin arasında, derin bir nefes daha aldı. İçindeki fırtınayı susturmaya çalışıyordu ama o an tüm dünyası bir karanlığa gömülmüş gibiydi. Gözlerini açtığında, şehirdeki her şey bulanıklaştı; sanki çevresindeki insanlar ve binalar silik birer gölgeye dönüştü. Kendi bedenini bile uzaktan izliyormuş gibi hissetti. Bu, bir süre önce ara sıra yaşadığı dissosiyatif anlardan biriydi ama bu kez daha uzun sürüyor ve daha derinden sarsıyordu.

Bir an, kendini bu bulanık gerçeklikten kurtarmak istercesine ayağa kalktı. Adımları onu bilinçsizce köprüye doğru sürükledi. Köprünün ortasına geldiğinde, ayakları durdu ve bedenini korumak için beyninin nasıl bir mücadele verdiğini fark etti. Rüzgârın yüzüne vurduğu, dalgaların kayalara çarptığı bu yerde, gözleri suyun karanlığına daldı. Aşağıda, onu bekleyen soğuk ve sert sular vardı.

Düşünceler zihninde hızla akmaya başladı; bir an için her şeyin sona ermesini diledi. "Bundan sonra bir şey hissedecek miyim?" diye düşündü. Kafasında dönen soruların hiçbiri mantıklı cevaplara ulaşmıyordu. Bu noktada mantık zaten kaybolmuştu. Yavaşça köprünün kenarına doğru adım attı. Soğuk metal korkuluğu kavradı, parmakları titriyordu. Gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı. Tüm hayatı, gözlerinin önünden hızla geçen bir film şeridi gibi akıp geçti. Hataları, pişmanlıkları, kayıpları, yükleri… Hepsi bir arada, boğucu bir ağırlık gibi çöktü üzerine.

Tam o anda, içindeki bir ses onu durdurdu. Bu ses, geçmişte onu ayakta tutan ve zor zamanlarda hep yanında olan birinin sesiydi. İçinde yankılanan bu tanıdık ses, ona derin bir nefes almasını ve bir kez daha düşünmesini söylüyordu. O an, beynindeki kaos bir anlığına durdu ve gözlerini açtı. Korkulukları bırakıp geriye çekildi. Derin bir nefes aldı ve yere oturdu. Dizlerini karnına çekip, başını dizlerine dayadı. Gözyaşları sessizce yanaklarından süzüldü.

Kendini bir süre daha o soğuk taşların üzerinde otururken buldu. Yoldan geçenler, ona bir an bakıp ardından kendi hayatlarına geri dönüyorlardı. Onun için dünya durmuştu, fakat etrafında hayat hız kesmeden devam ediyordu. Kalabalığın içinde kaybolmuş bir ruh gibi hissediyordu. Bu dünyaya ait olmadığını düşündü. Hayatın karmaşası ve acısı ona fazla geliyordu. O an, bu dünyadan tamamen kopma isteği daha da güçlendi.

Birden içindeki karanlık yerini soğuk bir boşluğa bıraktı. Sanki içindeki bütün duygular donmuştu, ve hiçbir şey hissedemez hale gelmişti. Bu boşluk, onu daha da yalnız hissettiriyordu ama aynı zamanda acıdan bir nebze olsun uzaklaştırıyordu. Ayağa kalktı, ağır adımlarla köprüden uzaklaşmaya başladı.

İnsan tek ömür de, aynı bedende, birden fazla kişi olarak yaşıyor. Her kayıp, her acı tecrübe, her günbatımı ve gözyaşıyla biraz değişiyor. Her kazanım, tatlı deneyim, gündoğumu ve tebessümle değiştiği gibi... İnsan, tek kişi olarak doğup çok kişi olarak ölüyor. Kimileri buna çoklu kişilik bozukluğu diyor, ben insanlık hali demeyi tercih ederim.
Unutma Dersleri
Nermin Yıldırım
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar