Hayatın en hesapsız yaşandığı ilk gençlik dönemlerinde, içimizdeki heyecanlara gem vuramayız, dolu dizgin koşan hislerimiz gözlerimizden yaş olur akar. Bu herkesçe bilinen bir gerçek.
Aşık oluruz ağlarız, ayrılırız ağlarız, seviniriz ağlarız, üzülürüz ağlarız…
Nem yüklü bulutlar gibidir gözlerimiz, duygularımız yükseldikçe içimizde, daha fazla taşıyamaz gözyaşlarımızı ve anında bırakıverir yanağımızdan aşağı inci tanelerini. Dokunsalar ağlayacağız denilen frekanstan yayın yaparız o dönemlerde. Pek ala ne zamana kadar? Haleti ruhiyemizin verdiği hassasiyet nedeniyle mezara kadar diye verilen sözlerin ömrü maalesef o kadar uzun sürmez. Çünkü aşkın ömrü o kadar uzun değildir. Kendisi için ölünecek sevgili artık elimizin altındadır. Aşkı aşk yapan sevgiliye ulaşamama ve kaybetme duyguları yavaştan kaybolmaya başlar.
Davranışlara da yansır bu duygusal değişiklik
Görmeden edemediğiniz varlığında bile özlediğiniz sevgilinizi görmediğiniz zamanlar olur hatta gözüne batmaya başlar hareketleri. Yavaştan tartışmalar başlar, flört dönemindeki maskeler birer birer iner, iki tarafta gerçek yüzlerle karşılaşmaya başlar. ‘’Ya sen ne iğrençmişsin’’ gibi sözler duyarsanız hiç şaşırmayın bir zamanların sevgi pıtırcıklarından.
Neredeyse kadın/erkek ilişkilerinin anayasasında yer alacak kadar değişmez ve çokça rastlanan bir durumdur eskimek
Eskiyen sadece bedenler değil hislerimizdir. Elini tutmakla hayata bağlandığımız sevgililerin yerinde yeller eser. Artık ilişki, belirli kurallara bağlanmış resmi görev gibidir. Giriş çıkış saatleri belli olan, iş bölümünün yapıldığı, işlerin aksadığı zamanlar da cezaların kesildiği, yaptırımların uygulandığı devlet memurluğundan farkı yoktur evliliklerin. Her geçen sene, bu resmiyet derinleşir ve resmi görevden farkı sadece hormonların ateşlediği ender geceler ve günlük yemek molalarıdır. Durum bu kadar vahim mi diyenler çıkabilir. Evet durum bu kadar vahim ama güzel yanı işyerlerinizde periyodik olarak birlikte olacağınız ve beraber yemek yiyebileceğiniz partnerler bulamazsınız hiçbir zaman evliliklerde olduğu gibi. Hayatın rutinlerinin başında çocuklara karşı olan sorumlulukları yerine getirmek için verilen mücadele yer tutar; o da iyi birer anne babaysanız.
Eğer kör bir kurşun, vakitsiz gelen bir kanser hücresi ya da trafik kazası nevinden bir kaza bela sizi bulmazsa bir yastıkta kocamaya yetecek sabrınız ve tahammülünüz varsa, beraber yaşlanma idealiniz gerçek olur
Hani seninle yaşlanmak istiyorum denilen o romantik yıllar var ya işte bak gerçek oldu. Al sana yaşlılık. Hiç kusura bakma, sen istedin beraber yaşlanmayı… Çekeceksin artık… Hasta bakıcısı da sensin evin, postacısı da… Kapıya bakmak bile kavga sebebi olur artık, gençlik dönemlerinde kapılarda karşılanan sevgililer için. Ve ilahi hüküm yerini bulmak için ecel gelir kapıyı çalar… Tık tık tık… Aman kime geldi bu davetsiz misafir diye endişeye kapılınır. Çekiliş yaptık sen çıktın denilen sevgililerden biri hayata veda eder. Bilinse de giden sevgilinin bir daha dönmeyeceği ama yine de gidenin kendisi olmadığına sevinir diğeri.
Zaten hastaydı rahmetlik, yıllardır çekiyordu da
Anlayacağınız ölüm paklar hem her türlü sıkıntıyı hem de musalla taşındaki cenazeyi. İlk gençlikte dökülmek için bahane arayan gözyaşları, asıl dökülmesi gereken yerde, cenazelerde, dökülmez işte bu yüzden karı/kocanın gözünden. N’oldu? Hani sen ağlama, ben ağlarım yerine dediğin sevgilin, bırak ağlamayı öldü, öldü… Hani sen kıyamıyordun ya o sevgiliye, dayanamıyordun ya ağlamasına bile. Bak işte o zatı muhterem artık yok. Neden ağlamıyorsun ha? İnsanoğlu anı yaşa felsefesinin geçerliliğini bir kez daha kanıtladı da ondan. İki gün ayrılıklarda gözümüzden akan yaşlar, keşke asıl olması gereken yerde de, sonsuz ayrılıklarımızda da iki damla akabilse ya…
Bugün sizlerle gene toplumsal ilişkileri konu anlatan bir BENCE yazmak istedim. Bu yazıyı yazmamda bana yardımcı olan canım arkadaşım @oğuzsoyutürkmenboyu sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Dostça ve sağlıcakla kalın...
Dostça ve sağlıcakla kalın...
İki Gün Ayrılıklarda Gözümüzden Akan Yaşlar, Keşke Sonsuz Ayrılıklarımızda da Akabilse!
Bir yanım evliliğin aşkı öldürdüğünü ve toplum dayatması olduğunu düşünürken, bir yanım, birlikte yemek yemek, sarılıp uyumak, düzenli cinsel yaşam için evlenmek istiyor.
Evlenisem, görev gibi bir cinsellik olmasın mümkünse. Cinsellik, iki tarafın da içinden geldiğinde, aynı evin içinde, her an her yerde yaşanmalı, görev gibi yaşanmamalı.
İlişkide, sevgi, saygı, uyum varsa, gözyaşları olması gerektiği her anda akar.
İnsanlar, birbirlerini tüketmek yerine, birbirleriyle olan her anın değerini bilmeliler.
Bir insanı ya da sevgiliyi tanımanın yolu , üç evreden ibarettir %40 senden önceki durumu , %20 seninleyken ve %40 senden sonraki hali tavrı davranışları...
En İyi Cevaplar