Merhaba Arkadaşlar,
- parçasını https://www.kizlarsoruyor.com/ask-iliskileri/a49424-kazandigini-sandigin-o-an
- parçasını https://www.kizlarsoruyor.com/ask-iliskileri/a49566-sen-ben-gercek-olabilir-miydik
- parçasını https://www.kizlarsoruyor.com/ask-iliskileri/a49636-okulun-en-populer-kizi-ben-acaba-hersey-bir-yalan-miydi#new
linkinden paylaştığım 'İşte Bence Aşk Böyle Birşey' adlı bencenin devam yazısı ile birlikteyiz.

Bir gün Derya bana okulun düzenledığı bir Alanya gezisinden bahsetti. Fiyat olarak uygundu ancak paramız çıkışmıyordu, o zamanlar pahalı bir cep telefonum vardı. Dört ay para biriktirerek aldığım telefonumu dört dakika içinde gözümü kırpmadan sattım ve yerine çok ucuz bir telefon alarak gezi için gerekli parayı toparladım. Üç günlük bir geziydi, parayı öğrenci konseyine ödedik.
Otobüs okulun önünden akşam kalkacak ve sabaha karşı Alanya'da olacaktık. O gün çok heyecanlıydık çünkü bizim beraber ilk tatilimizdi. Otobüste arka kapının hemen önündeki yere oturduk, o pencere kenarında bense koridor tarafındaydım. Gece boyunca o daracık yerde bacaklarını karnına çekerek ve başını avuçlarımın içerisine koyarak uyudu. Zaman zaman uyanıyordu, ben ise onu öperek, saçlarını okşayarak yine uyutuyordum. Sabah gözlerini açar açmaz beni öptü ve dudaklarından sessizce o cümle döküldü;
- Aşkım sen nasıl bir insansın yaaa, bütün gece ben rahat edeyim diye hiç kıpırdaman öylece durdun, seni seviyorum!
Kalbim duracaktı, ilk defa açıkca bunu söylüyordu, çok mutluydum...
Bu hayatta en çok sevdiğim insan avuçlarımın içerisine kafasını yaslamış uyuyordu, o yol bir ay sürse yinede hiç kıpırdamadan onun uyumasını seyrederdim, onu izlerken ne hayallere dalıyordum, ben ben olmuyordum ki hiç...
Alanya'da bir apart otel ile anlaşılmıştı. Herkes istediği kişi ile kalacak. Ben Derya ile aynı aparttayım. Öğlene kadar uyuduk sonra beraber Migros'a gidip kahvaltılık alışveriş yaptık. Dönünce de apartta güzel bir brunch hazırladım aşkıma, hersey rüya gibiydi, üç gün boyunca Alanya kalesinde, denizde, diskolarda mutluluktan sarhoş olduğumuz anlarımızı resmettik. Bütün günümüz birbirimize sarılarak geçiyordu, içimdeki aşk sürekli büyüyerek kara sevdaya dönüşmüştü...
Rüya gibi bir üç günün sonunda tekrar şehre döndük...
Bu arada satanist olayının sadece saçmalık olduğunu öğrendim. Gözlerine koyu makyaj yaptığı için iki üç kendini bilmez böyle adlandırmışlar kızı. Daha sonra tv de ki görevinden de ayrıldı, yani benim kafama takılan iki konuda böylece çözülmüş oldu.
Herşey harika gidiyordu. Yaşadığımız son güzel olay olan Mersin kaçamağımız ise kötü günlerin başlangıcı için milat olmuştu.
Beraber Mersin'e gitmeye karar verdik, cebimize iki kuruş para girdi ya. Sonuç olarak ani alınan bir karardı ve hiçbirşey düşünmeden kendimizi Mersin otobüsünde bulmuştuk. Aşk deliliğin ta kendisi değil miydi...
Otogara yakın bir yerde rastgele butik bir otele girdik, yorgunluk ile henüz yatağa uzanmıştık ki birden kapı çalmaya başladı. Görevli kanka tipli bir adam beraber kalamayacağımızı söyledi, patron kızmış. İndim resepsiyonda adamla tartıştım, çıkıyoruz burada kalmıcaz dedim. Oda parasını istedi, tek kişilik para ödedim ve lanet olsun diyerek oteli terkettim. Böyle olmayacaktı yıldızlı bır otele çıkmak gerekiyordu, ancak cebimizdeki parada çok kısıtlıydı.
Mersin'de dört yıldızlı Gondol Hotel vardır, oraya gitmeye karar verdik. Resepsiyonda ki görevli dolar üzerinden ücret istedi. Pazarlıkla, abi öğrenciyiz edebiyatıyla biraz indirim yaparak anlaştık ama en fazla bir gece kalabilecek paramız vardı bu otel için, oldukça iyi bir oteldi, resimde görülen çatı katında Mersin manzarasına karşı yemek yedik beraber...

Ertesi günde bir parkta oturduk ve banka aynen bu cümleleri kazıdık:
- Beni unutma aşkım
- Seni unutmam aşkım...
Bu otelden bize yadigar kalan tek şey; Teoman'ın Renkli Rüyalar Oteli şarkısı, her dinlediğimde istemsizce gözyaşlarına boğuluyorum, acaba o da boğulur muydu?
Akşam yaşadığımız şehre geri döndük, hayatımı alt üst eden fırtınanın bana doğru yaklaşmakta olduğunu bilemezdim...
Okul uzamıştı, ailem bu duruma çok tepki gösterdi ama benim umrumda bile değildi, çünkü Derya zaten okuyordu ve ben ondan ayrılmak istemiyordum, birazda ben önemsemedim dersleri bu yüzden...
Yaz tatilinde o baska bir şehire ailesinin yanına gitti. Tatil boyunca sadece telefonda görüşme imkanımız oldu. Onu çok özlemiştim, hayat çok anlamsız ve sıkıcıydı. O tatil hayatımın en uzun tatili gibiydi, hiç bitmek bilmedi. Tatil bitiminde okula ilk o döndü. Ben bazı sebeplerden ötürü bir hafta geç dönmek zorunda kalmıştım. Öğrenci evide boştu, çünkü arkadaşım ve kız arkadaşı da henüz dönmemişlerdi.
Trendeydim, ona haber vermemiştim , o beni ertesi gün geleceğim sanıyordu, amacım süpriz yapmaktı. Sabah tren garında indim, serin bir hava vardı, sabah ayazı adeta yüzümü yalıyordu, yürüyerek eve gittim, mesafe azdı ama heyecandan sanki yol bitmek bilmiyor gibiydi. Nihayet eve varmıştım, kapıyı açmadan önce valizimden onun için aldığım gülü çıkardım, hayatımın aşkını öperek uyandırıp süpriz yapacaktım.
Kapıyı sessizce açtım ve odamıza doğru yöneldim ama oda da yoktu, daha doğrusu evde kimse yoktu, en son konuştugumuzda evde olduğunu söylemişti bana. Derin bir düşünce sardı beni ama yine de aramadım, öğlene kadar sadece sigara içerek gelmesini bekledim. Nafile, ne gelen vardı ne de giden, dayanamayıp öğlen telefon açtım;
- Aşkım selam, ne yapıyorsun, nerdesin?
- İyiyim aşkım evdeyim, yalnızım, oturuyorum, tv falan izliyorum, sen ne yapıyorsun?
- Hmmm
- Sen napıyorsun aşkım? Eşyalarını toplamaya başladın mı, geliyorsun değil mi bir aksilik yok?
- Ne yapayım, senin yalanlarını dinliyorum.
- Nasıl yani ne yalanı aşkım?
- Nasıl mı? Söylemine göre şu anda aynı evdeyiz ama birbirimizi göremiyoruz!
- Aşkııııım ciddi misin geldin mi gerçekten?
- Evet Derya ben çok ciddiyim ama seni son derece ciddiyetsiz gördüm!
- Aşkım ya kusura bakma hemen geliyorum, gelince anlatıcam, kızmanı gerektirecek bir durum yok inan, geliyorum.
- Bekliyorum.

Aradan kırkbeş dakika kadar geçti, anahtar sesiyle birlikte oturduğum yerden kalktım, antrede karşılaştık ve beni görür görmez "aşkııım" diyerek sarıldı, bende ona sarıldım ancak moralim bozuktu ve bu da yüzüme yansımıştı...
- Aşkım, beni gördüğün için sevinmedin mi?
- Derya neredeydin ve neden yalan söyleme gereği duydun?
- Aşkım anlatıcam, gerçekten kızacağın bir durum yok, gel bir çay koyalım birşeyler yiyelim, konuşalım.
Mutfağa doğru yöneldi, birşeyler hazırlıyordu. Odada tekli koltuğa oturdum ve sigaramı yakarak derin bir düşünceye daldım, içimde bir kurt beni paramparça ediyordu, kötü birşey olmasından korkuyordum, öte yandan acaba anlatacakları gerçek olacak mıydı? Yoksa sadece hikaye mi dinleyecektim? Gerçekten bilemiyordum, ama korkuyordum, kaybetmekten çok korkuyordum...
Bir süre sonra içeriden seslenerek beni çağırdı, tost yapıp çay demlemişti, aslında moralim çok bozuk ve iştahım hiç yoktu ancak bu konuyu acil olarak konuşmam gerekiyordu.
- Eeeee aşkım, anlatıcaklarını dinliyorum,
- Aşkım dün Eda'da kaldım (sınıftan bir arkadaşı) , yeni bir eve çıktılar bu sene, evde onlara yardım ettim, akşam dönecektim ama, işte vakit geç olunca kalayım dedim, sende tedirgin olma diye söylemedim, kötü bir niyetim yoktu.
- Kimler vardı evde?
- İşte Eda ve erkek arkadaşı, üçümüzdük.
Canım sıkılmıştı ama olayı daha fazla büyütmek istemedim, çünkü tartışma boyutuna gidecek gibi gözüküyordu, bu isteyebileceğim en son şeydi. Ancak daha sonraları, herşey tepetaklak olmaya başladığı zamanlarda, bu Edalar da kalma olayı ile ilgili anlatmadığı bazı mevzuları öğrenecektim,
Bu olayın üzerinden dört beş hafta kadar geçmişti, bu tür konularda takıntılı bir insanım ve bunu da zaman zaman çok belli ederim, hareketlerimde son derece düşünceli ve durgun olurum, dikkatimi bir konuya odaklama zorluğu yaşarım. Bu konu kapanmış gibi gözüküyordu ancak bana yalan söylemesine çok bozulmuştum, bilemiyorum belki de ben abartıyordum ama içim hiç rahat değildi ...

Fakültede ders arasındayım, koridorun bir köşesinde merdiven korkuluklarına dirseklerimi dayamış, boşluktan aşağı katlardaki insanları izliyorum. Yanıma Özge adında alt sınıflardan bir kız arkadaş geldi ve benimle konuşmak istedigini söyledi, kabul ettim (bu kızla tanışmamızda ortak bir arkadaşa dayanır), boynunu bükerek söze başladı;
- Mert, bak sen değer verdiğim bir insansın, herhangi başka birisi olsaydı belki de bu konuşmayı yapma ihtiyacı duymazdım,
- Konu nedir?
- Mert, Derya'yı ne kadar tanıdığını düşünüyorsun?
- Uzun bir süredir beraberiz, ve şu an aynı evde yaşıyoruz, bir insanı tabiki tamamen tanımak zordur ama tanıdığımı düşünüyorum, sen neden bunları soruyorsun peki?
- Ben onun hakkında bazı şeyler duyuyorum, hatta birisine şahitim, üzülmeni istemiyorum.
- Neden bahsediyorsun Özge?
- Ya bak Şükrü xxxx adında bir esnaf var, yapı işleriyle uğraşıyor, şehir merkezinde bir ofisi var, Derya'nın bu kişiyle bir ilişkisi olduğunu duydum, yani bizim bu kişiyle ortak bir arkadaşımız var ve geçen konusu geçti, biliyorsun Derya bir dönem tv de çalıştığı için tanıyan bir çok kişi var, oradan anladım Derya'dan bahsedildiğini.
- Ne diyorsun sen ya, şaka mısın?
Sinirden kıza çıkışmaya başladım, bir yandan da elim ceplerimi yokluyor, sigaramı arıyorum, çıkarıp yaktım.
- Ne yapıyorsun Mert burada sigara içmek yasak?
Sigaradan derin bir nefes çekip yere attım, üstüne basarak hızlı adımlarla çıkışa doğru yöneldim, Özge arkamdan bağırıyor;
- Merrt, Meeert bekle nereyeeee, heeeeeeeeeeeeeeey!!!
Hızla fakülteyi terkettim, ne yapacağımı düşünüyordum, elim ayağım titriyor sinirden. Gelen ilk dolmuşa binerek en arkaya oturdum, kafamda binlerce soru ama bu soruların hepside ne yazık ki cevapsız. Kimdi bu adam? Özge'nin söyledikleri gerçek miydi? Gerçekse ne yapacaktım? Bunu nasıl aydınlatabilirdim? şeklinde kendi kendime sürekli sorular soruyordum. Şoförün "birader parayla çalışıyoruz hayrına değil" sözüyle kendime geldim, pardon diyerek parayı uzattım, dikiz aynasından pis pis bana bakıyor. Benim dünyam başıma yıkılmış, adam iki liranın kafasında...

Şehir merkezine geldik, indim ve daha önceden bahsettiğim arkadaşın (bilgisayar ürünleri satan arkadaş) dükkanına gittim, konuyu ona anlattım. Bu Şükrü denen adamı tanıyıp tanımadığını sordum, tanıyordu;
- Karaktersizin tekidir, evli barklı bir adam ama burada öğrencilere takılır, durumu iyi olduğundan para saçar kız düşürmeye çalışır, tam bir şerefsizdir.
Dünya başıma yıkıldı. Sinirden titriyorum. Adresini öğrendim ve dükkandan ayrıldım, arkadaş bulaşmamam konusunda beni uyardı ama dünya yansa umrumda değil. Ofisini bulup içeri girdim. Patron koltuğunda oturan kanka tipli otuzbeş yaşlarında bir adam, önündeki koltuklarda üç kişi daha var, muhabbetleri koyu, küfürler havada uçuşuyor.
- Şükrü xxxxx ile görüşeceğim.
- Buyur benim
- Özel konuşalım
Arkadaşlarını ofisten çıkardı ve başbaşa kaldık, önündeki koltuğa oturdum ve direkt olarak, Derya xxxx dedim, ışık görmüş tavşan gibi yüzüme bakakaldı, şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra sadece "evet" diyebildi. Direkt olarak söze başladım;
- Tanıyor musun?
- Evet tanıyorum bir arkadaşım
- Arkadaşım derken?
- Üniversite de okuyor, öylesine bir arkadaş sadece.
- Ben o arkadaşının, erkek arkadaşıyım!
Şaşırdı, bozuldu, ne diyeceğini bilemiyordu. Kafasından yalanlar üretmeye çalıştığı her halinden belli oluyordu, lafı gevelemeye başladı, kaçak güreşiyordu, sıradan bir arkadaşı olduguna beni inandırmaya çalışıyor gibiydi. Elimde herhangi bir kanıtım yoktu, buradan bir sonuç çıkaramayacağımı anladım ve direkt eve gittim, önümde hızla tüketilmeyi bekleyen bira şişeleri ve henüz açılmamış bir paket sigara vardı, hırsımdan ağlama noktasındaydım, o an birisi bana dokunsa gözyaşlarım hızla boşalacaktı. Bir yudum bira bir nefes duman döngüsüyle akşamı ettim. Ölümü bekleyen bir hasta gibi uzandığım yerde sadece tavana bakıyordum, aradan bir saat kadar geçmişti ki Derya anahtar ile kapıyı açarak içeri girdi...

- Aşkım hayırdır ne bu hal?
Çok içmişim, normalde bira sadece çakır keyif eder, ama o an gerçekten sarhoş olmak için içiyorsan, oluyorsun...
Bir bira daha açtım ve Derya'ya uzattım,
- Al buyur iç!
- Hayırdır Mert?
Bilemiyorum ne kadar hayır dedim, birşey anlamadı, ama karşıma oturup sessizce birasını yudumlamaya başladı, amacım onuda çakır keyif yapıp rahatlatmaya çalışmaktı. Sırf vakit kazanmak için günün nasıl geçti gibi gereksiz bir muhabbet açtım. Birasını bitirdi, bir tane daha uzattım, pek içmek istemedi ama biraz ısrarla ikinci şişeyi yudumlamaya da başladı, bayağı gevşemişti, ardından gözlerinin içine bakarak tek seferde sordum:
- Şükrü xxxx, nasıl bilirsin bu adamı?
Dört beş saniye kadar sadece şaşkın şaşkın yüzüme baktı, şoku atlattıktan sonra ikinci sorun ondan geldi;
- Sen nerden tanıyorsun?
- Sorularıma soruyla cevap verme, birşey sordum!
- Sadece bir arkadaş, bu tavırlarından nereye ulaşmaya çalıştığını anlayamıyorum!
- Bak bugün kendisiyle ofisinde uzun uzun konuştuk, bana herşeyi anlattı, bir kez de senin ağzından duymak istiyorum, tek yalanında bu ilişki burada biter, senden sadece dürüst olmanı bekliyorum. Aksini iddia ettiğin herşeyi bana ispat etmek zorundasın.
- Pekiyi, anlatayım dinle...
Birasından son bir yudum alarak anlatmaya başladı;
"Şükrü ile bir arkadaş vasıtası ile tanıştım. Senden önce tanıyordum onu, sadece arkadaştık, öyle grup halinde takılıyorduk, birebir takıldıklarımızda oldu, ancak aramızda herhangi birşey olmadı. Hatırlarsan sen bir ara beş günlüğün acilen memlekete gitmiştin, o dönem beraber İstanbul'a gittik, beş yıldızlı bir otele çıktık, aynı odada kaldık ama yataklar ayrıydı ve sana yemin ederim aramızda en ufak bir yakınlaşma olmadı, sadece otelin diskosunda dans ettik, içtik, iki gün kaldıktan sonra geri döndük, başka da birşey olmadı, zaten daha sonra görüşmemeye başladık, ve şu anda da görüşmüyoruz"
Donup kaldım, elimdeki bira şişesini ağzıma götürmekte zorluk çekiyordum, birşey diyemedim, mal gibiydim o an, ha köşede duran saksı ha ben, aramızda ki tek fark o pencere kenarında duruyordu ben ise koltukta, keşke ayakları olsaydı o saksının belkide gelip yanıma otururdu, bir birada ona verirdim...
Yerimden güçlükle doğruldum, hatırladıgım tek şey montumu giyerken "Meeeert nereye gidiyorsun saçmalama" diye bağırarak kolumdan beni tekrar yerime oturtmaya çalışan bir güçtü...
Hiçbirşey diyemedim, belli bir hedefe programlanmış robot gibi sadece hareket ediyordum, ne bir mimik, ne bir ifade, ne tek bir sözcük,sadece hareket ediyordum...
Kapıyı çarptım ve kendimi soğuk akşam ayazına teslim ettim...

*devam edeceğim.
Bilgilendirme amaçlı etiketler (Bilgilendirme etiketi isteyen arkadaşlar yorumla belirtebilir)
@yırtık-konvers @Anka-yı_Muğrib @Çakiiii @HaCiİJJ @Herkestenfarklı6 @Nur877 @RobertoCavalli
@KAZASKER89 @Scolataa @Acemifotografci @letssee
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar