Olay : Fransız kadın yazar ve fliozof Olympe de Gouges Fransız devriminden hemen sonra yayınlanan ve anayasada da kabul edilen Erkek ve Yurttaş Hakları Bildirgesi' ne karşı, "Kadına darağacına çıkma hakkı tanınıyor; öyleyse kürsüye çıkma hakkı da olmalıdır" düşüncesiyle 1791 Anayasasının yayınlanmasından birkaç gün sonra "Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesini" kaleme aldı ve yayımladı.
Adam, sen, adil olabilir misin? Sana bu soruyu bir kadın soruyor. En azından bu hakkı ondan alamazsın. Söyle bana, benim cinsimi baskı altına alan, kendinden menkul iktidarı kim verdi sana? Gücün mü? Yeteneklerin mi? Yaratıcıyı hikmetinde tanı. Yakınlaşmayı ister göründüğün doğanın ihtişamı içinde şöyle bir yürü ve eğer cesaret edebilirsen, senin baskıcı egemenliğine kaynak oluşturabilecek bir örnek bul. Hayvanlara git, elementleri araştır, bitkileri incele, evet, doğanın işleyişine bak ve eğer sana bunun için gerekli araçları gösterirsem, kanıtlarımı kabul et. Eğer yapabilirsen, doğanın düzeni içinde cinsleri ara, araştır ve karar ver. Onları her yerde, herhangi bir ayrım olmadan birlikte görebilirsin; onlar her yerde uyumlu bir topluluk olarak bu ölümsüz şaheseri yaratmak için çalışıyor.
Yıl : 1857 Tarih : 8 Mart Yer : New york / Amerika Birleşik Devletleri
Olay : Bir tekstil fabrikasında çalışan 40.000 dokuma işçisinin, daha iyi çalışma koşulları sağlanmasına yönelik başlattığı grev sonucu, polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi ve ardından çıkan yangında, işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması nedeniyle 129kadınişçininölmesi.
Yıl : 1910 Tarih : 27 Ağustos Yer : Kopenhag / Danimarka
Olay : Aradan 53 yıl geçiyor. Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı' nda Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getiriyor ve öneri oy birliğiyle kabul ediliyor.
Yıl : 1979 Tarih : 18 Aralık Yer : Birleşmiş Milletler Genel Kurulu
Olay : Kadın erkek eşitliği ilkesinin bütün yaşam alanlarında gerçekleştirilmesi için atılan en önemli adım. "Birleşmiş Milletler (BM) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi" nin kabulü. 1 Mart 1980 tarihinde imzaya açılan sözleşme İkinci Dünya Kadın Konferansı’ nın açılış protokolünde 51 devlet tarafından imzalanıyor ve 3 Eylül 1981 tarihinde yürürlüğe giriyor. Türkiye bu sözleşmeyi 1985 yılında imzalamış ve CEDAW Sözleşmesi ülkemiz açısından 19 Ocak 1986'da yürürlüğe girmiştir.
Peki yüzyıllar sonra ne değişti?
Bildirgeler, atılımlar, ayaklanmalar, idamlar, sözleşmeler, yasalar, kongreler, kurul kararları, anayasalar vs ... vs... vs... Yüzyıllar boyunca kadına verilemeyen hak, verilemeyen değer, verilemeyen özgürlük sadece kağıt parçalarında ve tarihin tozlu sayfalarında, kıyıda köşede kendine yer edinmiş. Sözde kadın, uygulamada karşı cins. Vay be! Ötekileştirmek kadar kolay yaptığımız başka hiçbir şey yok.
Aradan geçen bunca yıl sonra ne değişti? Örneğin yaklaşan 8 Mart ' ı ne kadar önemsiyoruz? Hadi diyelim insan olabilmenin bilincine varmış birçok kişi önemsedi. Peki ya 9 Mart günü ne değişecek? Ağlayan bebeğin ağzına şeker vermekten farksız bir şekilde "Yaşasıııın!!!... Kutladııııık!!!... Hadi bakalım gün bitti. Gerçeğe dönmenin zamanı" demeyecek olan kaç kişi kalacak merak ediyorum doğrusu.
Hiç düşündünüz mü? Yüzlerce yıldır süregelen bu zorbalık değil mi insan doğasını hallaç pamuğuna çeviren şey. Kadını bu denli isyan etmeye zorlayan, sürekli bir çatışmaya sokan hani. Biraz empati yapalım mesela. Sürekli aşağılandığınızı, tek bir nedenle -ki o nedenin ne olduğunu anladınız- birkaç dakika değer gördüğünüzü, ötekileştirildiğinizi, taciz ve tecavüze uğradığınızı, fikir ve değer yargılarınızın önemsenmediğini, yaptığınız hiçbir şeyin takdir görmediğini, yaşamak istediğiniz hayata dair önünüze sürekli bir kısıtlama getirildiğini, şiddet gördüğünüzü, attığınız her adımda kaygı ve korku yaşadığınızı, giyiminizden kuşamınıza, yediğinizden içtiğinize kadar her şeyinize karışıldığını, herkes için özgür kılınan şeylerin size "ayıp ya da günah" sayılarak yasaklandığını, özgürce yaşama hakkınız olmadığını, sadece giydiğiniz kıyafetler yüzünden acımasızca eleştirilerek fütursuzca yaftalandığınızı, huzurla nefes alabilmeniz için tek ve değişmez koşulun, kendini "efendi" ilan edene, kayıtsız şartsız biat etmeniz olduğunu düşünün. Siz ne yapardınız? Sürekli isyan etmez miydiniz? Karşı koymaz mıydınız? Ya da istediğiniz şeyleri elde edene kadar size hükmetmeye çalışan insanın en büyük zaaflarını kullanıp ona savaş açmaz mıydınız? Elbette yapardınız. Çünkü İNSAN olmanın doğası bu. Karşı koymak. Haksızlıklara tepki göstermek. O halde bir kadının "sürekli dır dır etmek" olarak nitelenen bu denli çok konuşmasında yegane sebebin, gerçekte yine bizim zorbalığımız olduğunu anlamak ve kabul etmek gerek. Kadın bu kadar çok konuşmuyor aslında. Hakkını arıyor.
Hepimiz aynı şeyle besleniyoruz
Her şeyden önce kendiniz için ne istiyorsanız, bir kadının da aynı şeyleri isteme ve yaşama hakkı olduğunu bilmek gerek. KADIN olduğu için değil, İNSAN olduğu için. Yok birbirimizden bir farkımız. Irkımız aynı, aynı gözlerle görüp aynı kulaklarla işitiyor, aynı dille konuşuyoruz. Aynı yolda yürüyor, aynı havayı soluyor, aynı toprağı işliyor, aynı yağmurda ıslanıyoruz. En önemlisi de aynı şeyle besleniyoruz. SEVGİ ile.
Kadın olmak bir ayrıcalık değildir. Erkek olmanın bir ayrıcalığı olmadığı gibi. Lakin İNSAN olmak, yeterli bir ayrıcalıktır. İnsanlığımızı unutmamak kaydıyla elbette.
Şimdi soralım kendimize. Bir erkek olarak ne denli ihtiyacımız var bir kadına. Bir kadın olarak ne denli ihtiyaç duyuyoruz bir erkeğe? Hiç şüphesiz "olmazsa olmazlar" ın baş köşesine oturuyor bir erkek için bir kadın, bir kadın için bir erkek. O halde kıymet bilmek gerek. Birbirimiz olmadan yapamıyorsak, yaşayamıyorsak birbirimiz olmadan, değer vermek, değerli hissettirmek gerek.
Yaşamı anlamlı kılan şey bir kadındır en çok
Hayata anlam kazandırandır kadın. Sırtınızdaki yükü hafifleten. En büyük çıkmazlarınızda destek olan. En keyifsiz günleri neşelendiren bazen. En büyük beklentinize cevap olan kiminde. Paylaşmanın hazzını en çok yaşatan kimi zaman. Yorgunluklarınızı bertaraf eden ufak bir dokunuşla. Ufacık bir tebessümü ile her şeyi unutturan. Tek bir anlamlı bakışıyla nefesinizi kesen. En büyülü öpücük onun dudaklarında gizlenen.
Bir kadın ile aile olabilirsiniz ancak. Baba olmanızı sağlayıp, size sorumluluk almayı öğretendir kadın. En güzel, bir kadın sevebilir sizi. Doğduğunuzda annenizdir o kadın, sonrasında eşiniz olandır. Ve en çok kızınız aşık olur size.
#KadınOlmak enfes bir gülümseyiştir. Gülebilir misiniz onun kadar içten? #KadınOlmak mucize bir dokunuştur. Dokunabilir misiniz onun kadar yumuşak? #KadınOlmak sihirli bir busedir. Öpebilir misin onun kadar sıcak? #KadınOlmak muhteşem bir bakıştır. Bakabilir misiniz onun kadar büyülü? #KadınOlmak sımsıcak bir aşktır. Sevebilir misiniz onun kadar tutkulu? #KadınOlmakAfet-i Devran olmaktır. Becerebilir misiniz?
Bir kadındır en çok değer veren ilgi gösteren size, bir başkası değil. "Kadınım" demeyi bile bu kadar güzelleştiren şey değil midir? Dünyanın en muhteşem hazlarını yaşatan hani? Ona verebildiğiniz en güzel şeyleri misliyle verebilen size? Bir kadın değil midir sofranızı tatlandıran, acınızı paylaşan, toprağınıza yağmur olan, mis gibi kokan hani? Yağmur sonrası toprak gibi kokmaz mı bir kadın? Ve bu koku başka hiçbir kokuya benzemez hani? Demiş ya yazar;
Bir erkeği hayatın içinde kadınlar gezdirir. Hayatınız seçtiğiniz kadındır. Bir kadın değil bir hayat seçersiniz çünkü.
Yeter ki değerli olduğunu bilsin. Yeter ki güven duysun ve yanınızda güvende hissetsin kendini. Yeter ki sizinle huzur bulsun. Emin ise sadık olduğunuzdan bir kadın, her konuda ona saygı gösterdiğinizden ve içtenliğinizden emin ise bir de, size veremeyeceği hiçbir şey yoktur. İşte o zaman hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyaç duymazsınız. Çünkü ihtiyacınız olan her şey bir kadında saklıdır. Yeter ki siz o saklı olanı ortaya çıkarmayı bilin. Ona sadece kadın olmanın çok özel olduğunu değil, her şeyden önce İNSAN olduğunu hissettirin yeter ki.
Kadınlar muhteşem bir tablo gibidir. Erkeklerse sorun. Bir kadının aslında ne söylemek istediğini bilmek istiyorsanız onu izleyin."
demiş Oscar Wilde. Dinlemek yetmez yani bir kadını. Anlamak gerek önce. İnce ince işlemek tüm benliğini. Ezber etmek her dilde söylediğini. Kadınlara dair yazılanlar içinde, en çok şu paragraf etkiliyor beni;
Kızıl bir kor gibi örslerine bıraktığım ruhumu bazen sert darbelerle, bazen yumuşak dokunuşlarla şekillendiren, benden bir başka ben yaratan, onun her şeyi, babası, oğlu, kardeşi, kocası, sevgilisi olduğum, onu her şeyim yaptığım, varlığıyla her şeyin tadını, kokusunu, görüntüsünü değiştiren, sıradan birçok davranışı olağanüstü maceralara dönüştürüp olağanüstü maceraları olağanlaştıran kadınlar yitirmenin ne olduğunu biliyorum...
#KadınOlmak bir ayrıcalık değildir belki ama, saygıyı ve minneti sonuna kadar hak eder. Çünkü emin olun bekledikleri şey ayrıcalıklı olmak değil, değerli kılınmaktır. Kendini değerli hissedebilen bir kadının yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Değersiz hissettiğinde yıkamayacağı hiçbir şey olmadığı gibi.
Kadınlığın tarihini ancak bir kadın yazar. Lakin yine bir kadındır o tarihi değiştirebilen. Kısaca diyoruz ki; "Bütün bu kanunlara, bildirgelere, kurul toplantılarına, anayasaya, yasal dayatmalara, kongrelere, konferanslara neden ihtiyaç duyuldu? Gerek var mıydı? Bakın babalar günü dışında bir erkeğe hiçbir sosyal hediyemiz yok. Ama bir kadın için, sayılamayacak kadar çok sosyalite var. Neden? Zorbalık ve zulüm ile yaşayan bir tek kadın da ondan. Günah çıkarmaya çalışmaktan bir farkı yok benim gözümde bütün bu olan bitenin."
Sevgiyle kalın. Rüzgar.
Kadınlığın Tarihi, Dünyanın Gördüğü En Büyük Zorbalığın Tarihidir
En İyi Cevaplar