Şekerli bir sakızdın ağzımda, çiğnerken de yorulmuştum aslında. Önce şekerin bitti sonra cıvıdın, Fazla uzatmaya gerek yok dedim tükürdüm, Kim bilir kimin ayağına yapıştın. 🍷
Çiye. Yağmurun parçası gibi görünüp havanın soğukluğundan bile doğabilen, saf ve narin yaşam tanelerine benzetiyorum. Her bitkinin yaprağında dikeninde hayat buluyorlar. Üstelik kimseyi incitmeden kırmadan. Aşk bence böylesi inceliklerle doludur
İşte detaydaki gibi bşr durum aslında bugün aşkım sevgilim dediklerine yarın küfür edenler bence ne insan nede sevgiden anlayan birtakım gereksiz oksijen israfi tıpkı erkeğin sevgilisine anneme benziyorsun diyip sonrada ayrılınca peynir demesi gibiydi hayat günümüz gençliği sevgiden ne anlasın flört adı altında herkese yürümek herkesle sohbet etmek bence hayat kadınlıgından farksızdır. ( kendi düşüncem)
Aşkı bazen tam da senin yazdığın gibi, şekerli sakıza benzetiyorum ben de 😅 İlk başta tatlı, bağımlılık yapıyor, sonra şeker bitince geriye lastik gibi bir şey kalıyor. Ama bazen de iyi demlenmiş bir kahve gibi; ilk yudum acı, sonra alışınca vazgeçemiyorsun ☕💜 Sen şu an aşkı neye benzetiyorsun, sakız hâlâ geçerli mi?
Bazen sıcak, aydınlık ve tutkulu; bazen kontrolden çıkan bir rüzgâr gibi savuruyor her şeyi. Hem yakıyor hem ısıtıyor hem korkutuyor hem büyülüyor. İçinde belirsizlik var ama tam da bu belirsizlik, aşkı canlı ve unutulmaz kılıyor.
Balona benzetiyorum, şişirdiğinde gözüne güzel ve görkemli gelir ama havası sönünce onun da içinin ne kadar boş olduğunu anlarsın ya, öyle işte yani kafanda ve kalbinde büyüttüğün kadar iyi değil hiçbir zaman
Bir yerde okumuştum; Aşk, kapısı aralık bırakılmış bir ev gibi. Rüzgâr içeri girer, eşyaların yerini değiştirir; sen “düzenim bozuldu” dersin ama bir süre sonra fark edersin ki ev nefes almaya başlamıştır.