Merhaba Arkadaşlar,
1. bölümü https://www.kizlarsoruyor.com/ask-iliskileri/a49424-kazandigini-sandigin-o-an
2. bölümü https://www.kizlarsoruyor.com/ask-iliskileri/a49566-sen-ben-gercek-olabilir-miydik
4. bölümü https://www.kizlarsoruyor.com/ask-iliskileri/a49703-bizi-tuketen-ask-degil-sendin
5. bölümü https://www.kizlarsoruyor.com/ask-iliskileri/a49743-nefes-almak-zor-geliyor-bazen
linklerinden paylaştığım 'İşte Bence Aşk Böyle Birşey' adlı benceye altıncı ve son bölüm ile devam ediyoruz.

İçim çok acıyordu, biliyordum, mutlaka söyleyecek birşeyleri vardı ama ne olabilirdi, ya da beni ne kadar tatmin edecekti. Bir sigara yakıp derin bir nefes çektim, soğuktan sigara dumanı ve ağzımdan çıkan buhar birbirine karışıyor ve adeta sis olup pencereyi görmemi zorlaştırıyordu, bu bile teselli gibiydi; yanan o ışığı birkaç saniyeliğine görememek. İçimden yukarı çıkmak gelmiyordu, ne diyecektim, ne olacaktı sanki ,bitmiştik işte tükenmiştik, bizim artık bir geleceğimiz olamazdı, her insan ikinci bir şansı hakeder demiştim, güvenmiştim, aşkıma sahip çıkmıştım ama ne oldu, koca bir sıfırım bak şimdi...
Çaresizlik ne kötü bir şeymiş...
Önümden küçük bir kedi yavrusu geçiyor, çöp varilinin orada yere düşen bir kaç tane çöp parçasını kokluyor, belli ki karnı aç ve üşüyor, hangimiz daha aciziz acaba şu anda? Keşke karnım aç olsa ve üşüseydim, ama şu an o odaya mutlu bir şekilde çıkıyor olabilseydim, açlıktan daha beteri de var...
Sigara dayanmıyor, yarısını rüzgar içiyor yarısını ben, bir tane daha yakıyorum, çünkü eve çıkmadığım her saniye benim bir ilişkim var, oraya çıkınca olmayacak, son bulacak herşey, emek verdiğim, hayaller kurduğum bu aşk olmayacak...
Sigaramdan son bir nefes alıp apartmandan içeri giriyorum, merdivenler ilk defa bu kadar kısa geliyor, oysa her zaman şikayet ederdim. Beni kapıda karşılaması için zile basıyorum, uzun sürmüyor kapı açılıyor...
Beni görür görmez sıkıca sarılıyor ve "aşkım nerdesin yaa merak ettim, aramıyorsun da"
sessizim
- Aşkım iyi misin, içmişsin, nerdeydin ki?
- Konuşmamız lazım, dolaptan iki bira getirsene...
- Aşkım içmişsin zaten, boşver yaa!
- Ben şu ana kadar tek içtim, şimdi beraber içeceğiz, bu akşam içeceğiz Derya...
Odaya geçip ışığı söndürdüm, o an odayı aydınlatan tek şey elektrikli ısıtıcının portakal renginde etrafa yaydığı loş ışık. Isıtıcının yanındaki mindere oturdum. Nerden başlayacağımı ne diyeceğimi bilmiyorum, zombi gibiyim, ruhumu kaybetmişim, yaşama sevincimin üzerinde fırtınalar kopuyor, çok sinirli oldugum halde nasıl bu kadar sakin olabiliyordum, fırtına öncesi sessizlik dedikleri bu olsa gerek...
Derya odaya geliyor, elinde iki şişe bira ve patates cipsi...
- Aşkım iyi misin, ne oldu böyle, anlatacak mısın?
Gözlerim sabit bir noktaya bakıyor, çok durgunum, sesim bile gür çıkmıyor.
- Yener'le buluştuk, yemek yicektik ama ben yiyemedim..
- Neden aşkım?
- Çünkü Yener bende yemek yiyecek iştah bırakmadı.
- Hayırdır aşkım?
Cevap vermiyorum, veremiyorum, kısa bir sessizlik...
- Geçen akşam, arabayla şehir turuna çıkmışlar, bira içip turluyorlarmış öylesine, Batıkent civarlarında yanında iki erkekle kimi görmüşler bil bakalım, üstelik içki torbalarıda varmış ellerinde.
İlk defa onu böyle görüyordum, gık diyemiyordu, adeta kilitlenmiş kalmıştı.

Aslında çok sinirliyim, çok öfkeliyim, hayal kırıklığının dibine vurmuşum, deli gibi aşık olduğum insanla son gecem, belki de ömür boyu bir daha asla görmeyeceğim, bütün bu yaşadıklarım hain bir bıçak gibi hep sırtımda olacak, farkındayım, çok zor günler beni bekliyor, ama sakin görünmeye çalışıyorum. O gece şehirdeki son gecemdi ve ben bilmediğim herşeyi öğrenmek istiyordum, ömür boyu kafamda soru işaretleriyle yaşamak. Bu zaten zor olan herşeyi daha zor bir hale getirecekti, beni bilinmezliğin azabından kurtarabilecek tek kişi karşımda gık bile diyemeyen bu insandı...
Birasını yudumluyordu, ne zaman ağzından bir kelime çıkacak diye bekliyordum, ama belli ki ne söyleyeceğini, nereden başlayacağını bilemiyordu, sadece yere bakarak derin derin düşünüyordu, zaman zaman kafamı kaldırıp ona bakıyordum ama o gözlerimin içine bakma cesaretini gösteremiyordu bir türlü...
Bu derin sessizliği ilk bozan ben oldum,
- Merak etme bağırmayacağım, küfür etmeyeceğim, hatta seni yargılamayacağım, ama şunu bilki seninle artık bir ilişkimiz yok, yarın sabah bu şehri terkediyorum.
Konuşamıyordu, hareketlerinden anladığım kadarı ile bu durumdan nasıl kurtulabileceğini düşünüyordu derin derin, bütün kapılar kapalı, ne diyebilirdi ki...
- Böyle olmasını hiç istemedim, hatta olmaması için hep mücadele ettim, seninle birlikte olduğum bu dönemde, sana hiç ihanet etmedim, aklımın ucundan bile geçirmedim, ama sen bana bunları layık gördün, belki de ben hakettim, her insan hakettiğini yaşarmış nede olsa....
Bu söylediklerim içini acıtmış olacak ki, sessizliğini bozdu.
- Bak mert, biliyorum ne desem senin için bir anlam ifade etmeyecek, ne desem boş şu an, ama önce o akşam hakkında birşeyler söyleyim, evet doğru, o akşam bu söylediklerin oldu, sınıftan iki ardadaşımdı, çocuklardan birinin zaten kız arkadaşı vardı ve evdeydi, diğeride onların bir arkadaşıydı, sadece içki içtik sohbet ettik, o akşam orada kaldım, buna ihanet diyorsan tamam sana ihanet ettim, yaptığım şeyi savunacak cesaretim yok, sadece anlatıyorum...
- Haklısın, söyleyeceğin hiçbir şey yarın sabah gideceğim gerçeğini değiştiremeyecek, yababileceğin tek şey bilmediğim herşeyi bana anlatarak vicdanını rahatlatmak olabilir ama vicdanım rahat anlatacak birşeyim yok diyorsan birşey diyemem, ama şuna emin ol ki, söyleyeceğin hiçbir şey ama hiçbirşey beni ikna edemeyecek...
- Senden özür diliyorum ama beni affetmen için değil, affetmeyeceğin için sana kızamam bile, buna hakkım yok...
- Bu seninle son gecemiz, herşeyi öğrenmek istiyorum, soru işaretleri ile kendimi tüketmek istemiyorum kalan yaşantımda, eğer bana son bir iyilik yapmak istiyorsan, sadece bir kez olsun dürüst olmayı dene, kendin ol, olduğun gibi anlat herşeyi...
- Pekiyi, anlatacağım, belki benden nefret edeceksin ama anlatacağım, en azından beni son anında bile olsa dürüst birisi olarak hatırlamanı istiyorum.
Bir sure sustu, derin bir off çekti ve konuşmaya başladı.
- Hani bana süpriz yaptığın o gün varya, sana evde olduğumu söylemiştim ve sen benim yalanımı yakalamıştın, işte o akşama dair anlatmadıgım şeyler var...
- Dinliyorum...

- Biliyorsun ev taşıyorlardı, bende yardım etmiştim, ancak evde henüz bütün odalar, yataklar hazır değildi, bir yer yatağı yaptık ve iki kız bir erkek aynı yatakta kaldık, çocukla aramda kız arkadaşı vardı, ancak çocuk gece beni taciz etti, elimle engel oldum ama sonuç olarak böyle bir saçmalık yaşadım, bunu sana anlatmak istedim ama üzmekten korktum.
Dinlerken elimdeki bira şişesini parçalarcasına sıkıyorum, bütün bu duyduklarım içimi paramparça ediyor, duymaktan korktuğum şeyleri duymaktan korkuyorum, o an o çocuk yanımda olsa bir saniye bile tereddüt etmeden suratını dağıtabilirdim, sadece susuyorum ve dinliyorum, vereceğim en ufak bir tepki bu dürüstlük ortamını bozacak biliyorum.
- Birkere de memlekete giderken Adana'da, eskiden çıktığım öğretmen bir çocukla görüştük ve o gece Adana'da beraber takıldık, onun evinde kaldım bir gece, ertesi gün memleketime devam ettim. Bu anlattıklarım dışında anlatacak başka hiçbir şey yok Mert, benden nefret edebilirsin, şu an bu odayı küfür ederek terkedebilirsin, hatta bana bir tokat bile atabilirsin, ama yapacağın hiçbir şey beni şu anda ki utançımdan daha kötü bir duruma sokamayacak...
Mal gibiyim, yine mal gibiyim, boş bir çuval gibi, içimden ona, hayata, kadere hatta kendime küfürler savuruyorum, gözlerim yaşarıyor hırsımdan sinirimden, loş ortam bütün hıncımı, bütün kinimi, bütün hırsımı saklıyor adeta, isyan ediyorum, hayata isyan ediyorum, ama hiçbirsey değismeyecek biliyorum, yapabildigim tek şey isyan etmek.
Artık gözyaşlarıma da engel olamıyordum, peşpeşe aktılar gözlerimden yanaklarıma, oradan da dudaklarıma doğru, ne çok şeye engel olamıyordum bu hayatta...
Bir anda yüreğimde büyük bir fırtına koptu, bu fırtına da çakan bir şimşek gibi bütün gücümle bağırdım;
- Peki ama neden? nedeeen? Neden bütün bunları yaşattın bana, ne yaptım ben sana, suçum ne, ne yaptım söylesene!!!
Hıçkırarak ağlamaya başlamıştı, benden daha iyi bir durumda değildi, aramızda ki tek fark ben tüm bu acıları yaşamaya mecbur bırakılan taraftım.
- Nedenini anlatmak çok zor, sen mükemmel bir insansın, bu hayatta her kızın sahip olmak isteyeceği kadar mükemmel bir insan, tüm bu olanların sorumlusu benim, kendinde bir hata arama, içimde başka bir Derya var sanki, zaman zaman kontrolümü kaybediyorum, saçmalıyorum, çift karakterliyim, saçmaladığım zamanlarda ben kendimde olmuyorum, sana çok saçma gelecek biliyorum, belkide ucuz bir bahane sanacaksın ama böyle, ruhsal bir problemim var, beni hiç üzmedin hiç kırmadın, işte bütün bu davranışların beni yerin dibine sokuyor ya zaten, sen bu kadar iyiyken benim kötü olmam beni ezip geçiyor, yıkıyor, yok ediyor, senden af dileyemem, gitme diyemem, seni çok seviyorum Mert çok seviyorum, dürüst davrandıgım tek konu bu, yemin ederimseni çok seviyorum...
Birayı kafama diktim ve sigaradan son bir nefes alarak yerimden doğruldum, kanepe olan diğer odaya geçtim, arkamdan hiçbir şey söylemedi sadece ağlıyordu, eşyalarımı topladım, valizimi kapattım, ışığı söndürüp kanepeye uzandım, düşünemeyecek kadar aciz durumdaydım, düşünemiyordum, sadece gözlerimi kapattım ve sessizliğin içinde cehennemi yaşadım...

Gece ilerlemişti, birden odanın kapısı açıldı, Derya içeri girdi ve "uyuyor musun mert" diye sordu,
- Ne istiyorsun?
Ağlayarak yanıma yaklaştı.
- Seni çok seviyorum, biliyorum bunu söylemeye hakkım yok ama ne olur gitme, buna dayanamam, tamam hayatında olmayayım ama bu şehri terketme, seni uzaktan bile olsa görmeme izin ver, nolur Mert!
Birşey söylemedim, yerimden doğruldum, kolundan tutup dışarı çıkardım ve odanın kapısını içeriden kilitledim, tekrar kanepeye uzandım, kapının önünde oturmuştu, kendi kendine konuşuyordu, ne söylediğini tam anlayamıyordum ama sanırım kendine kızıyor, hakaret ediyordu, sürekli ağlıyordu...
Onun, o hali beni iyice mahvetmişti, ama artık güvenebileceğim tek bir umut ışığım bile yoktu, onunla beraber olduğum sürece bunları yaşayacaktım, yaşamasam bile yaşadığıma kendimi inandıracak ve ömür boyu mutsuz olacaktım, artık herşey için çok geçti, ikimiz de bunun farkındaydık...
Uyku tutmuyordu, ben bütün gece yaşadıklarımızı bir film şeriti gibi gözümde canlandırırken o ise sabaha kadar kapının önünde kendi kendine ağlayarak konuştu durdu...
Günün ilk ışıkları pencereden yüzüme vurmaya başlamıştı...
Uzandığım yerden doğruldum, valizimi aldım ve odanın kapısını açtım, kapının önünde yere oturmuş, dizlerini karnına doğru çekmış ve ellerini yastık yaparak çenesini dizlerinin üzerine koymuş öylece oturuyordu, hareketsizdi, gerçekten perişan gözüküyordu, ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuştu. Deli gibi aşık olduğum insanı o şekilde görmek beni resmen parçalara ayırdı, yanından yavaşça yürüyerek dairenin kapısına doğru hareket ettim. Kilidi açarak kapıyı araladım, çıkmak üzereydim,
arkamdan kısık bir sesle, "meeert" diye seslendi, durdum, sırtım ona dönüktü, söyleceği son sözü duymak için bekledim...
- Seni çok seviyorum, bundan sonraki yaşantında her nerede olursan ol, bunu asla ama asla unutma, seni çok sevdim aşkım, her zamanda seveceğim, bu vicdan azabı beni daha ne kadar yaşatır bilmiyorum ama bana en büyük ceza şu anda çektiğim azap, seni üzdüğüm için kendimi hiçbir zaman affetmeyeceğim sevgilim...
Sesi titriyordu, anlattıklarını dinlerken yumruğumu o kadar çok sıkmıştım ki, tırnaklarım etime batmaya başlamıştı, son kez dönüp bakmayı istedim ama yapamadım, yapamadım malesef, kapıyı çektim ve tren garına dogru yürümeye başladım, yine lanet olası bu ayaz peşimdeydi, sanki dalga geçiyordu benimle...

Attığım her adım anılarıma, yaşadıklarıma, umutlarıma bir darbe vuruyordu sanki, gururum beni tren istasyonuna doğru sürüklerken, kalbim ise ensemden yakalamış durdurmaya çalışıyordu, biliyordum ki bu gidişin sonu olmayacaktı, hiçbir şey düşünmemeye çalışıyordum ama aynı zamanda bütün yaşananları en ince ayrıntısına kadar düşünmekten de kendimi alamıyordum, gözlerim dolmuştu, son zamanlarda ne kadar çok ağladıgımı düşündüm, neden böyleydi, gidiyordum ama ne yapacaktım ne olacaktı hiçbir fikrim yoktu. Bu düşünceler içinde tren garına vardım ve aşkımın azraili treni beklemeye başladım...
Trenin uzaktan önce korna sesini ardından da motor sesini duymaya başladım, hızla geliyor aşkımın katili...
Tren perona yavaşlayarak yaklaştıkça, yüreğim deli gibi çarpıyor. Gidiyorum, herşeyi herkesi geride bırakarak gidiyorum, bundan daha öte ne olabilirdi hayatımda, gidiyorum...
Bir yanım hep kal diyor ama imkansız olduğunu biliyorum, ilk adımımı vagonun basamağına atmamla beraber "meeeeert" diye bir ses kulaklarımda yankılanıyor, dönüp baktığımda Derya'nın peronun başından koşarak bana doğru geldiğini görüyorum, herkesten herşeyden hızlı koşuyor...
"Mert ne olur gitme, ne oluuur" diye bağırıyor soluk soluga kalmış bir şekilde...
İkinci adımımı da atarak hızla trene biniyorum ve koltuğumu aramaya başlıyorum, beni trenin dışından takip ediyor, koltuğumu bulup oturuyorum. Derya pencerenin yanına kadar gelerek avcuyla pencereye seri şekilde vuruyor...
"Meeeert lütfen konuşalım, gitmek istersen yine gidersin, lütfen sadece birgün daha kal konuşalım lütfeeen" diye bağırıyor, ona doğru bakmamaya çalışıyorum, herkes ona bakarken, koca garda ona bakmayan tek kişi benim belkide, kadının birisi gelip sakinleştirmeye çalışıyor Derya'yı, trenin hareket etmesiyle birlikte Derya bir süre peşimizden koşmaya ve treni yakalamaya çalışıyor ama peronun bitmesiyle beraber dizlerinin üzerine yığılıp kalıyor...
Boynunu bükmüş, saçları yüzünü kapatmış hıçkıra hıçkıra ağlıyor...
Ağlayan tek kişi o degildi...

Yol boyunca gözyaşlarımı saklamaya calışarak ağladım, gözyaslarım sakin ve yumusak bir şekilde peşpeşe beni terkediyor, aynı benim Derya'yı terkettigim gibi. Hani bazı anlar hiç unutulmazmış hayatta, Derya'nın yerde dizleri üzerinde cigerleri yırtılırcasına ağlayışını asla unutamadım...
Hayatımın en uzun yolculuğunu yaşıyordum, aklım her saniye Derya'daydı, acaba şu an ne yapıyordu, iyimiydi çok merak ediyordum, haklı olduğuma inandığım halde kendimden bile nefret eder hale gelmiştim, bir insan hem doğruyu yaptığına inanıp hem kendinden nefret edebilir mi? Ediyordum, kendimden nefret ediyordum o an...
Belki de bu aşk böyle bitmemeliydi...
Aslında biten aşk değildi, aşk asla bitmezdi bitmeyecekti, biten tükenen bizdik. Evlilik hayalleri kurduğum ilişkim yerle bir olmuştu, dahası bıraktığı izi de ömür boyu taşıyacaktık...
Gözyaşlarım ve bu uzun yol sanki yarış halindelerdi, kim pes edecek diye birbirlerini sınıyorlardı...
Yıllarca süren yolculuğum bitmek üzereydi ama gözlerim hala nemliydi, gözyaşlarımın gün boyunca yanaklarımda bıraktığı tuz artık cildimi yakmaya baslamıstı..
Acaba Derya şu an ne yapıyordu?
* final kısmı aşağıdaki videoda anlatılmıştır, takip eden herkese teşşekkürlerimi sunarım.
-SON-
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar