Yıllardır aklımda olan, üzerinde düşündüğüm bir konuyu paylaşmak istedim sizinle. Ön yargılarınızı kenara bırakıp okursanız sevinirim. Güzel olur yani. Bilmenizi isterim ki ben Thales ya da Sokrates değilim. Kafası karışmış bir kardeşinizim sadece.
Neyse evet konumuza geri dönelim. Benceye bir soru ile başlamak istiyorum. Her insan farklıdır. Bunda hem fikiriz. Fakat her insan için bir köpek nasıl bir köpektir? Bir kedi her insan için bir kedidir. Bir kaleme çıkıp ben bunu yerim derseniz insanlar size deliymişsiniz gibi bakar. Aldatmayı aşk olarak görsek, aşkı aldatma olarak mesela?
Kavramlar herkes için nasıl aynı olabilir ki? Dolaba kapı desem olur mu? Anneye baba desem? Babaya anne?
Neden evlenmemiz lazım? Neden sevmemiz lazım? Sarılmak güzelken, bıçaklamak neden kötü? Bir insana zarar veriyoruz diye mi? Bir insana zarar vermek niye kötü peki? Neden güzel bir söz sevindirir bizi, neden kalbimizi kırar kötü sözcükler? Kelime kombinasyonlarının üzerimizdeki etkisi neye göre?
Doğumumuzdan bu yana uyutuluyoruz belki de.
Evrenin düzeni sağlansın diye. Doğumumuzda popomuzu şaplaklamalarından tutun, anneyle ilk göz göze geldiğimiz ana, bir bebek ameliyathane de doğduğunda, hastahane örtülerin yeşil rengi ve daha bir çok şey bunların bir parçası.
Hatta bazen düşünüyorum da tüm bu katiller, deli denilenler, sevilmeyenler, topluma uygun görülmeyenler bu hipnoz evresini bir şekilde tamamlayamayan insanlar. Aykırılar.
Ben bunu düşünüyorum uzun zamandır. Fikirlerinizi paylaşırsanız ne güzel olur. Katılsanız da katılmasanız da. Bir şekilde paylaşın, dünyayı tek başıma kurtaramam çünkü.
İnsanın en önem verdiği şeylerden biri onaylanmaktır.
Neden sevmeliyiz? Onaylarsak bizi onaylayanlar çoğalır. Güzel gözükürsek beğeniliriz. Çoğunluğun yaptığı şeylere ayak uydurursak yaşadığımız topluluğun idealine yakın davranmış oluruz.
En basitinden kurtçuk yiyen insanlara deli gözüyle bakıyoruz fakat bu onların günlük hayatında sıradan bir olay.
Kime göre normal? Neye göre normal? Bireyin yetiştiği toplum koşullarına göre değişir.
Her toplumun dolayısı ile her bireyin kendi güzeli, doğrusu, beğenileni var.
Bir de aykırı insanlar var, sürüden kopmak isteyen. Çoğu maalesef sürüden kopup kendi sürülerini oluşturuyor.
Örneğin bir topluluk 'yeter artık kadınların meme sahibi olması çok çirkin bir görüntü, ideal olan memelerin olmamasıdır' dese bir süre sonra bu görüşü onaylayan insanlar çıkacak, daha sonrada bu görüşe inanan kadınlar memelerini kesecek. Özünde bunun bizim kulaklarımızı bebekken bize sormadan delmelerinden çok farkı yok. Çünkü bizim için küpe takmak güzeldir.
Katillerin, dengesizlerin toplum içindeki diğer insanlara ya da kültüre zarar vermesi sadece bizim açımızdan bu şekilde, bir katile "komşunu neden öldürdün" diye sorsalar "sebebi yok, canım istedi" dese durumun ne kadar vahim olduğunu düşünürüz.
Ama bu katiller bir araya gelip bir topluluk içinde kurbanları olağan bir şekilde öldürmeye başladığında içlerinden birisi "manyak gibi neden komşumu öldüreyim" diye kendini ve kültürünü sorgulamaya başladığında bu sefer o kişi kendi toplumunda yadırganacak.
Özetle; ne kadar aykırı olmak istese de insan olamaz. Her zaman bir kümeye dahil olur. Davranışlarının normalliği de kümenin normlarına göre değişir.
Ne güzel yazmışsın, eline sağlık. Ayrıca bir bence yazmalısın bence burada harcanmasın bu yazı. Bende merak ediyorum hep senin deyiminle o halde, bu onaylanma isteği, bu iç güdü nereden geliyor?
Zaten uyutuluyoruz ki. Bunun farkında olmayan var mı? Bir yaratıcı var. Bizi bu düzene uymak zorunda olarak yarattı. Doğması gereken bütün herkes doğduktan sonra kendisiyle tanışmamızı sağlayacak ve bizi gereçk sandığımız uykudan uyandıracak. Bunda kafayı karıştırıcak pek bir şey yok.
söyleniş tarzı insanlar ve diğer canlılar üzerinde etkili olan bir şey. örneğin bir çiçeğe güzel sözler söylediğimizde daha çabuk büyüdüğü bilimsel olarak kanıtlanmış. ya da bir suya aynı şekilde, atomlarının dizilişinin daha düzgün olduğunu fark etmişler yahu! yani şöyle ki bu durumda benim şahsi fikrim dünyanın sevgi üzerine kurulu olması. düşündüğümde insanlara yardım etmekten başka güzel ve manidar bir şey bulamıyorum bu boş hayatta. kendini kaptırdığın vakit kayıp geçiyor zaman ama sen o zamanın geçtiğinin hep farkında olmalısın ki bu dünyanın bir reklam slaytından ibaret olduğunu unutmayasın. ciddi anlamda kötü bir deney vardı bebek üstüne uygulanan. ne rezalet! ama deney sonuçları mühim tabi. çocuğun doğal korkularıyla ilgili. hayvanlardan korkmuyordu. lakin hayvana her dokunduğunda duyduğu kötü bir ses sonucu çocuk bu kötü sesten rahatsız olup hayvana dokunmaktan korkmaya başladı. ve o hayvan nasılsa (tüylü, beyaz vs) hayatı boyunca (ki 8 yaşına kadar yaşadı) o tarz şeylerden korktu mesela. bu da gösterir ki insan vücudu daha nazik sesler duymak istiyor. şefkat ihtiyacı var. şefkat alamayan bir insanın da nasıl şeyler yaptığı ortada. anne babanın veya çevrenin bir çocuğa davranmasının sonucunu gene çevre yaşıyor. bu konular da öyle ki daldın mı çıkamıyosun :) kolay gelsin
önce uyutulma eylemi için benlik kavramını ele almalıyız. benlik kavramı insanlarda doğum anından 1 yıl ile 1 buçuk yıl arasında bir zaman diliminde ailesel destekle kendi yapısını oluşturur. tuhaf bir şekilde yabancısı olarak geldiğimiz bu ortam bizim zihinsel olarak yaratımlarımızın en üst seviyeye yükselip benlik kavramı oluşana kadar düşüşe geçtiği travmatik bir eğridir. bu kısım bizim uyutulma değil benliksiz olarak adlandırabileceğimiz alandır. fakat benlik kavramı; aile, toplum, kültür, ilk insanlardan bu zamana bedenimizde taşınan ilkel dürtüler ve içgüdülerimiz tarafından sarmalanmış, kendimizi konumlandırabileceğimiz en somut ortamdır. bu ortamda artık yalnızca imgelemler var olur, hayal gücü ve yaratımsallık-etkilenişilim kalıplar altına alınarak beynin genel düşünme mekanizmasına ket vurulur. bu insan beyni için başa çıkılmaz bir tacizdir. artık aile ve toplum baskısı karşısında direnme eylemlerizde, imgelenen kalıplaşan duygular, literatürel yapı ile beynimize hücum ederek bizlere zorla yutturulan ilaçlar gibi mental yapımızı sürekli etklemeye devam eder. bu 50 bin yıllık insanlık tarihi boyunca oluşan kültürel süreçt toplum mekanizmasını oluşturulmak için bu işkence bir araç olarak kullanılmış. şehir insanları olarak bizler daha geniş çaplı topluluklar kurmaya çabaladığımız için bu yük bizlerin üzerine daha da çok çökmekte.
önümüzde büyük kitleler halinde akan böylesine birbirinin aynısı olmaya koşullandırılmış insan yığınlarında soyutlanma hissiyatını alıyoruz. hatta ne kadar radikkalleşsekte bu yarışın sonunda kaybeden budalalar olmaktan kaçamıyoruz. kitleler halinde sıradan insanların büyük tanrıları olmak için can atıyoruz. tabi bu mental sürüklenmeyi ezip geçen tek cümlelik mottolarıyla varlıgının tahtını kurabilenler de var. toplum bu insanları ayrı bir yere koyarken kimine saygıdeğer isimler koyar kimine ezici üslup kullanır. deli ve filozof arasında meczupla dahi arasında sınırlar katışıktır aslen. seri katillerle kumandanlar padişahlar arasındaki cizgi gibi. yasal bir algıdır işin ucundaki. fakat sıradan mezarlara sahip aykırı insanlar vardırki onlar herkes gibidirler, zamanın mutluluğunu yaşadıkları koca bir hayatları olmuştur. kendilerini konumlandırdıkları tek yer anlamlı zaman dilimleridir. herkesten daha mutlu terkederler algıladığımız yaşamı ama anılmaz bilinmezler.
En İyi Cevaplar