Süresi̇z Nafaka Uygulaması ve Yeni̇ Nafaka Taslağı Üzeri̇ne Düşünceleri̇m

Süresi̇z Nafaka Uygulaması ve Yeni̇ Nafaka Taslağı Üzeri̇ne Düşünceleri̇m

Süresiz Nafaka, Gereklilik mi? Haksızlık mı?

Evlilik, insanın bir aile, bir yuva ve huzur duyacağı ortamı sağlayan toplumdaki en büyük yapısal kurumdur.

Her ne kadar evlilik hayatın vazgeçilmez bir olgusuysa, boşanma da bir o kadar yaşamın gerçeğidir. 2018 verilerinde Türkiye’de 553.202 evlenme gerçekleşirken, 142.448 boşanma gerçekleşti. Boşanmalar neticesinde bağlanan ve süresiz olduğu için tartışmalara sebep olan günümüzün en popüler konusu, nafaka.

Yoksulluk nafakası evliliğin boşanma ile sona ermesinin mali sonuçlarından birisidir. Mevcut düzenleme olan, Türk Medeni Kanununun (TMK) 175. maddesinin 1.fıkrasına göre, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.”

Asıl Tartışma, Süresiz Nafaka

Toplumda sürekli olarak tartışma konusu olan husus maddenin sonunda yer alan süresiz olarak nafaka isteyebilir ibaresidir şeklinde konuşan Ekinci, “Zira bu ibare nedeniyle evlilik süresine bakmaksızın şartları oluştuğu takdirde hakim tarafından süresiz olarak nafakaya hükmedilmektedir. Madde metninde her ne kadar “süresiz olarak” ibaresi bulunmakta ise de hukukçular arasında da bu konuda bir fikir ayrılığı bulunmaktadır. Bir kısmı var olan düzenleme de taraf açısından süresiz olarak nafaka isteyebilir ibaresinin hakimi bağlamadığını ve emredici nitelikte olmadığını ve hakimin taktir yetkisini kullanarak sınırlı bir süre için nafakaya hükmedileceğini, bu anlamda sorunun kanundan değil uygulamadan kaynaklandığını savunurken bir kısmı ise maddenin emredici nitelikte olduğunu ve hakime taktir yetkisi vermediğini savunmaktadır.”

Yüksek yargının konuya bakışı nasıl?

Yüksek mahkeme uygulamalarına bakacak olursak; Anayasa Mahkemesi 17.05.2012 tarihinde madde metninde yer alan “süresiz” ibaresinin anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir. Yargıtay ise yerleşik içtihatlarında madde metninin hakime taktir yetkisi vermediği ve hükmedilecek nafakanın süresiz olması gerektiği, nafakanın süre ile sınırlandırılmasının kanuna açık aykırılık oluşturacağı görüşünü benimsemiştir. Yakın zamanda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi tarafından verdiği karar ise nafakanın hakim tarafından süreli olarak tayin edilebileceği yönündedir.

Yürürlükte bulunan kanuna göre nafakanın süresiz olarak tayini konusunda hakimin taktir yetkisi olup olmadığı noktasında Yargıtay uygulamasının, maddenin lafzına ve gerekçesine uygun düştüğü açıkça ortadadır. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararının açıkça kanuna aykırı olduğu kanaatindeyim. Zira ülkemizde yoksulluk nafakasının tarihsel gelişimine baktığımızda; Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 144. maddesinin, 04.05.1988 tarih ve 3444 sayılı Kanunun 6.maddesi ile değiştirilmesinden önce, yoksulluk nafakası bir yıllık bir süre için talep edilebiliyordu. Bu hüküm bir yılın sonunda yoksulluktan kurtulamayan eşin ekonomik açıdan çöküş yaşayacağı gerekçesi ile öğreti de ve uygulamada eleştiriliyordu. Mehaz İsviçre Medeni kanununda da böyle bir süre sınırlaması olmaması da işaret edilerek, 04.05.1988 tarihli ve 3444 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrasında bir yıllık süre sınırı kaldırılmış ve yoksulluk nafakasının “süresiz” olarak istenebileceği hükmü getirilmiştir. Maddenin hükümet gerekçesinde “…. Bir yıllık nafaka kaydının adalete uygun düşmediği nazara alınıp, kaynak İsviçre Medeni Kanununun 152. Maddesine uygun olarak süresiz nafaka mecburiyeti esası kabul edilmiştir.” Denmekle de bir kez daha nafakanın süresiz olması mecburiyeti ve bu konuda hakimin taktir yetkisinin olmadığı ortaya konulmuştur.

Kanunda Özgün Düzenleme Yapmak Gerek

Üzerine durulması gereken ve enteresan olan bir nokta da şudur: Kaynak olarak alınan İsviçre Medeni Kanununun 152. Maddesi, bizdeki 1988 düzenlemesinden sonra 26.06.1998 tarihinde yapılan ve 01.01.2000 tarihinde yürürlüğe giren İsviçre Medeni Kanununda yapılan değişiklikle nafaka süreli hale getirilmiştir. Mehaz kanunda yapılan değişiklikten 19 yıl sonra bu kez biz kendi kanunumuzu mehaz kanuna paralel hale getirme talebi ile karşı karşıyayız. Bu durum karşısında, mehaz kanunu taklit etme ve ona paralel değişiklikler yapma alışkanlığından vazgeçip, toplum gerçeklikleri ve ihtiyaçları ile paralel, milli değerlerimizi muhafaza edecek özgün düzenlemeler yapma gerekliliği bir kez daha kendini gösteriyor.

Meclis Araştırma Komisyonu Raporu

Tüm bu tartışmalar sürüp giderken 14 Mayıs 2016 tarihli “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporunda, “Saha çalışmalarında görüldüğü üzere, çok kısa süren (birkaç gün), hatta fiili birliktelik gerçekleşmemiş ve/veya eşit kusurluluk halindeki boşanmalarda, eşlerden birinin süresiz olarak yoksulluk nafakası ödemesi, bu nafakayı ödeyen eş için orantısız bir ceza haline geldiği ifade edilmiştir. Yoksulluk nafakasının süresiz olarak verilmesi, bir sorun olarak belirtilmiştir. Bunun aynı zamanda kadının güçlenmesinin önünde bir engel olduğu da söylenmiştir.

Bu süreç ve toplumdan gelen yoğun talepler neticesinde bir kanun değişikliği noktasına gelindiği herkesin malumu. Kanun değişikliği arifesinde akıllardaki en önemli soru kanun değişikliğinin nasıl olması gerektiği. Bu konuda çok değişik öneri ve teklifler bulunmakta. Kimisi evlilik süresi ile nafakanın sınırlandırılması gerekliliği, kimi süre sonunda yeniden değerlendirme yapılarak belli süre ile uzatma kararı verilebilmesi gibi önerilerde bulunurken, bir kesim ise nafakanın süresiz olarak devam etmesi yönünde görüş bildirmektedir.

Avrupa'dan Kanun Kopyalamaktan Vazgeçmeliyiz

Taleplere bakacak olursak aslında genel olarak, yine özellikle kıta Avrupası hukuk sistemlerindeki düzenlemelere paralel olduğu göze çarpıyor. İsviçre hukukundaki 5 yıldan az süren evlilikleri kısa süreli evlilik olarak sınıflandırılması, Hollanda hukukundaki üst sınır olan 12 yıl sonunda nafakanın devam edebilmesi için mahkeme tarafından yeniden karar verilerek uzatılabilmesi düzenlemesi ve kısa süreli ve çocuksuz evliliklerde evlilik süresine eşit nafaka süresi düzenlemesi, Belçika hukukundaki evlilik süresi kadar nafaka düzenlemesi ve nafaka süresi bitiminde sürenin uzatılabilmesi gibi. Yabancı hukuki metinlerine paralel yapılan ve özellikle toplumsal değer yargıları ve aileyi ilgilendiren konularda yapılan düzenlemeler bugüne kadar toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalmıştır. Bu nedenle öncelikle kanun değişikliğinde kıta Avrupası hukuk sistemlerinden kanun kopyalamaktan vazgeçmeliyiz. Zira bu faydasız bir kolaycılık olup, orta ve uzun vadede sorun çıkarmakla kalmayıp, her seferinde yeni düzenleme yapma ihtiyacı doğmakta ve bu süreç zarfında yeni mağdurlar doğmaktadır.

Hakime Geniş Takdir Yetkisi Verilmeli

Yapılacak kanun değişikliğinde kazuistik bir yöntem yerine, çerçeve bir düzenleme yapılarak, hakime olayın özelliğine göre geniş bir taktir yetkisi tanınmalıdır. Böylece toplumdaki değişikliğe kanunun uyum sağlaması ve değişen durumlarda, uzun uğraşlar ve kanun değişikliği gerekmeden içtihatlar yolu ile revize edilmesi mümkün olacaktır. Kazuistik bir düzenleme, değişimlere ayak uyduramayacağı gibi yeni mağduriyetlere de sebep olabilir. Örneğin, bir evliliğin 1 ay sürdüğünü kabul edelim. Bu evliliğin boşanma ile sonuçlanması durumunda 1,2 yıl gibi bir nafaka ödeme süresi öngörüldüğünü varsayalım. Peki bu bir aylık evlilik sürecinde hamilelik gerçekleşmişse bu durumda kadından çalışmasını ve yoksulluğa düşmemesini bekleyebilir miyiz? Akla çocuk olması durumunda nafaka süresinin daha uzun tutulmasına dair düzenleme yapılabileceği gelebilir. Ancak, hayattaki tüm ihtimalleri tahmin ederek bir düzenleme yapmasını kanun yapıcıdan beklemek hayatın olağan akışına aykırıdır. Bunun için yapılacak düzenlemenin çerçeve bir düzenleme olması ve hakime geniş bir yetki alanı tanıması gerekmektedir.

Hakimin Vicdanı

Son olarak, yapılacak yeni düzenlemede istisnai hallerde de olsa hakime süresiz nafakaya hükmetme yetkisi tanınmalıdır. Yine evliliğin 1 ay sürdüğünü düşünelim ve bu evlilik boşanma ile sonuçlansın. Ancak bu evlilik diğer eşin uyguladığı şiddet sonucunda bitmiş ve bu şiddet neticesinde eş çalışamayacak bir duruma gelmişse, bu durumda evlilik süresine göre nafaka süresi düzenlemesi hakkaniyetli olmayacaktır. Bu ve benzeri nedenlerle, cansız kazuistik bir düzenleme yerine hakimin vicdanı ve taktir yetkisi ile yaşayacak ve gelişecek olan çerçeve bir düzenleme yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Görüş ve eleştirileriniz beni mutlu edecektir.

Sağlıklı günler dilerim.

Süresi̇z Nafaka Uygulaması ve Yeni̇ Nafaka Taslağı Üzeri̇ne Düşünceleri̇m
17 Görüş