Yazdıklarım, yazmadıklarım, yaşamadıklarım. Ya yaşadıklarım...

''Sen beni haddinden fazla sevdin cümlesiyle karşılaşmanın acısını çektim ben. Toydum. Sevdim. Gideceğini bile bile, giderim derken bile... Onunla uykuya daldım. Uyanırken onu duydum. Rüyalarıma bile onu aldım haddinden fazla severken.... Sevdim. Hayallerimin kadını, hayatımın başrolü dedim. En olmadık senaryolarla yaşadım onu. Güldüm, ağladım onunla. Issız kaldım onu beklemekle heba ederken ömrümü. Aşkın tarifini yaparken onu düşündüm. Tek başına sevmek dedim sonra. Gelmeyeceğini, olmayacağını bile bile, başkalar beklemeden sevmek...



Gönül hırsızı diyemedim gitti diye... Olsun dedim. Bu gönül onun olsun o gönül vermese de. Sonbahar olurum ben de. Yaprak döker, kalbimi kuruturum onsuzluklar beni bulmasın diye... Belki seviyorum demek delice. Ama içten içe devam ederim sevmeye. Sevmek o da sevsin demek değil ki...



Kalbimi ona verirken aklı başında cümlelerle acıyorum kendime. Düşen cemrelerle yakıyorum sevgimi. Çifte kavrulmuş gönüllerde sevda ebed olurmuş zaten. En olmadık dualarda ona yer vermekmiş sevmek. Acı acı severken acıyı sevmemekmiş gönül vermek. Umutlar sönerken ince ince, rüzgara siper olmak, aşka darılmamakmış onu beklemek. Kendine yar olmakmış her gün Kız Kulesi rıhtımında hayaliyle çay içmek. Olsun, ben kendime yar olurum onu gönlümün çay bahçelerinde gezdirirken. Tam memnuniyet garantisi verir, giderken su dökerim arkasından hemen geri gelsin diye. Gördüğüm her martıya onun adını veririm. Her vapur seyahatimde onu düşle beslerim. Haddinden fazla seviyorum işte...



Severim... Yakarım yoklukları da küllerini savururum rüzgarda, belki gökyüzüne bakar da görür diye. Görmez mi? Olsun... Yanarım ben de bir daha görmesin diye. Bundan sonra çayımı tek şekerli bile içmem. Gerçi çay içer miyim onu da bilmem. Sever miyim başka ten? Zannetmem. Boynu bükük kıvrılır kalbim kendi içimde. Işte derim kendime. Işte senin sevgin bu kadar ucuz, kalbin bu denli değerli. Ne farkeder ki? O sevmeyince kalp beş para eder mi? Etmez tabi... O sevmeyince bırak beş parayı, bayat simit bile etmez ki martılara atasın. Bazen düşünürüm bunu. Ulan derim kendime. Şu vapurda bir simit olsam, martılara atmak için bile dokunmaz mı bana? Bir bardak çay olsam, içesi gelmez mi? Bir kadın nasıl olur da kağıt helva sevmez ki...



Sevgi böyle bişey işte. Kiminde varlığı, kiminde yokluğu yakıyor canları. Bende varlığı, onda yokluğu yakıyor beni. Gönül bu, kendi yanarken dünya yansın ah eder mi? Şimdi isterse dünya yansın, isterse İstanbul bana küssün. O yoksa gönül nasıl aşka düşsün? O sevmeyince aşka düşülmüyor da aşka küsülmüyor ya aynı zamanda. Iki arada bir derede kalmak gibi. Sevip de yanayım mı? Sevmeden kanayım mı dilime? Sevmiyorum yalanını nasıl söyler dilim içime? Ah aşk! Seni dünyanın en güzel hissi sanardım. Meğerse daha büyüğün de varmış da haberim yokmuş. Umut varmış senden daha büyük, beklemek varmış. Ama çoğu bilmez bunu. Umut kötü zanneder. Insanı umut öldürür der. Bilmezler, insanı asıl umutsuzluk öldürür. Umudum senden daha büyük be aşkım. Değilse ne diye beklerim ki? Umudumu keser, düşerdim çöllere Mecnun gibi. Leyla'mı ufuk çizgisinde arar , gözleri diye güneşe bakar, yıldızları dişleri sanardım. Aşk, benim umudum var! Geleceğine mi? Gelmez o bilirim. Benim hep seveceğime umudum var. Aşk! Seni senden iyi bilirim belki de. Sen sevmek dersin. Ben ölmek. Aşk sen acıyı bilmezsin. Çektirirsin ama çekmezsin. Acıyı bana sor, seni senden nefret ettiririm. Işte böyle aşk. Sen seni bana sor, ben onu gösteririm, utanırsın kendinden. Ben kendimi böyle bilmezdim dersin...




Seviyorum işte. Tüm bu yazdıklarım, yazmadıklarım, yaşamadıklarım sevdiğimden. Yaşadıklarım mı? Onu bilmiyorum işte. Galiba sevilmediğimden... ''

Yazdıklarım, yazmadıklarım, yaşamadıklarım. Ya yaşadıklarım...
Cevapla