Öncelikle "Merhaba" mı demeliyim?

Hepiniz sosyal fobinin ne olduğu hakkında az çok bir şeyler biliyorsunuz. Muhtemelen çevrenizde, siz fark etmemiş bile olsanız, kesinlikle bir tane sosyal fobisi olan kişi vardır. Oldukça yaygın yaşanan bu durumun ortaya çıkmasında pek çok etken var.
-İnsanlar
-Baskı
-Yargılar
-Korku
-Kendini ifade edememek
-Benlik kaygısı
-Kargaşadan kaçınmak istemek
Bunu oluşturan etmenlerin sonu yok çünkü insanlar, bir insanı hasta etmekte virüsten daha iyiler ve insanlarla hayatımızın her anında karşılaşacağız. Tamam çok nefret dolu bir düşünce oldu...
Aşırı güzel/yakışıklı insanlar da sosyofobik olabilir.

Sosyofobik insanların birçoğu toplum tarafından dışlanan insanlardan oluşsa da, asıl bu hastalıktan muzdarip kişiler toplumdan kendini dışlayanlardır. Yani dışarıdan baktığınızda "Çok Yakışıklı/Güzel" dediğiniz kişinin de sosyofobik olması ihtimali diğerlerine göre daha yüksektir. Zira kişinin toplumdan kaçınması için öncelikle o toplum içinde fazlaca yer etmesi gerekiyor.
Yıkılamaz korkular bilmediğin şeylere duyulan değil, deneyimleyip boğulmak üzere kurtulduklarınadır.
İnsanlardan korkmuyoruz! Onlarla iletişime geçmek korkutuyor.

İnsanlar içinde bulunmak, bir anlık göz göze gelmek, bir kelime dahi söylemek, bir şey istemek, yanından geçmek veya yanlışlıkla olsa bile temas etmek Sosyofobik insanların zihin karmaşasında kendilerine işkence eden sesi dürtmek için yeterlidir.
Evet, çoğu zaman kendi içimizdeki sesten kaçmaya çalışıyoruz!

Düşünmek... Beynimizin sürekli çalıştığı gerçeğini biliyoruz. Hepimiz gün içinde milyonlarca düşünceyi mantık süzgecimizden geçiriyoruz. Sosyofobik insanlarda ise bu durum bin tık daha fazladır. Örnek veriyorum;
Biri ile göz göze geldiniz. "Acaba yanlış mı anladı?" diye herkes düşünüyordur veya o kadar takılmıyordur. Peki ya sadece bir saniye bile sürmeyen bir durumu masaya yatırıp saatlerini bunu çözümlemeye harcamak? İşte sosyofobik insanların düşünme stili budur. Önemsiz dediğiniz veya gerekliden fazla düşünmediğiniz konuları beyinleri patlayana kadar düşünüyorlar.
Pek çok kez gecenin bir vakti uykularımın bu sebepten bölündüğünü, düşünmemem gereken bu şeyleri güneş kendini gösterene kadar düşünüp kendime işkence yaptığımı biliyorum.
"Acaba yanlış anladı mı?","Hakkımda neler düşünüyor?", "Onu tanıdığımı veya sapığı olduğumu düşünmesin?" , "Düşünür mü ki?", "Kesin aşığım/nefret ediyorum sandı.", "Tekrar karşılaşır mıyım?", "Ya orada onu görürsem?", "O sırada nasıl baktığımı hatırlamıyorum!"... Konuşmaya başladığında susmayan bir iç sesiyle yaşıyoruz...
Bazen, bir şeyler oluyor ve kendimizi açığa çıkartıyoruz.

Hakkımda ne der demiyoruz veya bulduğumuz yere kaçmıyor saklanmıyoruz. Düşündüklerimizi 'direkt' söylüyoruz. Her zaman yüzümüzü güldüren sonuçlar alamıyoruz ki zaten yüzümüzü güldüren sonuçları düşünmeye başladığımızda tekrar bozuluyor. İnsanlara kendini açmak veya insanlara açılabilmek giderek zorlaşıyor. Çünkü; ANLAMIYORLAR. Biz çabalarken onlar anlamadıklarında bir tık daha mesafe koyuyoruz...
Bizim için her şey daha zor hale geliyor. Nefes almak bile kolay değil.

Yaşıyorsun, insanlarla iç içesin, annen/baban insan ("vay be ciddi misin?" demek yok. Şşt) ve sen hepsiyle etkileşim içinde olmak zorundasın. Bundan kaçınmak kişiyi yavaş yavaş tüketmeye başlıyor. Sadece sosyal fobiyle sınırlı kalmıyor. Onunla beraber beslenen hastalıklar veya onu besleyen hastalıklar artıyor; Panik atak veya Obsesif (takıntılı) bozukluk.
Ve kaçınmaya başlıyoruz...

Daha az insan olan yerlere gitmek hatta dışarıya çıkmaya sebep olacak şeylerden uzaklaşmak için çabalıyoruz. Dışarıda, kalabalıkta akla gelebilecek her yerde kulaklıkları kulağımıza takıyoruz. Son derece yüksek seste bir müzik açıyoruz. Hatta bazen müzik tek kaçış rotamız oluyor.
Yürürken gökyüzünü, yeri veya telefonu odak noktası yapıyoruz. O an kafamızda oluşan birkaç düşünce selini kovalamak adına derin derin nefes alıyoruz. Derin nefesler sıklaşmaya başladıkça evin yolunu bulmak bir işkenceye dönüşüyor. Eve adım atar atmaz "Bir daha sokağa çıkmayacağım." diyoruz.
Düşünecek bir şey kalmayana dek, yalnızlaşıyoruz.

O an gökten simsiyah kanatları olan bir melek iniyor ve üzerinde "Tebrikler Artık Sosyofobiksiniz!" yazan topluluk kartını size uzatıyor. Peki insanlarla nasıl ilişki kuruyoruz değil mi?
Bizi kurtaran maskeleri takıp geliyoruz!

Pek çoğumuz rol yapma konusunda o kadar iyi olamıyoruz ama başaranlar da var. Tabi eve döndüklerinde takındıkları maskelerin ve sergiledikleri en ufak tavrın bile düşünülmemiş yanı kalmıyor. Bakın bu sevmediğiniz birine seviyormuş gibi yapmak falan değil. İnsanları değil, kendimizi kandırmaya çalışıyoruz.
Buluşmalar bizim için psikolojik işkenceye dönüyor.

Buyur bir de buradan bak. Hayır illaki herkes ilk buluşmada gerginlik yaşıyordur. Eğer buluşacağımız tarih belirli ise, geri sayım defterinin yaprakları o tarihe doğru çevrilirken kırk bin farklı kombinasyonda buluşmanın taslağını oluşturuyoruz. Lakin pek çok kez telefonunuz çalıyor. Evet evet, sosyofobik biriyle buluşacak kişiler sizin telefonunuz çalıyor. Açtığınızda duyduğunuz şey kesinlikle YALAN ya da yalan çok acımasız oldu bahane diyelim.
"Cenazem var."
Bu benim buluşacağım kişiyi arayıp söylediğim bir bahaneydi. Muhtemelen bundan daha iyisini durumun ciddiyetine bağlı olarak da bulabiliyoruz.
Buluşmaktan kaçamadığımız kimseler de olabiliyor tabi...

Biraz yukarıya çıktığınızda, pardon biraz değil en başa '"Öncelikle Merhaba." mı demeliyim?"' kalıbını yine birden fazla kere düşünüp giriş cümlesi arıyoruz. Zaten buluşmadan 3 gün öncesi buluşmada konuşulacak pek çok şeyin provası yapılmış olabiliyor. Eğer çok kötü olursak, buluşma boyu susuyor, sizi dinliyoruz veya konuşma boyunca sizi kendimizden uzaklaştırana kadar saçmalıyoruz. Haliyle bu karşı tarafta pek olumlu etki oluşturmuyor. Ya kaba oluyoruz ya dengesiz ya saygısız ya acınası ya da hepsi.
Çoğu kez, insanlarla ilişki kurmak için verdiğimiz savaşı kaybediyoruz.

Karşımızdaki kişinin sabrının kesinlikle hat safhada olması gerekiyor. Her ne kadar başaramasak da, biz hayatımızda olmasını istediğimiz kişiler için gerçekten çabalıyoruz. Çoğu zaman çevremizde bize katlanabilen insan sayısı bir elin üç parmağını geçmiyor. Çoğumuzun hayatında bir kişi ya var ya da yok...
Sosyofobik insanlara dert değil, terapi gibi gelmeniz dileğiyle..
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar