90'lı yıllarda doğmak veya çocuk olmak

Geçmişin özlemini içimde yaşıyorum her zaman, bu özlemimi de sizinle paylaşmak istiyorum...


90'larda bu dünya da olmak bence büyük bir ayrıcalık. Bir çok arkadaşımız vardı. Hiçbiri sanal değil hepsi gerçekti. "Like", "twit" veya "RT" gibi terimleri bilmezdik ama mutluyduk :)


Babamız bize "sokak lambaları yandığı zaman evde olacaksın" derdi. Her gün biraz daha geç yanmaları için dua ederdim. Çocukluk aklı işte :) İnternet Cafeyi bilmezdik, pazar kuşağındaki çizgi filmleri bilirdik. Counter-Strike bilmezdik, mahalleler arası futbol oynamayı bilirdik. Online oyunları değil sokak oyunlarını oynardık. Hemde ücretsiz :)) Her seferin de "altın,elmas,ipek, vs." gibi değerli eşyaları kimse satmazdı bize :)) Bizim paramız ya top almak için harcanırdı ya da çikolata şeker almak için. Bayram da torpil patlatırdık yaşlı teyzeler kızardı bize :))


90'lı yıllarda doğmak veya çocuk olmak :)


Şeker toplamak için kapı çaldığımızda "bu sefer şeker yerine para versin nolur" diye içimizde geçirirdik biz çocuktuk çünkü :))


Annemiz ve babamız ile çarşıya çıkardık bayramlık almak için, o kutsal insanların "çocuğuma bende bayramlık alabildim çok şükür" der gibi bakışları vardı :))


Bizim dönemimizde "ben canavardan güzel bir eşya düşürdüm" muhabbeti yoktu "babam bana nike/adidas/kinetix ayakkabı aldı" muhabbeti vardı :))


Her yeni ayakkabı aldığımızda daha hızlı koşacağımızı ya da o ayakkabının bize güç vereceğini daha iyi top oynayacağımızı düşünürdük, çocuktuk biz :))


Bir çok oyun bilirdik, bilmediklerimizi öğrenirdik çünkü meraklıydık...


Çocukken oynadığımız oyunları ve oyuncakları sizde hatırlarsınız :))



Mahalle arası futbol



Topu olan ilk önce adam seçerdi ya da başka çocukların katılmasına o karar verirdi. Kuralları kendi koyardı :)) Amacımız "exp" kazanmak değildi gol atmaktı. Gol atınca hissettiğimiz zevk, başarmanın verdiği mutluluğu şimdi hiçbir "online" oyun ya da "FIFA,PES" gibi oyunlar vermiyor. Ünlü futbolcuların isimlerini kullanırdık, sanki onlar gibi oynadığımızı düşünürdük :))



Pokemon kart ve tasoları



Cips paketlerinden çıkardı, bakkal amca hep kızardı bize "cipsleri karıştırmayın" diye :)) Şansımıza ne çıkarsa onunla oynardık. Üstüste dizdiğimiz tasolara vurup ters dönenleri alırdık. Şimdi ki "MMORPG" oyunları bu tadı hiç vermedi bize. Arkadaşlarımız yanımızdaydı çünkü :)) Bütün sanal oyunların bir hilesi var ama bunun bir hilesi yoktu. Kazanmak bilek gücüne bağlıydı :))



Misket (Gülle)



Camdan yapılan içinde boya ve silikon ile şekil verilmiş çocukluğumuzun olmazsa olmazlarından biriydi misket. En baştaki misketi vuran hepsini alırdı :)) Cesaretli çocuklardık biz 2-3 tane koymazdık, 10 ya da 12 den az koymazdık yere :)) Kazanacağımızdan emindik çünkü. İçimizde bir öz güven vardı. Uzaktan atardık ve hedefi vururduk :)) Şimdi ki "Crysis,Farcry,GTA,Counter-Strike, vs." bize bu zevki hiç vermedi çünkü gerçek değldi.....



Tabii ki hepsinden önemlisi Çocukluk Aşkı :))



Aşkı filmlerde ki öpüşme sahnelerinden gördüğümüz kadarını bilirdik ama yine de "Sevgi" de yalan olmazdı bize göre :)) Uzaktan severdik çünkü utanırdık yaklaşamazdık :) Yine de çok severdik büyük bir kalbimiz vardı, içinde sevgi ve saflıktan başka birşey yoktu. Aşık olduğumuz kızla oynamak için can atardık ya da bizi balkondan izliyorsa oynadığımız oyunun en iyi olmaya çalışırdık. Bizi daha çok seveceğine inanırdık :))


Çocuktuk biz... Sevdiğimiz kızın abisinden çok korkardık, arkadaşlarımız bizi "seni dövecek olum" diye korkuturdu :)) Korkardık ama yine de severdik çünkü bizim sevgimizde yalan ya da korkup kaçmak olmazdı :))


O dönemi anlata anlata bitiremem size. Tabii ki o dönemin çocukları çok iyi bilir bunları :))


Mahallemizin abisi olurdu. Diğer mahallenin çocukları bizi dövmeye geldiği zaman o korurdu bizi, yanımızda küfürlü konuşmazdı, o abinin kardeşi ayrı bir havalı olurdu aramızda. Her zaman abisini överdi "benim abim ..... dövmüş" gibi anlatırdı bizde heyecanla dinlerdik.


Mahallemiz bizim için ülke gibiydi. Mahallemizde bize kızan teyzeler, tezgahından portakal çaldığımız manav, dükkanın içini doldurup başını şişirdiğimiz bakkal amcamız vardı.


Kızan teyzemiz rahatsız olurdu, kızardı ama bilirdi bizi. Saygısızlık etmezdik otururduk bir kenara.


Portakal çaldığımız manav da bilirdi bizi, uslu çocuklardık biz ama canımız çeker alamazdık. Bazen kendisi verirdi, çaldığımızı gördüğü zaman da helal eder, "afiyet olsun" derdi. İyi adamdı 3-5 kuruşu aramazdı :))


Bakkal amcamız da hepimize yetişmek için çabalardı. Aynı anda on tane çocuk dükkana girmiş kolay mı? :)) Başının etini yerdik ama gülen yüzü asılmazdı bize karşı... O bilirdi çünkü çocuk olduğumuzu...


Yaşadığımız şu zaman da bir çok değer ve görüşlerimizi kaybettik ve hala kaybediyoruz. Artık çocuklar dışarı çıkmıyor, bakkal amca yüzümüze gülmüyor, manav'ımız ise artık çürük meyve sebze satıyor ve kızan teyzemiz ise artık kızamıyor çünkü çocuklar dışarı çıkmıyor, sanal ortamdan ayrılamıyor. Sokakta olan çocuklar ise bizim gibi saygılı dayranmıyor.


Şimdi belki içinizden "sanki sen sanal ortamda değilsin" gibi düşünebilirsiz. O zaman bende şunu söylemek istiyorum. "Gerçek hayatta konuşabileceğimiz biri mi kaldı sanki"


Okuduğunuz için teşekkür ederim, Kendinize iyi bakın, siz varsanız burası güzel. Zira dışarda kimse kalmadı...

90'lı yıllarda doğmak veya çocuk olmak
Cevapla