Bir insan, sevdiği tek kişiyi toprağa verdikten sonra hala neden sabahları uyanır ki?

Her sabah alarm çalıyor, ben hala refleksle elimi uzatıp susturuyorum. Sonra bir sessizlik... o sessizlikte sanki onun sesi yankılanıyor, “kalk artık, kahveni soğutma” diyor gibi. Ama kahve yapmanın da, güne başlamanın da, perdeleri açmanın da bir anlamı yok artık. Sekiz ay boyunca her sabahı korkuyla, umutla, bazen öfkeyle karşıladım. Her yeni gün “belki bugün iyi olacak” umudunu taşıyordu. Şimdi o umut da öldü.
O hastane koridorlarının kokusu hala üzerimde. Doktorun yüzündeki o dikkatli sakinlik, hemşirenin kaçırdığı bakışları, onun elini tuttuğumda hissettiğim ince kemiklerini unutmuyorum. “Ben iyiyim” dediği her gün biraz daha soluyordu.
Oysa ben, o gittiğinde içimdeki bütün bağların da kopacağını hiç düşünmemiştim. Şimdi herkes “hayat devam ediyor” diyor. Ama nasıl? Kime devam ediyor? Benim hayatım onunla birlikte bitti, sadece alışkanlıklarım yürümeye devam ediyor.
Bazen düşünüyorum… bir insan neden hala sabahları uyanır? Belki çünkü tamamen gitmeye cesaret edemediği için. Belki de bir gün, bir rüyada bile olsa, ablasının kahkahasını yeniden duyabileceğini umduğu için.
Bir insan, sevdiği tek kişiyi toprağa verdikten sonra hala neden sabahları uyanır ki?
Cevapla