Sen misin Kaybolan, Yoksa Geride Kalan Ayak İzlerin mi?

Bu hafta hoşgörü sınırlarımızı, neye ne kadar katlanabilir olduğumuzu, tahammül çizgilerimizi sorguladım hatırlarsanız. Bu soruları sormaktaki amacım, elbette bu paylaşım için yeterli araştırmaya girebilmek, gerekli doneleri elde edebilmekti.


Katılımda bulunduysanız ve yorumları şöyle göz ucuyla bile incelediyseniz görmüş olmalısınız. Sabırlı olmaya çalışıyoruz. Ama değiliz galiba.

Sen misin kaybolan, yoksa geride kalan ayak izlerin mi?


Yorumlarınızdan, her ne kadar "hoşgörülü olmaya çalışıyoruz" sonucu çıkıyorsa da, gerçekte ne bu denli sabırlıyız, ne de hoşgörülüyüz. Aslında tahammül sınırlarımızın, sınırlı hale gelmesine sebep yine bizleriz. Yani insan ilişkilerimiz. Toplumun, her geçen gün daha da duyarsız hale geliyor oluşu.


Umarsızlıklarımızı bile umursamayarak, alışkanlıklarımızın yanına ekliyoruz. Sıradanlaşıyor her geçen gün. Ekmek yemek, su içmek gibi normal hale geliyor. Kızmak bile çok olağan bir hale gelmiş durumda. Neyse. Çevremizde olup bitenlerden yeterince sıkılıyorken sizler, ben iyice canınızı sıkıp, neşenizi kaçırmayayım. Biraz moral bulalım. Çok ihtiyacımız var.


"Kızgınlığı çabucak geçenlerden misiniz? Günlerce sürenlerden mi" diye bir soru sordum hafta içinde. Dedim ki "İlişkilerinizde, tartışma konusu her ne olursa olsun, kızgınlığınız çabucak geçer mi, yoksa günlerce sürer mi".


Hanımlar ne düşünüyor bu konuda dersiniz?


Bana kimse, kadınların öyle kolay kolay unuttuklarını söylemesin. Benim, "Kadın asla unutmaz. Unutmuş gibi yapar. O an gizler. İçinde bir yerlerde mutlaka saklar ve günün birinde, o pişirdiği enfes yemek ile birlikte önünüze zınk diye koyar. İştahla kokladığınız sıcacık çorbanızdan bir kaşık bile alamadan, o kaşığın yanında duran çatala takılır gözleriniz. Çatal ile yenebilecek tek bir şey yok masada diye düşünürken içinizden ve anlam yüklemeye çalışırken saniyeler içinde, onun bir çatal değil, biraz sonra, muhtemelen yüzlerce kelimenin bir araya gelerek, beyninizin içine edecek cümleler olduğunu farkedersiniz." teorimin işte kanıtı.



Benim ciğerim yandıysa bir şeyden, karşıdakinin ciğeri sökülsün isterim. Ama kıyamam işte. Bir rüzgar gibi benim öfkem, kısa sürer ama şiddetlidir. Dalları kırar, yaprakları uçurur. Neyse ki içimde kocaman bir güneş var, sarar sarmalar sonra. Öyle işte, karışık.


#KışGüneşiyim




Ben unutamam kolay kolay, aklımın bir köşesine yazarım. Böylece her şeye hazırlıklı olurum. #Xlaubs2




Sabun köpüğü gibidir, hemen geçer.


Ama karşımdaki unutmayıp sorunu üstelemeye veya aynı gerginliği yaratmaya devam ederse ileride hatırlamak adına aklımın bir köşesine yazmak zorunda kalırım.


#Freyja88




Eğer olay ilk defa başıma gelmişse bir anda aşırı parlayıp sönerim. Hatta ileriki günlerde 'aa bak bu kişiye şöyle kızmıştın' demezlerse hatırlamam bile yaptığımı. Ama daha öncesinde de birkaç kez gerçekleşmişse eğer, kızgınlığımın süresi git gide uzar. Şu an iki kişiye fazlasıyla öfkeliyim. İki gündür triplerdeyim hatta ve bu daha da uzayacak. Bu sinirimin sebebi de çok uzun yıllara dayanıyor diyebilirim.


#Arrowette




Konuya göre değişir. Biz kızlar bazen en ufak gereksiz şeylere bile kızabiliyoruz. Sonra düşününce o kadarda önemli bir şey olmadığını anlayınca kızgınlık falan kalmıyor. Ama ciddi konu dendi mi tamamdır... Unutulmaz asla.


#kadriyetrn




Yapılan kötülüğü unutmuyorum kızgınlığım ve kırgınlığım zor geçer.


#cerensaygin11




Ç


abuk geçer, 10 dakika sonra bir şey olmamış gibi konuşurum, küs asla kalamam ya silerim o insanı ya da aynen devam eder ama asla unutmam.


Aslında kızıyorsam bu iyiye işarettir çünkü
sevdiklerime kızarım. Artık bir kişi ona kızmadığımı görüyorsa benim için bitmiş demektir. #İyikalpli_cadı




Günlerce sürer. Ödetirim de. #x-crazyesta-x




Kızgınlığım çabuk geçer de kolay kolay affedemem. #Susankadın




Unutmam unutamıyorum. #sürgüns

Sen misin Kaybolan, Yoksa Geride Kalan Ayak İzlerin mi?




Ya erkekler ne düşünüyor bu konuda dersiniz?


Unuturlar sanıyorsunuz değil mi? Kadından farkımız yok aslında bizlerin de. Bir yerlerde saklı tutarız tutmasına da. Hani bir gün kullanabilmek adına bir silahımız olsun biz de isteriz elbette. Ve zamanı geldiğinde tıpkı hanımlar gibi, şap diye suratlarına yapıştırıverelim. Ama bu sadece bir hayalden öteye geçmez. Geçemez. Çünkü;


İlahi adaletin bana göre hiç de adil olmayan kadın yaradılışındaki estetiği, sonuca en kısa yoldan gitmeye programlanmış bir beyin taşıyan bizlerin, o beyin dalgalarından çıkan her düşüncesi, yazık ki ufacık bir tebessüm ile bir çırpıda aklımızdan uçup gidecektir. Ki bu sadece tebessüm değildir asla bizim gözümüzde, Çünkü ardından gelecek işveler, tıpkı kedinin ciğer meselesinde olduğu gibi bir beklentidir.



Kızgınlığım hemen geçer ama yazarım kenara. #CeyCess




Geçti zannediyorum ama mutlaka bir yerde yine patlak verir. #Watizdeattt




Karşımda ki sustukça daha fazla alevlenir gerginliğim. Sanırım öyle bir rahatsızlığım var, konuşmadan "tamam peki" diyerek sorunların çözüleceğine hiçbir zaman inandıramadım kendimi. Karşımda ki ne kadar iyi niyetli olursa olsun, soruma ve tepkilerime karşılık bekliyorum. İyi mi kötü mü bilemedim. #Melikşah_




Ha bundan tamı tamına 7 yıl önce bana yapılan yanlışları unutmamışım. Neyden bahsediyorsun sen dostum. #grknshnbs




Yine aynı günlerde "Hoşgörü sınırlarınızı aşan en kabullenemediğiniz şey nedir" diye sordum ve bu soruya şöyle bir açıklık getirdim. "Olabildiğince hoşgörülü ve daima yapıcı olmaktan yanasınız. Ama öyle şeyler var ki tahammül sınırlarınızı aşıyor. Hani görmemek, ya da o anı yaşamamış olmak istersiniz ya bazen. En kabul edemediğiniz şey nedir"



"İşine gelirse." Bu laf kadar tahammül sınırımı zorlayan hiç bir şey yok. Birde inançlarımı yargılayan insanlar. #KışGüneşiyim




Hiç edilmek kabul edemeyeceğim bir şey. Her şeye tamam ama ona gelemem. Kafasına sıksam olmaz. Beyninin, burun ve kulak deliklerinden akmasını izlemek istiyorum. #Inflames_54





Karaktersiz insanlar, göz göre göre yapılan haksızlıklar ve haksızlığa lal kalmak. #satır_arası





Omurgasız insanlara katlanamıyorum. Bir de merhametsiz. #_DernièreDanse_





Bir sözün diğerini tutmaması, sözlerin başka hareketlerin başka olması, yalan olduğu belli olduğu halde yalanında ısrarcı olunması, kaba konuşmalar, alaycı tavırlar, haksızlık yapılması çok var aklıma gelenler bunlar. #İyikalpli_cadı





İki yüzlülük. #Sedefss





Muhabbet ettiğim insanın ben konuşurken beni dinlememesi yetmiyormuş gibi tekrarlamamı istemesi. Şiddet yanlısı değilim aslında ama o an boynunu tutup öteki tarafa çeviresim geliyor. #nickimneolsunki





