Kapitalizmin Emek Sömürüsü, İşçi Sınıfı Mücadelesi ve Sosyalizm

Epeydir bu konuyla ilgili yazmayı düşünüyordum. 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle, düşünceleri yazıya dökmek için daha uygun bir zaman olamaz sanırım. Neredeyse bir aydır, parça parça mevzuyla ilgili kitaplığıma dönüp okumalar yaptım. Elbette Marx'ın Kapital'i bu konuda başucu kitabı oldu. Girişi fazla uzatmadan, emek nedir, emeğin sömürülmesi nasıl işler, kapitalizmin ilacı olarak sosyalizm nedir ne değildir, elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım.

Kapitalizm ve Emek Sömürüsü

Karl Marx
Karl Marx

Bir kapitalistin elinde para var. Bu paraya üretim aracı alıyor. Mesela bilgisayar olsun bu. Sadece bu da yetmez, masa, sandalye, elektrik aksamı, ofis de eklersek epey bir masraf. Tek başın abunlar kendi kendine bir şey üretemez, değer yaratamaz. Öylece dururlar. İşte bu "alet"lerin tümüne Sabit Sermaye diyoruz.

Bir şeyler üretebilmek için Değişken Sermaye dediğimiz başka bir unsura daha ihtiyaç var. O da, bu aletleri kullanarak değer üreten emek sahipleridir, bu örneğimizde yazılımcı olsun. Kapitalist, bu emek sahibi olan işçiyle bir tür sözleşme yapar: Günün belirli bir saat aralığında, senin emeğini satın alıyorum" der. Söz gelimi günde 8 saat olsun bu süre. Bu işçinin emeği her gün 8 saat boyunca kapitalistin "malı" oluyor.

Bilgisayar, masa, sandalye vs, yani kapitalistin sabit sermaye için harcadığı miktar 10 000 para olsun. 1 yıl boyunca, malzemenin hiç yıpranmadığını varsayalım. Aynı şekilde yazılımcıya ödediği aylık ücret de 100 para olsun, bu da yılda 12 000 para eder. Kapitalistin bir yılda yazılım üretmek için harcadığı miktar toplam 10 000+12 000=22 000 paradır.

1 yılın sonunda ortaya bir yazılım çıkıyor. Kapitalist, kâr edebilmek için bu yazılımı 22 000 paradan fazlaya satmak zorundadır. Sözgelimi yazılımın pazar fiyatı 28 000 olsun. Kapitalistin eline 6000 para kalıyor. Peki bu 6000 para nereden geliyor?

Sabit sermaye dediğimiz aletler, tek başına değer üretmiyor dedik. Ne harcamıştı bunun için 10 000 para. 28 000'den çıkarırsak 18 000 kalır. Eğer değer üreten tek unsur değişken sermaye, yani kiralanan emek ise, o emek sahibi bir yılda 18 000 paralık bir değer üretmiş demektir. Aylık maaşı 100 para, ama aylık ürettiği değer 18 000 / 12= 150 para.

Burada yazılımcının ürettiği değer, aldığı ücretin 1,5 katı oluyor. Yani emeğinin 3'te 1'i kapitalistin cebine giriyor. Ki burada tek bir işçinin çalıştığı küçük bir işletme ele alınmıştır. 50 işçi çalışsa sabit sermaye yatırımı da elbet artacaktır, ama kâr artışı çok daha muazzam olacaktır.

En basit şekliyle emek sömürüsü kabaca bu şekilde işler. Elbette, piyasada arz-talep, sabit sermaye fiyatlarında dalgalanmalar vs gibi son derece fazla değişken vardır, ancak işin temeli budur.

Kapitalist Üretim İlişkileri ve Çelişkiler

Kapitalizmin Emek Sömürüsü, İşçi Sınıfı Mücadelesi ve Sosyalizm

Kapitalist neden işçiye para öder? Neden köle gibi çalışanın kendisini değil de emeğini satın alır? Neden bu alışverişi yapmak zorundadır? İşçiye belirli bir ücret ödeyecek ki, işçi. o parayı, kendini yeniden üretmek için kullansın. Yani işçi aldığı ücretle gıdasını alacak, konut kirasını ödeyecek ki, ertesi gün işe gelebilsin. Aynı zamanda, işçi kendisini "canlı" tutacak bu gereksinimlerini karşılarken de pazarda başka kapitalistlerin sattığı ürünleri alacak.

Kapitalist için gerekli olan şey, işçinin ertesi gün, ay ve yıllarda da çalışmaya devam edebilmesidir. İşçi, aldığı ücretle tatile gidemez, hafta sonu ailesiyle çay bahçesinde gözleme yiyemez, marka kıyafetler yerine defolu kıyafetlerin satıldığı ucuz mağazalardan giyinebilir. İşçi ücreti ne kadar düşerse, kapitalistin cebine o kadar para girer. Ama işçinin alım gücü düşerse de, diğer kapitalistlerin kârı azalır, işçi çıkarmak zorunda kalırlar.

Aha işte o zaman da, mesela yazılımcımızın programı piyasada satılamaz, satılamazsa, o da işten çıkarılır. Ya da işçinin alım gücü düştüğü için ayda 5 değil iki makarna alacağı için raflarda satılmayan makarnalar durur. Böyle zincirleme bir "aşırı üretim" krizi çıkar. Satılamayan mallar elde kalır. Kapitalizmin bütün krizlerinin nedeni işte bu iç çelişkidir.

Kapitalizm, zengin bir azınlığın, Dünya'nın geri kalan çoğunluğunun emeğinin sömürülmesi üzerine kuruludur. Marx, Kapital'in ilk cildinde, uzun uzun, İngiltere'de kapitalizmin en vahşi döneminde sömürünün boyutlarını bir çok resmi istatistiğe başvurarak ortaya koyar. 6 yaşındaki çocuk günde 14 saat fabrikada çalışır. Dokuma tezgâhlarında 16 saat çalışan ve her türlü sağlık sorunu yaşayan işçilerin durumundan bahseder.

İşçiler Uyanıyor

Kapitalizmin Emek Sömürüsü, İşçi Sınıfı Mücadelesi ve Sosyalizm

Kapitalizmin ilk dönemlerinin vahşeti nasıl bugünkü iş kanunlarına dönüştü? 1800'lü yılların ikinci yarısından itibaren, 8 saatlik işgünü talepleri için Amerikalı işçiler iş bırakırlar. Her iş alanından işçiler her sene 1 Mayıs'ta bu temel hakları için mücadele ederler. Polisinden, grev kırıcıların kalabalığa bomba atmalarına kadar bir çok olay yaşanmıştır.

İşçilerin kapitalistlere karşı sendikalarda örgütlenme haklarından, 8 saatlik işgünü, emeklilik, hamilelik ve süt izni, eşit işe eşit ücret, hafta sonu tatilleri gibi bugün hepimizin faydalandığı haklar mücadelelerle kazanılmış ve burjuva hukuku içerisinde yer almaya başlamıştır. Kapitalistleri bu tavizleri vermeye iten mücadeleler daha sonra daha ileri bir boyut kazanacaktır.

"Kapitalist Sınıfın "Demokrasi" Yalanı

Kapitalizmin Emek Sömürüsü, İşçi Sınıfı Mücadelesi ve Sosyalizm

Bugün, "özgür demokratik ülkeler" denilen ülkelerin alayı kapitalist devletlerdir. Demokrasi dedikleri de, kapitalistlerin farklı unsurlarının çıkarlarını öne süren partilerin, kapitalizme zeval getirmeyecek şekilde bir denge mekanizmasını yürütmekten ibarettir. Temelde birbirinden hiç bir farkı olmayan düzen partileri arasında 4-5 yılda bir sandığa gitmeyi "özgür demokrasi, halk iradesi" diye yuttururlar.

Türkiye'den örnek verelim: AKP devlet kaynaklarını özelleştirerek, kendisine yakın ve habire haraç alabileceği sermaye odaklarına peşkeş çekmiştir. Elbette bu "örnek kapitalizm" değil, daha çok mafyatik bir ahbap çavuş kapitalizmi. Sadece işçi emeğinin olanca sömürüsü değil, ancak ülkenin birikmiş kaynaklarının da gaspı söz konusudur. Diğer tarafta da CHP'nin ve eski ANAP-DYP artıklarının temsil ettiği, küresel sermaye ile ilişkili, daha köklü ve "kuralına uygun" kapitalistlerin partileri var. Birbirlerinden farkı sadece "usül" yönündendir. Şunu unutmayalım 2002 AKP'sinin ekonomi programından övgüyle söz eden, 2001 krizinde Dünya Bankasından apar topar getirilen ve daha sonra CHP'den milletvekili olmuş Kemal Derviş'tir. Zaten AKP'nin yıkılıp yerine gelecek CHP'nin vadettiği program, aslında 2002-2007 yıllarındaki AKP'nin programıdır.

Bütün "demokratik" ülkelerde bu böyledir. Almanya'da Hristiyan Demokratlarla, Yeşillerin hiç bir farkı yok. Tüm bu "demokrasi" kabaresinin temel fonksiyonu, hır gür çıkmadan serbest piyasa denen kapitalist pazarı korumaktır. Hatta AB anayasasında, serbest piyasayı koruyan, bunun kaldırılması yönünde tavır gösteren üye ülkelere yaptırım ve müdahale uygulanacağına yönelik maddeler vardır. Kapitalist devletlerin demokrasisi, kapitalist sınıfın iktidarını korumak üzerinedir. Bu sınıfın çıkarları söz konusu olduğunda Yugoslavya'dan Irak'a, Afganistan'a kadar bir çok ülkeyi nasıl kana boğduklarını görmüş oluyoruz.

Sosyalizmin Şafağı

Kapitalizmin Emek Sömürüsü, İşçi Sınıfı Mücadelesi ve Sosyalizm

Sosyalizm, yukarıda bahsettiğim kapitalist sınıfın egemenliğini ortadan kaldırıp, devlet ve iktidar aygıtlarının işçi sınıfının partisinin öncülüğünde, işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesidir. Üretim araçlarının özel mülkiyeti kaldırılacak. Üretim araçları dediğimiz, fabrikalar, traktörler ya da yukarıda bahsettiğim yazılım ofisi devletin mülkiyetinde olacak. Burada devlet mülkiyeti, devlete egemen sınıf işçi sınıfı olduğu için tüm çalışanların emekçilerin ortak mülkiyetinde demek.

Üretim kapitalizmde olduğu gibi pazarda satılsın diye değil, toplumun ihtiyaçlarına göre yapılacak. İşçinin ürettiği artık değer (yani kapitalistin cebine giren para) devletin kasasında toplanacak. Bu da altyapı, konut, ya da ne bileyim modern tıbbi malzeme gerekiyorsa onun üretiminde yatırıma dönüştürülecek vs. Eğitim, sağlık tamamen ücretsiz. Konut kiraları ortalama bir işçinin maaşının belirli bir yüzdesini geçemeyecek şekilde düzenlenecek gibi bir çok halkçı uygulama olacak.

Ancak, kapitalizm, seçimle sosyalizmin, yani işçi sınıfının iktidarına izin vermez. Böyle bir "tehlike" olduğunda olağanüstü rejimlere dönüşürler işçi sınıfı hareketini bastırmak için. İşte, faşizm, aslında "kaba saba milliyetçilik" ya da "totaliter rejim" demek değil tek başına. Faşizmin varlık nedeni, işçi sınıfının iktidar olanağını kapitalizmin korunması adına olağanüstü bir rejimle fiziken yok etmektir. 1930'ların Avrupa'sında pıtrak gibi türeyen faşist rejimlerin hepsinin, işçi sınıfı hareketlerinin yoğun yaşandığı ülkelerde iktidara gelmesi tesadüf değil.

O yüzden, sosyalizm, ancak ve ancak devrimle iktidara gelebilir. Elbette, bu da savaş ve yıkım demek oluyor. 1917 Rusya'sında da yaşanan bu olmuştu. Eni sonu komünistler muzaffer olur ve adı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olan bu ülke 50 yılda tarihte en hızlı büyüyen, gelişen devlet olma başarısını göstermiştir.

Sonuç Yerine

Bugün 1 Mayıs Uluslararası İşçi Bayramı idi. AKP rejiminin Anayasa Mahkemesini tanımadan uyguladığı Taksim Yasağına da şahit olduk. Sadece Türkiye'de değil, Dünya'da da işçi sınıfı hareketinin zayıf olduğu, hatta şekil değiştirip sınıf perspektifini unuttuğu tarihsel bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla AKP rejimi, her türlü demokratik hakları ve hukuku yok saymasının ötesinde, Türkiye'nin %60'ını asgari ücrete mahkum etmesiyle, grevleri fiilen yasaklamasıyla, sendikacılığı bitirmesiyle Türkiye tarihinin gördüğü en işçi düşmanı iktidardır aynı zamanda.

Emek-sermaye çelişkisi kapitalizmin olmazsa olmasıdır. Bu yüzden kapitalizm var oldukça bu çelişki sürecektir, sürdükçe de işçi sınıfı mücadelesi ve sosyalizm gündemde kalmaya devam edecektir.

Kapitalizmin Emek Sömürüsü, İşçi Sınıfı Mücadelesi ve Sosyalizm
Cevapla