Kadının beyanı esastır ilkesini tartışalım mı?

Kamuoyunda "Kadının beyanı esastır" şeklinde bilinen fakat "Cinsel şiddete maruz kalanın beyanı esastır" şeklinde genişletilebilecek bu ilke güya adil yargılamadaki çeşitli ihtiyaçları karşılamayı ve maddi gerçeğe ulaşmayı amaçlıyor. Aranızda hukukçular varsa bu konuya özellikle fikir beyanına bekliyorum, zira adalet kelimesini kökünden sarsan bir ibare bu.

Cinsel suçlarda söz konusu olan "Kadının beyanı esastır" ilkesi, delil yetersizliği olan durumlarda kadın veya çocuğun beyanının esas alınarak kovuşturma aşamasına geçilmesi ve beyanın yargılama aşamasında da delil niteliği taşıyabilmesi anlamına geliyor. Yani özetle bir kadın bu adam bana tecavüz etti diye sizi parmakla gösterip delil olmadığı ortamda (ki yok) evinizde konudan habersiz kahvaltı yapan sizi emniyetin evinizi aniden basmasıyla sonuçlanarak erkekleri tecavüz suçundan içeri tıktırabiliyor.

Bu ilke direk insan hakları ihlali değil mi? Masumiyet karinesine aykırı değil mi sayın hukukçular? Türk Ceza Kanunu'nda böyle bir ilke nasıl olabilir?

Tartışmaya erkekler askerde ölürken ve büyük şirketlerin insan kaynakları sorumluları "pozitif ayrıştırma yapıyoruz" diyip erkeklerin başvurularını reddederken sesleri çıkmayan feminazileri de bekliyorum.
Kadının beyanı esastır ilkesini tartışalım mı?
Cevapla