Birinin bir şeyi zorla kabul ettirme çabaları. #Doğa-Lkiz




Yarı yolda bırakılmak. #TheKerim54




Adaletsiz insanlara kesinlikle tahammülüm yok. #Milkakeks




Yalandan seven insanlardır. Kimsenin kalbi oyuncak değil. Ya delikanlı gibi sev elini bırakma. Ya da uzak dur, kabuk bağlayan yarayı acıtıp kanatma. Ben böyle düşünüyorum. #ENRIQUE1990




Hakaret ve saygısızlıktır. İnsanları ezen.. #Kursun85




Haksızlık. Bulunduğum ortam, muhatap olduğum kişi, makamı yemin ediyorum gram önemli değil. Hakkımı savunurum. Başkasının hakkını da. Olabildiğince sahip çıkmaya çalışırım. gerekirse gemileri yakarım sırf bu sebepten. Bir de salaklığa tahammülüm yok. #Maldini22



Sen misin Kaybolan, Yoksa Geride Kalan Ayak İzlerin mi?

Gördüğünüz gibi, öne sürdüğümüz gerekçeler oldukça haklı gerekçeler. Peki ya hiç düşündünüz mü? Bu denli nefret beslemek, hoşgörülü olamamak, canımız yandığında olabildiğince çok, daha çok, en daha çok can yakabilmeyi istemek gibi duygulardan kurtulabilmek için ne gerekli. Hani diyorum;



Henüz devede kulak iken pire, yorganın da bir suçu yokken hatta, hani yangın mangın da çıkmasın diye, kibritçi kızı yazmamış olsa mıydı Andersen?



Biliyorum artık çok geç. Umut işte. Kim bilir, belki insan olduğumuzu hatırlarız günün birinde. Ve sadece insan olduğumuz için bile değer vermeyi öğrenebiliriz birbirimize. Hırslarımızı, bencilliklerimizi, egolarımızı, doyumsuzluklarımızı, kibritçi kıza teslim edebiliriz. Yaksın diye içimizde ne kadar nankörlük varsa. Ve bir rüya olsa bu yaşam.


SEVGİ. Sadece sevgi. Hangi ölçüde, hangi zaman diliminde olursa olsun. Olmak ya da olmamak değil asıl mesele Shakespeare gibi. Olmaktan öte, olmamaktan yoksun.


Doludizgin koşuşturup duruyoruz boşlukların yerini doldurmak istercesine. Kimi zaman gözlerimiz boş bakıyor gelişigüzel yaşantılara. Kiminde yüreğimizin boşluğuna salıveriyoruz kendimizi. Bazen de bir akıntıya kaptırıyoruz dolsun diye zaman. Hiç vakit yokken üstelik.


Yaşamın garip tesadüflerle dolu olduğu söylenmiş hep. Garip tesadüfler, aslında tesadüf olmadığından garipsenmiş belki. "Hayat ne kadar acımasız" diye de bir laf etmiş birileri. Ve yaşanır hale getirmiş hayatın, Acımasız Garip Tesadüflerini.


Kaygılarımız, korkularımız, "Acaba" larımız var hep. Kabuslarımız aynı uykuda buluşuyor. Uykusuzlukta aslında. Hep beklenti hep beklenti. Ve ardından gelen büyük hayal kırıklıkları. Beklememeyi öğrendiğimizde ise artık çok gecikmiş oluyoruz. Önce kendimize, sonra ilişki(ler)mize. Göz açıp kapayıncaya kadar değil, görmezden geldikçe akıp gidiyor aslında bu kadar hızlı hayat.


Zaman akıp giderken aldırışsız, düşlerin ve düşüncelerin ötesinde, ansızın kayboluyor yıllar. Şöyle bir başınızı çevirdiğinizde geride kalan ayak izlerinize, özlemle iç çektiğiniz anılarınıza, bir daha tadamayacağınızı düşündüğünüz heyecanlarınızda, yeni yetme sevinçlerinizde, hesapsız göz yaşlarınızda buluyorsunuz kendinizi. Kimi zaman algılayamıyorsunuz bile;


Sen misin kaybolan, yoksa geride kalan ayak izlerin mi?


Daima #Sevgiylekalın


#Blueobsession

Sen misin Kaybolan, Yoksa Geride Kalan Ayak İzlerin mi?
Cevapla