Dostoyevski diyor ya; "Kimse seni sen olduğun için sevmeyecek; herkes seni, seni sevmenin onlara ne kadar yakışacağını düşündüğü için, yani kendileri için sevecek ve bu da demek oluyor ki insan böyle yaparak yine kendini sevecek. Sen hiç sevilmemiş olacaksın hikayenin sonunda..
Kimse gerçekten sevmez mi kimseyi, aslında yine sevdiği içinde ki kendi duyguları mı?
İnsan başkasını sevebilir, çok sevebilir, belki kendi canından bile fazla, buna şüphe yok. Ama burada düşünülmesi gereken şey şudur ki; insan bir başkasını kendisine iyi hissettirdiği için sever. insan bir başkasını seviyorsa onu seviyor olmak o kişiye kendini iyi hissettirir. Bunun kökeninde belki aşkın kimyasalları gizlidir, belki de çoğumuzun her fırsatta inkar ettiği ama aslında hayatımızı yöneten, kökenimizde bize bir hayvandan çok da farklı olmadığımızı bağıran içgüdülerimiz, önemli değil. Temelde sorun olan şey, sevgi sevenden bağımsız olamaz. sevgi seven içindir, severek iyi hissettiği içindir, sevilen burada ikincildir aslında. İnsan kendisini sevdiği için sever bir başkasını, onu sevmeyi sevdiği için sever ve bu da aslında gerçek değildir. Ve sonuçta kimse kimseyi gerçekten sevemez...
İnsanoğlu, menfaati üzerine yaşamsal kuramlar kurar. Bu sebeple yaptığı herşeyin muhakkak karşılığını bekler. Kimse tek taraflı sevgiden bahsetmesin, bu sadece kendimizi kandırmak veya hırs yapmaktır.
Bana göre formül şöyle işliyor ; "Sev seni seveni , aşk nedir bileni..." zira 1 adım atana , koşmak , bağrına basmak tüm ilişkiler için en sağlklısıdır.