Mutlu Olduğumuz İçin mi Tüketiyoruz, Tüketim mi Bizi Mutlu Ediyor?

Başlamadan önce küçük bir oyun oynayalım

Mutlu Olduğumuz İçin mi Tüketiyoruz, Tüketim mi Bizi Mutlu Ediyor?

Sevgilinizle bir lokantada oturduğunuzu hayal edin. Çok ünlü bir şey değil, kaşarlı köfteyi başarılı yapan yurdum lokantası. Karşınızda ruh eşiniz oturuyor ve size bir kutu veriyor. Kutuyu açtığınızda, bütün o lokantadan daha pahalı bir mücevher görüyorsunuz. Şimdi bir düşünün, bu mücevher neye benziyor? Yeşil hatlı bir zümrüt veya bir elmas mı? Yoksa altın bir kolye mi?

İkinci aşama olarak, bu mücevherin size ne hissettirdiğini düşünmenizi istiyorum. Gurur, üstünlük, hüzünlü bir değer duygusu?

Tam teşekkür edeceğiniz sırada karşınızdaki partneriniz size o mücevherden asla birine söz etmemeniz gerektiğini söylüyor. Yatağınızın altında saklamanızı, siz hariç kimsenin görmemesini tembihliyor. Ayrıca satamayacağınız, ona bakmak dışında hiçbir özelliğinden faydalanamayacağınızı söylüyor. Aksi takdirde bu mücevher, bir kutu kuma dönüşecek.

Şimdi, bu mücevher size ne hissettiriyor?

Burada mücevheri asıl odak noktası haline getirme sebebim, hem paraya hem de aksesuara dönüşebiliyor olması. Eğer bir petrolojist değilseniz, o mücevher tek başına işinize yaramayacaktır. Aslında, partneriniz açıklamayı yapmadan bile o mücevher size somut haliyle bir şey kazandırmayacaktı. Sizi asıl etkileyen tarafı, onun getireceği duygular ve maneviyattı.

Tüketim toplumunda asıl tüketilen bizleriz

Mutlu Olduğumuz İçin mi Tüketiyoruz, Tüketim mi Bizi Mutlu Ediyor?

İlk insanın iç güdüleri dışında hareket ettiğinden bu yana sınıf ayrımı köklenerek oluşmuştur. Soylu-köle, beyaz-siyahi, sarışın-esmer (?)... gibi zıt kutuplar hamurumuzda var. Burada çiçeği burnunda bir genç olarak varoluşu sorgulayacak değilim. Benim üzerinde durduğum konu, tüketime olan açlığımız.

En doğal tanımıyla üretim-tüketim zincirini ihtiyaca bağlayabiliriz. Biz üretiriz, seri üretime geçeriz, tüketiciler de ihtiyacı olanı alır. Esasında tüketim, dünyayı çizgisinde tutan bir döngünün en masum basamağıdır.

Tüketimin can alıcı noktaya gelmesi haliyle televizyonlar aracılığıyla başladı. Teknoloji modernleştikçe, vaatler de arttı. Her şeyin ötesinde, çok akıllıca bir fiyat sistemi oluşturuldu. Her kesimden insanın alamayacağı, yüksek fiyatlı ürünler satışa sunuldu. En kaliteli kesim gözü kapalı bunları aldı. İlk indirimde, insanlar bir daha o fiyata bulamayacağını düşünüp varını yoğunu verdiler. En basit örneği "Black Friday" yani Kara Cuma. Sırf 30 lira diye hayatında çay dışında içecek tüketmemiş amcaların aldığı kahve makineleri, bir alana bir bedava diye 40 bedenlik ablalarımızın aldığı 32 beden etekler vb. bir sürü gülünç gelen olaylar yaşadığımız bu Kara Cuma'da, insanlar insanlıktan çıkıyor.

Biliyor muydunuz?

* Her gün 2 milyar alışveriş poşeti üretiliyor

* Yaklaşık 2.25 milyon çalışır halde elektronik alet çöpe gidiyor

* Bir yılda reklamlar için yaklaşık 500 milyon dolar harcanıyor (TL ile yazmaya elim gitmedi).

Moda bizi sürü psikolojisine mahsur bırakıyor

Mutlu Olduğumuz İçin mi Tüketiyoruz, Tüketim mi Bizi Mutlu Ediyor?

Kalabalık bir sokağa çıktığımızda, kadın erkek fark etmeksizin kıyafetlerde ortak bir parça mutlaka görüyoruz. Popüler kültürde biz buna "MODA" demeyi tercih ediyoruz. Toplumsal roller bitti de kıyafetlere mi karışıyorsun diyeceksiniz. Hayır efendim, moda blogger(?)ı olamadım henüz. İnsanların sırf moda dergilerinde çıktı diye, normal zevklerine asla hitap etmeyen, bin lira da para ödedikleri çantaya karışıyorum. Moda zevkime güvenen bir erkeğim, olabildiğince kıyafetlerime dikkat ederim. Hoş giyimli kadınla/erkekle aynı ortamda bulunmak bana zevk verir. İşini kendine güvenerek yapan modellere de hayranlık duyarım. Lakin "Kylie Jenner'ın çamaşır atmaya giderken giydiği 500 dolarlık jean" anlayışı benim modamdan oldukça uzak.

Tüketimin modaya etkisi en çok alışveriş bağımlılığı yönünde ortaya çıkıyor. Alışveriş bağımlılığı çok büyük oranda kadınları etkiliyor. Hiç şaşırılmayacak bir sonuç. Moda algısı çıktığında, kadınlara 90-60-90 Fransız ölçüleri dayatıldığından beri kadınlar modaya tapar hale getirildiler. Anoreksiya modeller, botoks dersi veren sabah programları, zayıf değilsen kendine kadın deme diyen medya... Hepsi kadınlara karakterlerinden çok toplumu yansıtmaları gerektiğini empoze etti. Toplumun başını kim çekiyor peki, ahanda şu programlar:

Mutlu Olduğumuz İçin mi Tüketiyoruz, Tüketim mi Bizi Mutlu Ediyor?

Buradaki yanlış anlaşılabilecek yorumumu kimseyi kırmadan açıklamak istiyorum. Para, kişinin kendi öz iradesine bağlıdır. Bu kadının giydiği kıyafetler gayet güzel ve kaliteliydi. Fakat bu programların hedef kitlesi gençler ve çocuklar olunca, 50 liralık ayakkabıyı giyemeyeceğini düşünen beyinler oluşturuluyor. Bu da kendini geliştirmek için çalışmak yerine iki yıl giyeceği ayakkabı için para kazanan insanlara temel atıyor.

Dünya çöplüğe dönüşmeden balkondaki kirleri süpürün

Mutlu Olduğumuz İçin mi Tüketiyoruz, Tüketim mi Bizi Mutlu Ediyor?

Ben ömrüm boyunca tüketimi eleştirsem de kendimle tezat düşecek kadar ben de tüketim toplumunu oluşturuyorum. Yine de umarım tüketimin tehlikeleri hakkında ufak bir toz bırakabilirim zihinlerde. Tüketimin zehrini azaltmanın en basit yolu, tüketilen kadar üretmek. Ekmek satın aldın, buğday tarlası yarat demiyorum elbette. Bir fikir üret, bir fidan üret, bir algı üret. Yeter ki tüketime kaptırıp gitme.

Paylaşımım bu kadardı. Bir hata ettiysem, boyumu aştıysam affola. Aşağıya tüketim çılgınlığı ile ilgili çok kaliteli birkaç video bırakıyorum. Renkli kalın.




#winnieteam

#tüketim

#toplumvetoplumsalkonular

Mutlu Olduğumuz İçin mi Tüketiyoruz, Tüketim mi Bizi Mutlu Ediyor?
Cevapla