Önsöz
Herkese merhabalar dostlarım, canlarım. Biliyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti, masa başında kurulmuş bir ülke değildir. Yedi düvelin Emperyalist devletleri, içeriden ve dışarıdan işgali destekleyen yöneticiler ve birtakım kesimlerin desteğini alarak memleketi işgal etmiştir. Yöneticiler, işgale karşı çıkmak yerine seyretmekle yetinmiş, yurdu düşmanın insafına bırakmışlardır; taa ki sarı saçlı mavi gözlü yiğit Samsun'a ayak basana dek.
Atatürk, tarihin ilk Anti-Emperyalist mücadelesinden alnının akıyla çıkmış ve Emperyalistlere ağızlarının payını bir güzel vermiştir. Bununla yetinmemiş, yeni kuracağı ülkeyle, nice dünyaca ünlü devrimciyi kendine hayran bıraktırarak bir dizi devrim gerçekleştirmiştir.
Atatürk Devrimleri ve Cumhuriyet Reformları
Devrim, kelime anlamıyla, "belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik" olarak karşımıza çıkar*. Atatürk, yaptığı devrimlerle Türkiye'de ve dünyada nam salmış nice devrimciye örnek olmuş; onları kendine hayran bırakmıştır. Atatürk Devrimleri saymakla bitmez, ancak size birkaçını sade bir dille aktarmak istemekteyim.
Cumhuriyet Devrimi (29 Ekim 1923)
Devrim Kategorisi: Siyasî

Evet dostlar, en büyük devrimdir Cumhuriyet Devrimi. Cumhuriyet, Ulu Önder'in deyimiyle kimsesizlerin kimsesidir. Halkın siyasi egemenliği elinde tutmasıdır.
Saltanatsa, tek bir sultan, kral veya yöneticinin bütün yetkileri elinde bulundurduğu, halkın yönetimde hiçbir söz hakkının bulunmadığı yönetim biçimidir. Atatürk, 29 Ekim 1923'te en büyük devrimini gerçekleştirip 1922'de kaldırılan saltanat yerine cumhuriyeti ilân etmiştir. Türk Milleti, tarihinde ilk defa yönetimde topluca söz sahibi olmuştur. "Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur!"
Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
Devrim Kategorisi: Siyasî

Halifelik makamı, kendini siyasi bir güç merkezi olarak görüyordu. 19 Kasım'da yeni bir halife seçimi yapılmış, Abdülmecid yeni halife olarak seçilmişti ancak Ankara hükümeti, halifelik makamının bir çeşit saltanata çevrilmesini ve siyasi bir güç temsil etmesini önlemek amacıyla bir dizi tedbir almıştı. Yeni halifenin seçilmesi şerefine yapılacak törenin devlet tarafından sade bir biat töreni olması için defalarca ihtarda bulunulmuştu ancak Abdülmecid tüm bu ihtarlara kulak asmayarak, görkemli bir törenle makamına geçti.
Meclisteki halifelik yanlısı olan milletvekilleri, halifeliğe siyasal güç kazandırmak amacıyla birtakım risaleler yayımlayarak bu isteklerini tüm TBMM huzurunda dile getiriyorlardı. Bu süre zarfı içinde Abdülmecid, halifeliğe ayrılan bütçenin daha da arttırılmasını hatta İstanbul'a gelen resmî heyetlerin öncelikle kendisini ziyaret etmesini talep etti. Halifenin bu isteği, kendisini siyasî bir otorite olarak gördüğü gerçeğini ispatladı. Bunun üzerine, devlet harekete geçti ve 3 Mart 1924 tarihinde halifelik makamını kaldırdı.
Yeni Anayasa'nın Kabulü (20 Nisan 1924)
Devrim Kategorisi: Hukukî

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk anayasası, 1924 Anayasası olarak karşımıza çıkıyor. Bu anayasada Laiklik yoktu, sosyal devlet anlayışı yoktu, anayasaya aykırılığı etkili biçimde engelleyebilecek bir kanun olmadığından zaman zaman anayasayla çelişen yasalar ortaya çıkabiliyordu, en çok eleştirilen tarafı, yürütmenin yasamaya egemen olduğu iddiasıydı. Yani görüldüğü gibi harikulade, kusursuz değildi 1924 Anayasası.
Ancak göze çarpan bir mesele vardı ki, buna devrim dememek ayıp olur, anayasaya haksızlık olurdu. Bu mesele, çok ama çok uzun bir zamandır ümmet bilincindeki toplumun ulus bilinci kazanması; ümmet fertliğinden yurttaşlığa geçiş yapılması amacıyla çıkartılan Yurttaşlık Kanunu'ydu. Bu kanun, dinî ve ırkî farklılıklar gözetilmeksizin Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan her ferdi yurttaş olarak kabul etmekteydi.
Aşar Vergisinin Kaldırılması (17 Şubat 1925)
Devrim Kategorisi: Ekonomik

Aşar veya öşür Arapçadır; "yüzde on" mânasına gelir. Osmanlı döneminde, çiftçiyi yani üreticiyi ezim ezim ezen vergilerden biridir. Osmanlı'da her çiftçi, ürettiği üründen elde ettiği kazancın en az %10'unu devlete vergi adı altında vermek zorundaydı. Zaten açlık ve sefalet içinde hayatını sürdüren çiftçi, vergiler altında eziliyordu. %10'la sınırlı kalsa yine iyi, vergiler 1800'lü yıllardan itibaren %30'a çıkmış hatta ürünün çeşidi ve bölge farklılığına göre vergi oranının %50'leri gördüğü kaydedilmiştir. Devrimden önce, 1924'te devletin 118 milyonluk bütçesinin 40 milyonu, Aşar Vergisi'nden oluşuyordu. Yani Atatürk, Aşar'ı kaldırırken aslında çok büyük bir sorumluluk aldı, işte cesaret budur.
Aşar vergisi, açıkça üreticiyi ezmekteydi. Atatürk, her alanda yaptığı gibi ekonomi alanında da devrimler yapacaktı ve işe Aşar Vergisi denilen, üreticiyi adeta sömüren vergiyi ortadan kaldırmakla başladı. İzmir İktisat Kongresi'nde, Aşar Vergisi'nin kaldırılacağına dair sinyaller verilmişti ancak ortada bir devrim yoktu. Atatürk, 17 Şubat 1925'te harekete geçti, Aşar Vergisi denilen, çiftçiyi işinden soğutan vergiyi derhal ortadan kaldırdı. Bu, çiftçinin üzerindeki yükü bayağı azaltmış olacak ki, üretici bu devrimden sonra her zamankinden daha büyük bir istekle çalıştı, üretim iyiden iyiye arttı. Atatürk, TC'nin inşasına son hız devam ediyordu.
Kıyafet ve Şapka Devrimi (25 Kasım 1925)
Devrim Kategorisi: Toplumsal

25 Kasım 1925'te, TBMM'nin aldığı devrim niteliğindeki kararla, kılık kıyafet alanında birçok düzenleme yapıldı. Toplumun belirli kesimlerini sembolize eden sarıklar, cübbeler ve fesler başta olmak üzere bunlara benzer geleneksel giyim malzemeleri, sınıfsız ve kaynaşmış bir toplum oluşturma amacıyla yerini modern kıyafetlere ve şapkaya bıraktı. Bu devrim, Türkiye Cumhuriyeti'nin modernleşmesinde önemli bir adımdı. Ancak hemen her devrimde olduğu gibi, birtakım kesimler şapka yerine fes takmakta ısrar edince, Atatürk kaliteli bir cevapla konuya son noktayı koydu:
"Buna câiz değil, diyenler vardır. Onlara diyeyim ki, çok gafilsiniz ve çok câhilsiniz ve onlara sormak isterim: "Yunan serpuşu olan fesi giymek câiz olur da şapkayı giymek neden olmaz ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının kisve-i mahsûsası olan cübbeyi ne vakit, ne için ve nasıl giydiler?"
Takvim, Saat, Rakam; Ölçü ve Tartı Birimlerinde Değişiklik (26 Aralık 1925)
Devrim Kategorisi: Toplumsal

Tarih, saat, rakam; ölçü ve tartı birimleri, gerek kendi içimizdeki toplumsal yaşamımızda, gerekse diğer uluslarla ilişkilerimizde ve ticari ilişkilerde halkımıza birtakım sorunlar çıkartıyor, Türkiye'yi medeniyetten adeta izole ediyordu. Ticaretin daha sağlıklı bir hâl alması, ülkenin dünya medeniyetleriyle uyum halinde ilerlemesi, halkın medeni uluslar seviyesinin üzerine çıkabilmesi için modern dünyayla aynı tarih, saat, rakam, ölçü ve tartı birimlerini kullanmamız lazımdı.
Atatürk ve Cumhuriyet kadrosu, ülkeyi bir adım daha ileri taşımak amacıyla harekete geçtiler. Hicrî takvim yerini milâdî takvime, güneşin batışına göre ayarlanan alaturka saat yerini uluslararası saate, Arap rakamları yerini uluslararası rakamlara, okka dirhem kantar gibi ağırlık ölçüleri yerini gram-kilogram sistemine, uzunluk ölçü birimlerinden olan arşın ve kulaçsa yerini metreye bıraktı. Türkiye, çağdaşlaşma yolunda Ulu Önder'in çizdiği rotada emin adımlarla ilerliyordu.
Türk Kanun-u Medenisi'nin Kabulü (4 Ekim 1926)
Devrim Kategorisi: Hukukî

Cumhuriyet'in kuruluşundan yaklaşık iki yıl sonra, 1926 yılında, Atatürk hukuk alanında da devrim yapılması gerektiğini düşünmüş olacak ki İsviçre Medeni Kanunu esas alınarak Türk Kanun-u Medenisi hazırlanmış ve kullanılması kabul edilmiştir. Hukuk alanında yapılan devrimler, bütünüyle Türkiye Cumhuriyeti'nin modernizasyonunda hakikaten büyük emek sahibidir.
Türk Kanun-u Medenisi, Türk Milleti'ne yeni, çağdaş toplumsal değerleri aşılamak ve Türkiye'yi medeni ülkeler seviyesine taşımak amacıyla çıkartılmış çağın en ilerici yasalarından birisidir. Kişiler hukuku, aileler hukuku, eşya hukuku, miras hukuku gibi hukukun özü sayılan konularda nitelikli düzenlemeler yapılmıştır. Özellikle kadınlar için büyük önem arzeden, aslında toplumsal alanda kadını erkekle eşit kılan bir yasadır.
Harf Devrimi (1 Kasım 1928)
Devrim Kategorisi: Eğitim-Kültür

Arap Alfabesinin kullanıldığı yıllarda okuma yazma oranı bir hayli düşüktü. Halk, sokaktaki bir tabelayı dahi okuyamıyordu, zira Arap Alfabesi öğrenilmesi zor bir alfabe olmakla beraber sınırlı kesimlerce biliniyordu. Toplumun okuma yazma oranı, ne yapılıp edilip derhâl arttırılmalıydı. Bunun üzerine Atatürk, 1 Kasım 1928'de harekete geçti, Arap Alfabesi yerine Latin harflerinden oluşan Yeni Türk Alfabesi'nin kullanılacağını resmen ilan etti. Devrimle beraber (1928), okuma yazma oranı bir önceki yıla göre (1927) neredeyse iki katına çıktı.

Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı Verilmesi (5 Aralık 1934)
Devrim Kategorisi: Siyasî-Toplumsal

Kadınlar, 1930 yılından beridir belediye seçimlerine katılabiliyor, köylere muhtar olarak seçilebiliyor, ihtiyar meclislerinde bulunabiliyorlardı ancak yetmezdi, Türk kadını milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olmalıydı. Atatürk harekete geçti, kadınların yönetimde hakikî bir eşitliğe tabii tutulması için 5 Aralık 1934'te çıkartılan bir kanunla, kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. Türk kadını sana minnettardır!
Laiklik İlkesinin Anayasaya Kabulü (5 Şubat 1937)
Devrim Kategorisi: Siyasî

Laiklik, kısaca tanımlamak gerekirse din ve devlet işlerinin ayrılmasını, kişilerin dinlerini kendi içlerinde yaşamasını veya hiçbir dinî yaşamamasını, hangi inançtan olursa olsun herkesin yargı önünde eşit muamele görmesini zorunlu hâle getiren bir anlayıştır. Laiklik, Ulu Önder'imizin deyimiyle "adam olmaktır".
Atatürk'ün Laikliği ilân etmesindeki amaç, bütün TC vatandaşlarının dini inancı veya inançsızlığını koruma altına almaktı. Her vatandaş, inancı ne olursa olsun kanun önünde eşit sayılacaktı böylece. Ayrıca Laiklik, ülkedeki ilerlemenin de öncüsüydü. Bazı kesimlerin her yeniliğe karşı çıkıp "Bu haramdır, bu günahtır." gibi asılsız iddiaları ve dinin sözkonusu kesimlerce kötüye kullanılmasına engel olarak ilerlemeyi kolaylaştırdı.
Biliyorum, Atatürk Devrimleri gözönüne alınınca Bence'min içeriği hayli eksik. Tüm bu devrimler ve daha nicesi, teker teker, saatlerce ve günlerce üzerinde düşünülmeyi ve tartışılmayı hak ediyor. Ancak, vaktimin kısıtlı olması dolayısıyla bu kadar yazabildim, mazur görünüz. Okuduğunuz için teşekkür ederim dostlarım. Bence'mi, dünyaca ünlü Küba Devrimcisi Che Guevara'nın can yoldaşı Fidel Castro'nun bir sözüyle noktalıyorum:


Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar