Y kromozomunun evrimsel süreçte gen kaybına uğradığı bilgisi, biyoloji literatüründe teknik ve sınırlı bir anlam taşırken, toplumsal düzeyde beklenmedik ölçüde güçlü tepkiler üretiyor. Bu tepkinin kaynağı, söz konusu genetik yapının biyolojik işlevinden çok, erkekliğe atfedilmiş tarihsel ve kültürel anlamlarla yüklü bir sembol hâline gelmiş olmasıdır aslında. Y kromozomu üzerine yapılan her tartışma, farkında olmadan erkekliğin doğası, meşruiyeti ve iktidarla ilişkisi üzerine yürütülen daha geniş bir sorgulamayı tetiklemekte. Genetik açıdan Y kromozomu, rekombinasyona büyük ölçüde kapalı olması nedeniyle X kromozomuna kıyasla daha sınırlı bir genetik çeşitliliğe sahip. Bu durum, uzun evrimsel zaman ölçeklerinde belirli genlerin kaybına yol açmıştır. Ancak güncel bilimsel veriler, bu sürecin bir “tükeniş” anlamına gelmediğini; aksine Y kromozomunun uzun süredir görece kararlı bir yapıda varlığını sürdürdüğünü göstermektedir. Buna rağmen “Y kromozomu küçülüyor” ifadesinin yarattığı rahatsızlık, biyolojik bir gerçeklikten çok, erkekliğin tarihsel konumuna dair bir huzursuzluğun dışavurumu olarak okunmalıdır. Bu noktada erkek tahakkümünün biyolojik bir zorunluluk olduğu yönündeki yaygın kabulleri sorgulamak gerekir. Erkek egemenliği, çoğu zaman fiziksel güç, hormonal farklılıklar ya da üreme rolleri gibi biyolojik argümanlarla gerekçelendirilmiştir. Oysa feminist teori ve tarihsel analizler, bu gerekçelendirmelerin büyük ölçüde sonradan inşa edilmiş ideolojik anlatılar olduğunu ortaya koymaktadır. Erkek tahakkümünün kökenleri, biyolojiden ziyade tarımsal üretim ilişkilerinde, mülkiyetin ortaya çıkışında, soyun denetlenmesinde ve örgütlü şiddetin kurumsallaşmasında aranmalıdır. Erkekliğin iktidarla özdeşleşmesi, doğal bir sonuç değil; tarihsel bir düzenlemenin ürünüdür.
Y kromozomunun küçülmesi evrimsel bir süreçtir ve erkek egemenliğiyle doğrudan ilişkili değildir. Y kromozomu hala işlevsel ve kararlı bir yapıda varlığını sürdürüyor. Erkek tahakkümü, biyolojik değil, toplumsal ve tarihsel faktörlere dayalıdır. Bu nedenle, Y kromozomunun küçülmesi, erkek egemenliğini biyolojik olarak zorunlu kılmaz.
Zaten insanlık tarihinin kötü zamanı insanların tarım devrimini gerçekleştirdikten sonra medeniyet inşa edip devletler kurarak savaşları körüklemesinden sonra başlamıştır der birçok antropolog. Bu eskatolojiye ise Hinduizm'de Kali Yuga çağı denir. Hinduizm'e göre bu çağ insanlığın en karanlık çağıdır ve son avatar olan Kalki insanlığı bu karanlıktan kurtaracaktır. Bu yüzden hala birçok Hindu Kalki'nin geleceği günü sabırsızlıkla beklemektedirler.
Erkek tahakkümünü biyolojiye bağlama çabası aslında gücü kaybetme korkusunun kılıfı 🧬🧠 Y kromozomunun “azalıyor” oluşu erkekliğin yok oluşu değil sadece evrimin doğal bir parçası.
Erkek egemenliği ise daha çok tarihsel süreçlerin yani mülkiyetin, savaşların, soy takibinin ürünü ⚖️ Bugün yaşadığımız huzursuzluk da “erkeklik ayrıcalığının sorgulanması” ile ilgili.
Bence asıl sağlıklı olan taraflardan birini üstün ilan etmek yerine eşitlikçi bir düzeni konuşmak 💜✨