Hiçbir Şey Bu Kadar Acıtmamıştı

Benden ayrıldı, bu şehirde hatta bu ülke de bir dakika bile duramazdım artık


Bittiğini kabullendiğim anda kendimi havaalanında buldum. Bir valiz bile hazırlamadım. 5 tshirt, 2 pantolon ve yeterince iç çamaşırı alıp çıktım yola. Kış günü yaz yaşayan bir ülkeye gitmeyi planlamıştım. Türk Hava Yollarının Atatürk Hava Limanı'nda ki ofisine girip, vizesiz ve yaz mevsimini yaşayan herhangi bir ülkenin ilk uçağının ne zaman olduğunu sordum. Şansıma 1 saat sonra kalkacak Tayland' a tek kişilik yer buldum. Bilet fiyatı biraz pahalıydı ama pek önemi yoktu benim için. Ona hayalindeki nohut büyüklüğündeki tek taş yüzüğü almak için yeterince para biriktirmiştim zaten.


9 Saatlik Yolculuk


9 saatlik bir yolculuğun ardından Tayland' a indim. Başım dönüyordu. Sanırım Jet lag olmuştum. Kendimi hâlâ uçakta zannediyordum. Değişik bir his. Bu his birazda olsa acımı hafifletmişti. Önüme gelen ilk taksiye bindim. Yarı ölü taksiciye "Buraların en lüks oteline götür beni" dedim güzel İngilizce' m ile. İngilizce bilmediğini, söylediklerimin içinden sadece "lüks" kelimesini anladığını, çok lüks bir villanın önünde durduğumuzda anladım. 100 dolar verdim taksiciye ve üstü kalsın dedim.

Hiçbir Şey Bu Kadar Acıtmamıştı



Taksici kalp krizi geçirdi


Taksici 100 doların üzerini almayacağımı anlayınca sevinçten kalp krizi geçirdi. Ona ilk müdahaleyi ben yapmak zorunda kaldım çünkü etrafta kimsecikler yoktu. Allah' tan ilk yardım eğitimim vardı ve anında kalp masajı artı suni teneffüsle ağzında diş olmayan taksiciyi hayata döndürdüm. Taksici teşekkür etti ve yoluna devam etmek için üzerini silkelerken ben bir hastaneye gider diye 100 dolar daha uzattım taksiciye, baktım yine sallanmaya başladı heyecandan, bende hemen bildiğim tüm dillerde "şaka, joke, shuki, shudka" deyip, parayı cebime geri koydum. Taksici de gitti.


Villa aşırı lükstü


Taksici gidince ne yapacağımı bilemedim. Mecburen villanın kapısını çaldım. Kapıyı çok dar beyaz bir gömleğin altına siyah kısacık etek giymiş bir kadın açtı. Memeleri füze gibi dik, gömleğinin düğmeleri bu diklik karşısında dayanamayıp her an kopup düşecekmiş gibi duruyordu. Belki de ben kopmasını istiyordum. İşin daha ilginç yanı "buyrun" dedi. Ben hem çok sevindim hem de şaşırıp kaldım. Karşılaştığım ilk insan Türk çıktı sandım ama daha sonra kadınla İspanyolca konuşmaya başladığımız da aslında "buyrun" kelimesinin tay dilinde de Türkçe ile aynı anlamı taşıdığını anladım.


Kadın istersem diğer villasını kiralayabileceğimi söyledi


Kadın yan villanında kendisine ait olduğunu, dilersem bir odasını bana kiralaya bileceğini söyledi. Şartları sorduğumda, eğer rahatsız olmazsam evin diğer odalarında 7 tane Tayland' lı kadının oturduğunu söyledi. Bende "kadınları görmem lazım" dedim. Sonuçta insan sarrafı sayılırdım. 20 senelik esnafım. İnsanları görünce zararlılar mı, degiller mi anlayabiliyorum. Kadınları gördüm ve zarar vermeyeceklerini anladım. Haftalık 1.000 Dolar karşılığı villada kalmayı kabul ettim.

Hiçbir Şey Bu Kadar Acıtmamıştı


Sonra odama yerleşip, duşa girdim. Duştan çıktığımda banyoda kadınlardan birinin elinde havlu ile beklediğini gördüm. Gerçekten o kadar iyi niyetli insanlar ki, küçük çanta ile geldiğimden, havlum olmadığını anlayıp bana nezaketen bir iyilik yapmak istemişti. Havluyu tutarken karşısında çırılçıplak durduğum için başını öne eğip, gözlerini kapatacak kadar da edepli bir insandı. Bu davranışı karşısında çok mahçup olmuş olsam da yaptığı davranış gerçekten çok insancıl idi. Çünkü o an tek derdim havlumun olmayışı idi. Tshirt' üme silinecektim mecburen.


Bilmeden kalplerini kırdım


Tam odama gidecektim ki, bana havluyu veren kadın Fransızca "Masajınızı odanızda mı deniz kenarında mı istersiniz?" diye sordu. Bende "lütfen zahmet etmeyin, yeterince mahçup oldum zaten" diyerek kibarca reddettim. Meğersem onların adetlerine göre bu bir hakaretmiş. Kadın ağlamaklı gözlerle koşar adım yanımdan uzaklaştı. Her neyse deyip odama giderken diğer iki arkadaşı biraz sinirli bir şekilde beni durdurdular. Sağda duran kadının gözleri çekik değildi. Sorduğumda annesinin İran' lı olduğunu söyledi ve bana Farsça "Kalbini kırdığınız bayanın size mutlaka masaj yapması gerekiyor, yoksa kendisini öldürebilir" dedi. Olaylara hiç anlam veremedim ama mecburen sahile indim ve masaj masasına uzandım. Taylandlı kadın gelip, masaj yaptı. Hem o rahatladı, hem de ben. Kadının mutluluğu yüzünden okunuyordu. Bende onu üzdüğüm için üzüldüm ve canı ne zaman isterse bana masaj yapabileceğini söyledim. Çok sevindi kadıcağız.


Gece kavga ettiler


İyice rahatlamıştım. Odama geçip 8 saat aralıksız uyudum. Uyandığımda 7' si birden yatağımın kenarında bekliyordu. "Hayırdır kızlar, ne bekliyorsunuz?" dedim. Kırılmasınlar diye ses tonumu iyice incelterek konuşuyordum. Yemek hazırlamışlar, acıkmışımdır diye. Birisinin bana eşlik etmesi gerekiyormuş, seçeyim diye bekliyorlarmış. Bende haksızlık olmasın diye gözümü kapattım ve birisini seçtim öylesine. bana yemeğimi o yedirdi. Çok entresan adetleri var. Gece dışarı çıkmak istedim ama hangisini benimle geleceğine karar veremedim. Baktım kavga ediyorlar, giyiyin dedim "hepinizi birden götüreceğim." Gece Club' a gittik ve çok eğlendik.

Hiçbir Şey Bu Kadar Acıtmamıştı


Metrobüse Bindim


Gecenin yorgunluğuyla sabah çalan alarmımı duymamışım. Yataktan fırladığım gibi elimi yüzümü yıkadım. Üzerimi nasıl giyindiğimi hatırlamıyorum bile. Caddeye koşarak gittim ve ilk minibüse bindim. Metrobüse ulaştığımda saat 09:30 civarıydı. Oturacak bir yer bulabilirsem, uyuyup rüyanın devamını görürüm diye umut etmiştim. Maalesef ki balık istifi gibi sıkışık bir şekilde işe gittim. Hayatımda hiçbir zaman bu kadar gerçekçi bir rüya görmemiştim. Hiçbir şey bu uyanışım kadar canımı yakmamıştı, acıtmamıştı...


Hiçbir Şey Bu Kadar Acıtmamıştı
Cevapla