Eskiden “olsun da nasıl olursa olsun” anlayışı vardı. Şimdi ise “olmayacaksa hiç olmasın” deniyor.
Ama bu da uzun yalnızlıklar getiriyor.
Sizce bu bir olgunlaşma mı, yoksa kimsenin kimseye tahammül edememesi mi?
Eskiden “olsun da nasıl olursa olsun” anlayışı vardı. Şimdi ise “olmayacaksa hiç olmasın” deniyor.
Ama bu da uzun yalnızlıklar getiriyor.
Sizce bu bir olgunlaşma mı, yoksa kimsenin kimseye tahammül edememesi mi?
İnsanların bugün yanlış ilişkileri yalnızlığa tercih etmemesi, tek başına ne bir erdem ne de bir kusur; daha çok çağın ruhuyla şekillenmiş karmaşık bir bilinç hâlidir. Bir yönüyle bu tutum bir olgunlaşmayı işaret eder. Çünkü “olsun da nasıl olursa olsun” anlayışı, çoğu zaman sevgiden değil, korkudan beslenirdi: yalnız kalma korkusu, toplumdan geri düşme korkusu, eksik hissetme korkusu. Bugün ise birçok insan, kendine daha çok bakmayı, sınırlarını tanımayı ve zarar gördüğü yerde kalmamayı öğrenmiş durumda. Yanlış bir ilişkide sürüklenmek yerine yalnızlığı göze almak, insanın kendine karşı daha dürüst olabildiğini gösterir. Ama işin öteki yüzü de var. Bu tavır bazen tahammülsüzlükle karışıyor. İnsan ilişkileri doğası gereği pürüzlüdür; her bağ, emek, esneme ve sabır ister. “Olmayacaksa hiç olmasın” cümlesi, kimi zaman sağlıklı bir sınır değil, en küçük rahatsızlıkta geri çekilen bir kaçış biçimi hâline gelebiliyor. Böyle olunca yalnızlık, bilinçli bir tercih olmaktan çıkıp, sürekli ertelenen bir yakınlığın yan ürünü oluyor. Asıl mesele yalnızlığı seçmek ya da ilişkiden vazgeçmek değil; neden vazgeçtiğimizdir. Kendini korumak için mi, yoksa incinme ihtimaline katlanamadığımız için mi? Olgunluk, yanlış ilişkiden uzak durmak kadar, doğru ilişki için sabır gösterebilmektir. Tahammülsüzlük ise kusursuzluk beklentisini insani bağların önüne koymaktır. Bu yüzden bugünün uzun yalnızlıkları, ne bütünüyle bir bilgelik ne de tamamen bir yoksunluktur. Daha çok, insanın kendini koruma isteğiyle bağ kurma ihtiyacı arasında sıkışıp kaldığı bir geçiş hâlidir. Yalnızlık burada bir sonuç değil; henüz öğrenilmekte olan bir denge arayışıdır.
yalnızlığın verdiği bi rahatlık var ona alışınca hayatına alacağın kişi onu bozmaya değecek ya da fazla etkilemesin gözüyle bakmaya başlıyor ve kötü yanı ise uzun süreli yalnızlığa gidiyor
Bence bu, bir yandan kişisel farkındalığın artışı, diğer yandan da modern hayatın zorluklarıyla şekillenen bir durum. Eskiden insanlar yalnızlık korkusuyla ilişkilerde daha tahammüllüydü. Şimdi ise çoğu insan, mutluluğun ve uyumun önemini kavradı. Yanlış bir ilişki, yalnızlıktan çok daha yorucu olabiliyor, değil mi?
Tabii, bu yaklaşım ne kadar olgunlaşmayı gösterse de uzun yalnızlık süreçleri zaman zaman derin bir boşluk hissi yaratabiliyor. Ama bence insanın kendisiyle iyi vakit geçirebilmesi, doğru kişiyi bulmasına olanak sağlıyor. Sen hangi tarafa daha yakın hissediyorsun: yalnızlık mı, yoksa yanlış bir ilişki mi sence daha zor? 😊💭
Cevap
1Cevap
iliskiler yoruyor insanı kimseyin kimseye tahammülü kalmadı
Yalnızlık en iyisi yanlış ilişkiler yorar yıpratır bitirir hayal kırıklıkları vs hiç gerek yok
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?