Bazı kadınların cinselleştirilmeye bu kadar istekli görünmesi çok rahatsız edici.. Bunu söylerken yukarıdan bakmıyorum, yargı dağıtmıyorum. Sadece durup düşünüyorum. Bir kadın olarak şunu sorguluyorum: İnsan eline kendi bağımsızlığını, gücünü, söz hakkını alma ihtimali varken neden bir erkeğin arzusu üzerinden var olmayı bu kadar kolay kabullenir? Bu, “özgürlük” gibi pazarlanan ama içi pek de dolu olmayan bir hikâye.
Küçüklükten itibaren bize fısıldanan cümleleri hatırlıyorum.
“Güzel kız.”
“Dikkat çekiyorsun.”
“Böyle giyinme, yanlış anlaşılır.”
Ama kimse “Güçlü düşünüyorsun.” demiyor.
Kimse “Aklınla parlıyorsun.” diye durup alkışlamıyor.
Sonra büyüyoruz. Bu kez sahne değişiyor ama metin aynı kalıyor. İlgi görmek, arzulanmak, bakılmak; bir başarı ölçütü gibi sunuluyor. Beğeniler, mesajlar, bakışlar… Hepsi geçici ama hepsi çok gürültülü. “Bu benim seçimim.” diyenleri anlıyorum. Gerçekten. Ama kendime şu soruyu sormadan edemiyorum: Bize başka seçenekler öğretilmediğinde, bu seçim ne kadar bize ait? Cinselleştirilmek, kısa vadede bir kontrol hissi verebilir. İlgi sende gibi gelir. Ama o ilginin fişi her zaman başkasının elindedir. İstemediği an söner. O zaman geriye ne kalır?
Ben gücü başka bir yerde görüyorum.
İstenilen olmakta değil, isteyen olmakta.
Bakılan olmakta değil, bakan olmakta.
Sessizce onay beklemekte değil, net bir şekilde “hayır” diyebilmekte.
Beden bir vitrindir belki ama insan sadece vitrin değildir. İçeride bir zihin, bir karakter, bir irade var. Ve bana sorarsanız asıl özgürlük, o içeriği merkeze alabilmekte. Kimsenin hayatına karışmak gibi bir derdim yok. Ama cinselleştirilmeyi güç sanmakla, gerçekten güçlü olmak arasında büyük bir fark var. Ben o farkı görmezden gelmek istemiyorum. Kendini bir erkek için cinselleştirerek arzu yaratmak, asla bir marifet değil. Bir kadın, bir erkeğin arzularının kurbanı olmamalı, ona muhtaç da kalmamalı. Kendi ayaklarının üzerinde, gerekirse bedel ödemeyi göze alarak durmalı.
Küçüklükten itibaren bize fısıldanan cümleleri hatırlıyorum.
“Güzel kız.”
“Dikkat çekiyorsun.”
“Böyle giyinme, yanlış anlaşılır.”
Ama kimse “Güçlü düşünüyorsun.” demiyor.
Kimse “Aklınla parlıyorsun.” diye durup alkışlamıyor.
Sonra büyüyoruz. Bu kez sahne değişiyor ama metin aynı kalıyor. İlgi görmek, arzulanmak, bakılmak; bir başarı ölçütü gibi sunuluyor. Beğeniler, mesajlar, bakışlar… Hepsi geçici ama hepsi çok gürültülü. “Bu benim seçimim.” diyenleri anlıyorum. Gerçekten. Ama kendime şu soruyu sormadan edemiyorum: Bize başka seçenekler öğretilmediğinde, bu seçim ne kadar bize ait? Cinselleştirilmek, kısa vadede bir kontrol hissi verebilir. İlgi sende gibi gelir. Ama o ilginin fişi her zaman başkasının elindedir. İstemediği an söner. O zaman geriye ne kalır?
Ben gücü başka bir yerde görüyorum.
İstenilen olmakta değil, isteyen olmakta.
Bakılan olmakta değil, bakan olmakta.
Sessizce onay beklemekte değil, net bir şekilde “hayır” diyebilmekte.
Beden bir vitrindir belki ama insan sadece vitrin değildir. İçeride bir zihin, bir karakter, bir irade var. Ve bana sorarsanız asıl özgürlük, o içeriği merkeze alabilmekte. Kimsenin hayatına karışmak gibi bir derdim yok. Ama cinselleştirilmeyi güç sanmakla, gerçekten güçlü olmak arasında büyük bir fark var. Ben o farkı görmezden gelmek istemiyorum. Kendini bir erkek için cinselleştirerek arzu yaratmak, asla bir marifet değil. Bir kadın, bir erkeğin arzularının kurbanı olmamalı, ona muhtaç da kalmamalı. Kendi ayaklarının üzerinde, gerekirse bedel ödemeyi göze alarak durmalı.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer