Sosyalizm: Uygulamaları, Tarihsel Zorlukları, Hedefleri, Başarıları ve Eksikleri Üzerine Kaba Taslak Bir Bakış

Birkaç kavramla ilgili yanlış bilgileri gidermek dışında, genel olarak Marksist teoriden bahsetmeyeceğim. Yerine, tarihteki uygulamalardan, sosyalizmin nasıl bir sistem olduğunu, olmayı hedeflediğini ve neden olamadığını elimden geldiğince açıklamaya; bunu yaparken de, bazı yanlış bilinenleri de düzeltmeye çalışacağım.

Sosyalizm: Uygulamaları, Tarihsel Zorlukları, Hedefleri, Başarıları ve Eksikleri Üzerine Kaba Taslak Bir Bakış

Önce Kavramlar

Marksizm: Karl Marx ve Friedrich Engels'in kapitalizmin ve daha genel olarak sınıflı toplumun analizini yapıp bunun değiştirilmesi gerektiğini iddia ettiği teoriler bütünü, bilimsel sosyalizm. "Marksist" denince, bunlara dayanan, türlü çeşit bütün teori ve akımları kapsar.

Komünizm: Kafa karıştıran bir kavramdır. Çünkü "komünizm" denilen sistem, aslında sosyalizmin ileri, tamamlanmış aşamasıdır. Bütün Dünya'yı kapsayan ütopik bir tablodur. Marx çok teorize etmemiştir, çünkü böyle bir aşamada neler olur biter, bunu tarih belirler.

Öte yandan "komünist" nitelemesi politik bir pozisyon belirtmek için kullanılır. Ülke adlarında bulunmaz ama kişi ve parti adlarında bulunur. Aşağıda "sosyal demokrasi" de anlatacağım.

Sosyal Demokrasi: Birinci Dünya Savaşı'ndan önce bugün "komünist/sosyalist" dediğimiz partiler, hareketler bu isimle anılırdı. Örneğin Lenin'in önderlik ettiği partinin adı da Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi idi. Ancak Birinci Dünya Savaşı'nda bir çok ülkenin sosyal demokrat partileri, kendi ülkelerinin emperyalist savaşlarını destekleyince, Lenin bu isimden vazgeçti ve "komünist" ismini kullanmaya başladı. Marksist literatürde "sosyal demokrasinin ihaneti" diye geçer bu olay.

Sınıflı Toplum: Marksist tarihsel materyalist perspektife göre, tarih sınıf mücadelelerinin bir ürünüdür. Eski çağlarda köleler-efendiler, serfler-derebeyleri, kapitalizm de ise işçiler-burjuvazi (patronlar) arasında bir mücadeledir. Yani kapitalizmden önce de sınıflar vardı.

Sömürgecilik (Kolonyalizm): Kapitalizmin ilk zamanlarında ve öncesinde, Avrupalıların, Dünyanın geri kalan her coğrafyasında, doğal kaynakları ve insanları sömürgeler aracılığıyla soyup talan etmesidir. Sömürgeciliğin sıkıntısı, ele geçirdikleri bir bölgeyi elinde tutmak için sürekli orada bir ordu ve vali bulundurması gerekmesiydi, bu da masraflı iştir. Örneğin İngilizler Hindistan'da sürekli bir ordu bulundurmak zorunda kalmıştır. Benzer şekilde Fransa Vietnam'da, Belçika Kongo'da, Hollanda Endonezya'da aynı şekilde uygulamıştır.

Emperyalizm: Gelelim en yanlış bilinen kavramlara. Emperyalizm, yukarıda bahsettiğim sömürgecilikten farklıdır. Salt kaba kuvvetle değil, serbest piyasa aracılığıyla nüfuz eder bir ülkeye. Çıplak zor yerine, işbirlikçi yerli bir rejimle rızaya dayandırır varlığını. Dolayısıyla alamet-i farikası sermaye ihracıdır ve sadece kapitalist üretime değil, finans-kapitalin (mali sermaye) varlığına da ihtiyaç duyar.

Kapitalizm, krize girmemek için, biriken sermayesini yeni yatırımlara dönüştürmek zorundadır. Yatırım demek, üretim demek, ürün demek. Aynı zamanda bu ürünleri satacağı pazarlar da olmalı. Eğer bir ülkenin alım gücü yeterli değilse, emperyalizm mali sermayesi ile o ülkeye borç alma olanağı sağlar. Hem borç verir, hem de malını satar.

Ha peki, emperyalist merkezlerin parası ve ürünlerine karşı kendi üretimine dayanmaya kalkarsan ne olur? İşte o zaman "demokrasi" getirmeye kalkarlar. Bunu ya Irak'taki gibi "kimyasal silah" bahanesiyle yaparlar, ya da yerel bir işbirlikçi bulup darbe yaptırırlar. 12 Eylül 1980'de ve 15 Temmuz'da yaşadıklarımızı hatırlayın.

Şunu da belirteyim. Her başka ülkeye askeriyle giren devlet emperyalist değildir. Rusya emperyalist değildir örneğin. Ya da Türkiye de sınır ötesi operasyon yapıyor, hâttâ Suriye'de Suriye Devletinden izinsiz ve kanunsuz bir şekilde asker de bulunduruyor. Ama bu Türkiye'yi emperyalist yapmaz.

Faşizm: Bir başka yanlış bilinen kavram. Faşizm, ırkçı, aşırı milliyetçi bir ideoloji değildir. Ya da her otoriter rejim de faşizm değildir. Tanım bu olsaydı Atatürk'e faşist, kemalist rejime de faşizm derdik.

Kısacası, faşizm, işçi ya da yönetim krizi yarattığındasınıf mücadelesi, egemen sınıfın yönetim krizine neden olduğunda başvurduğu bir imdat düğmesidir. Rızaya dayalı sömürü tehlikeye girince, burjuvazi çıplak zor olarak faşizme başvurur. Bazen burjuvazinin kontrolünde kalır, bazen onu da aşar ve insanlık tarihinin en yıkıcı canavarına dönüşür.

Hitler, Opel, Krupp, Siemens gibi Alman sermayesinin iktidara getirdiği bir piyondur. Alman emperyalizminin ihtiyacı olan kaynaklara erişimi açısından da Naziler görevlerini yapmışlardır. Almanya harap olmasına rağmen bu tröstlerin hepsi bugün hâlâ varlar.

Burjuva Demokrasisi: Hani "demokrasi" diye diye başımızın etini yerler ya. Aha işte bu. Halkın önüne 4-5 yılda bir sandık konur, halk güya "seçim" yapar, böylelikle de politik gidişatı belirler. Böyle bir şey yok. Özellikle Batı Demokrasilerinde, dikkat ettiyseniz, kim gelirse gelsin hep aynı çizgide devam ederler. Almanya'da "Yeşiller" güya muhafazakârların karşısında konumlanır, ama Yugoslavya'nın parçalanmasında en büyük savaş kışkırtıcısı olmuşlardır. ABD'de iki parti var zaten, onların da birbirinden farkı yok.

Türkiye'de bugün sahneye konan ittifaklı bol partili seçim, gerçekten seçim mi? Zaten çok açık şekilde iki "ittifak" var. Bir yanda AKP, diğer yanda CHP ve AKP artıkları. CHP'nin ittifakının bize hazırladığı, aslında 2002-2008 arasındaki AKP'yle aynı.

Bütün bu ülkelerin meclis ya da senatolarındaki "temsilcilerin" profillerine baktığınızda, ezici çoğunluğunun sermaye sahibi sınıftan olduğunu görürsünüz. Şimdiki istatistikleri bilmiyorum ama 2009'du yanlış hatırlamıyorsam. TBMM'deki vekillerin %85'i "serbest iş sahibi" idi. Bu ülkelerin bir tanesinin meclisinde bir işçi, köylü temsilcisi bulamazsınız.

Yani "seçim ve demokrasi" diye yakıp yıktıkları şey, aslında burjuvazinin rızaya dayalı diktatörlüğünden başka bir şey değil.

Sosyalizmin Pratiği

Pratiği derken, olanla, olması gereken, coğrafi ve uluslararası özel konjonktürden de bahsedeceğim. Ama her şeyden önce yanlış bilinenleri ve birtakım yalanları bertaraf edelim.

Sosyalizm: Uygulamaları, Tarihsel Zorlukları, Hedefleri, Başarıları ve Eksikleri Üzerine Kaba Taslak Bir Bakış

Yalanlar ve Gerçekler

Her yerde karşınıza çıkar, Türkçe ve İngilizce YouTube'da sosyalizmle ilgili bir şey arattığınızda karşınıza o kadar çok palavra ve yalan çıkar ki, "lan harbiden böyle demek ki, herkes aynı şeyi söylüyor" dersiniz. Hayır efendim, bu tip palavraların çoğu belirli bir kaç kaynaktan üretilir derlenir, biraz yorum katılır.

Neymiş Stalin 30 milyon insan katletmiş, Mao 40 milyon katletmiş, Kim Cong Un eniştesini uçaksavarla taratmış vs vs. Hiç araştırmadan bile, bu sayıların imkansızlığını birazcık kafası çalışan biri anlayabilir. Nazi Almanya'sında bile, onca imkâna rağmen 12 yılda 7 milyon Yahudi'yi, 3-4 milyon da komünist, çingene, savaş esirini katletmiştir. 10 milyonlarca ölümün bu kadar kısa sürede cereyan ettiği bir ülke ayakta kalabilir mi? Ya da hiç mi isyan çıkmaz? Anında yıkarlar. O yüzden bu saçmalıklara inanmayın.

Ama infazlar, iç karışıklıklar, tasfiyeler olmuştur. Haksız bir şekilde de olmuştur. Ama bunların çoğu genelde parti içi hizipleşmenin sonucudur. Ayrılıkları önlemek için yapılmıştır. Çin'de de benzer süreçler yaşanmıştır. Ayrıca, açlık da yaşanmıştır bir dönem. Bunların nedeni bu ülkelerin o dönemde hâlâ çok geri kalmış olmaları ve yanlış, bilim dışı uygulamalar, bürokratik hantallık vs gibi nedenleri bardır.

Bu palavralarda asıl önemli olan bunların dolaşıma sokulduğu tarih ve kaynak olarak gösterilen kişiler. Örneğin "Holodomor" denen "açlıkla katletme" hikâyesinin öne süren Nazi destekçisi bir herif. Yıllar sonra Soğuk Savaş döneminde ABD "anti-komünizm" projeleri kapsamında bu herifleri yeniden keşfeder ve tantana başlar.

Bunlar başka bir yazının konusu. Biz devam edelim.

Beklentiler ve Rusya

Marx ve Engels, sosyalizmin gelişmiş ileri kapitalist ülkelerde gerçekleşeceğini ummuşlardır. Çünkü onlarda yoğun bir işçi sınıfı vardı. Geri kalmış ülkelerde daha çok köylü ağırlıklıdır. Köylülük, doğası gereği geridir. Geri olmasının nedeni izole bir kır hayatı sürmesi, birleşik kalabalık bir yığın olamaması, eğitimsiz olmasıdır. İşçiler ise bir fabrikada, daha birleşik bir bütündürler, bu sayede örgütlenmeye daha müsaittir. Şehirler üretimin kalbidir, hem nüfus olarak yoğun hem de daha fazla imkâna sahiptir. Bu yüzden sosyalist devrimin asıl lokomotifi işçilerdir.

Ama tarih beklentileri karşılamak zorunda değil. Nitekim Paris Komünü'nü saymazsak, ilk işçi sınıfı iktidarı Rusya gibi köylülüğün ağır bastığı bir ülkede oldu. Bir anektod paylaşalım bu vesileyle. Aslında Orak-çekiç Rusya'nın şartlarına özgü bir semboldür. Lenin, sayıca az olan işçi sınıfının köylülükle ittifakının mecburiyetine sarılmıştır. Aslında orak-çekiç köylü ile işçinin ittifakını temsil eder.

Rusya özelinde Lenin ve Partinin beklentileri, karmaşa hâlinde olan Avrupa'da özellikle Almanya'da bir devrim olması yönündeydi. Çünkü sanayileşmiş bir Almanya'da devrim, Rusya'daki devrimin hayatta kalabilmesi için şart görülüyordu. Olmadı. Rusya yalnız kaldı ve İç Savaşa sürüklendi. Sonunda Komünistler muzaffer oldu ve iktidarı aldı.

Hedefler

Sosyalizm: Uygulamaları, Tarihsel Zorlukları, Hedefleri, Başarıları ve Eksikleri Üzerine Kaba Taslak Bir Bakış

İlk devrim Rusya'da olduğu için, ilk yapılması gereken şey sanayileşme idi. Bunun için merkezi ve güçlü bir devlet, bütün özel şirketlerin (yerli ve yabancı) ve bankaların kamulaştırılması, yani devlet tekeline geçmesiydi.

Sosyalist üretim, en başta halkın ve ülkenin gereksinimlerini karşılamaya yönelik yapılır. Rusya gibi geri bir ülkede sanayileşme için, eğitimli, iş kollarında özelleşmiş bir emekçi kitlesine ihtiyaç vardı. Lenin'in ömrü yetmedi. Bunu Stalin gerçekleştirdi. Rusya bütün Avrupa'nın ve ABD'nin gerisinde bir ülke iken, iç savaş ve Nazi işgalinde yıkılmasına rağmen ABD'den sonra Dünya'nın en gelişmiş ekonomisine sahipti.

Çalışma saatleri 8 saat, konut kiraları gelirin %5'ini geçmiyordu, devrimin ilk gününden itibaren kadınlara oy hakkı tanındı (Türkiye'den öncedir bu), din tamamen devletten ayrıldı, okuma yazma oranı bir kaç on yılda %99'a çıktı vs. Sibirya'nın ücra bir köyünden bile Roma tarihçisi adam çıkarmıştır. Uzaya ilk araç, ilk canlı, ilk insan, ilk kadın yollayan da Sovyetler Birliği olmuştur.

Sanat alanında bale, müzik, resim, heykeltıraşlık, edebiyat gibi alanlarda sadece Rus kültürünün mirasını sürdürmemiş, ama Sovyetler Birliğindeki diğer halkarın da kültürlerini ilerletmiştir. Azerbaycan'dan inanılmaz müzisyenler çıkmıştır mesela. Kaybolmaya yüz tutmuş dilleri kayda aldılar ve Türkoloji alanında ciddi bilimciler yetiştirmişlerdir vs.

Sadece Sovyetler Birliği değil, Rusya'nın Çarlık dönemindeki ilk hâlinden de geri olan Çin Halk Cumhuriyeti, MAo'nun hatalarına rağmen, bugün Dünya'nın ikinci ekonomisi hâline gelmiştir. Küba, onca ambargoya rağmen hayatta kalmış ve halkına asgari bir yaşam alanı sağlamıştır. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti de aynı şekilde muazzam ambargo ve uluslararası baskıya rağmen dimdik ayaktadır. Ama sorunsuz da olmadı bunlar.

Sorunlar

En temel sorun, sosyalist Dünya ile, kapitalist Dünya'nın bir arada yaşamasıdır. Lenin çok güzel özetlemişti aslında, ya biri, ya da diğeri hayatta kalacaktır, ikisi birden yaşayamaz.

ABD'nin başını çektiği emperyalist devletler, sosyalist ülkelerden dolayı pazar alanı daraldıkça bu ülkeleri kuşatma altına almışlardır. Bir yandan Batılı ülkelerin gelişmişlik düzeyini yakalamaya çalışırken, bir yandan da kendi güvenliğini sağlamakla uğraştı sosyalist ülkeler. Sürekli teyakkuz halindeydiler. Hatta kendi güvenlikleri o kadar öne çıktı ki Çin ve Sovyetler Birliği arasında çatışma bile yaşanmıştır küçük çapta.

Emperyalist devletler Soğuk Savaş döneminde önce Kore, sonra da Vietnam'ı yakıp yıktılar. Aynısını Sovyetler Birliği'ne yapmak için de Türkiye dahil bütün çevre ülkelere üsler kurdular. Kendisine bağlı olmayan yönetimleri indirdiler, darbeler yaptılar.

Sovyetler Birliği, tüm bu kuşatmaların altında, yanlış bürokratik kararlar vererek kendi çöküşünü hazırladı. SSCB yıkılınca emperyalistler, oligarklarla beraber SSCB'nin bütün devlet mallarını yağmaladılar. Çin bu yağmaya maruz kalmamak için kontrollü bir piyasa ekonomisi uygulamaya koydu. Kore DHC ambargolar yüzünden daha da içe kapanmak zorunda kaldı vs.

Sonuç Yerine

Beklediğimden fazla "tarihsel" oldu. Asıl anlatmak istediğim şey, sosyalizmin, bugün "liberal sol" gevşeklikten çok farklı olduğunu anlatmaktı. Batının LGBT ya da saçma sapan "özgürlük" propagandasını sahiplenen ve kendine "sosyalist etiketi" takan oluşumlar var. Bunların sosyalist olmadığını, sistemin hem düzen hem aydınlanmayı beraber getirdiğini belirtmekti niyetim.

Belki başka bir yazıda daha toparlayıp yeniden yazarım.

Sosyalizm: Uygulamaları, Tarihsel Zorlukları, Hedefleri, Başarıları ve Eksikleri Üzerine Kaba Taslak Bir Bakış
Cevapla