Mucizeler var mıdır? Yok mudur? Bana göre bu kişilerin neye inanmak istediği ile alakalı bir durum aslında. Mucize bilimsel olarak açıklanamayan ve ilahi güçlere mal edilen, inanan kişiler tarafından da hoş karşılanan, akılların bile alamayacağı sıra dışı olayların olmasıdır.
"İnsanları aciz bırakan, olağan üstü, garip, tuhaf şey ve Allah'ın, peygamberlik iddiasında bulunan peygamberini doğrulamak desteklemek için yarattığı, insanların aynısını getirmekten aciz kaldığı olağanüstü olay" olarak da tanımlanır.

Ruhumuzda var olan bilgileri bazen hayata geçirmek isteriz. İşte o zaman MUCİZE'ye de imza atmış oluruz. Bu atılan imzalar bazen öyle büyük ve öyle kalıcı olurlar ki, dünyadaki pek çok insanın yaralarına merhem bile olur. Öyle bir yazı okudum ki ben okudukça şaşırdım, şaşırdıkça Allah nelere kadir dedim. Şimdi size okuduğum bu yazıdan bahsetmek istiyorum.
Bu size bahsedeceğim olay kişi değil aslında bir HÜCRE. Bir hücrenin nasıl bir MUCİZE'ye dönüştüğünün öyküsünü anlatacağım size.
Ve tabii ki bu mucizenin ortaya çıkmasına vesile olan çok cesur bir doktor var adı da George Gey.

Ama tabii ki olay sadece hücrenin bulunması ile olmuyor. Bu hücrenin bir de kahramanı var onun adı da Henrietta Lacks. Ve bulunan hücrenin adı da HELA.

1920 senesinde Henrietta Lacks adında genç siyahi bir kadın Amerika'nın Virginia eyaletinde dünyaya gelmiştir. Tam olarak sekiz kardeşi ile birlikte paylaşmak durumunda kaldığı bir hayatı vardı. Bu hayat tabi ki ne onun için ne de kardeşleri için çok kolay değildi. Yoksul bir hayat, bu yoksulluktan dolayı ailesi onu küçücük yaşında dedesinin çiftliğine çalışmaya yollarlar. 4 yaşında çiftlikte tütün tarlalarında çalışmaya başlamıştır.
Hayat şartları onun için gerçekten çok zordur. Bu yüzden 13 yaşında evlenir ve 14 yaşında ilk çocuğunu dünyaya getirir.

Toplamda 5 çocuk dünyaya getirir. Anneliği, ev sahipliği, titizliği, dışarda çalışması, küçük şeyler ile mutlu olması bilen güçlü bir kadın ve bu şekilde de hayata tutunmuştur.

Tabii ki her şey tüm bu olumsuzluklara rağmen çok iyi gitmemiştir hayatında. Beşinci çocuğunun doğumundan kısa bir süre sonra hastalanır.

Tedavi için gittiği Johns Hopkins Hastanesi'ndeki doktor ona rahminde bir tümör olduğunu söyler. Çok güçlü bir kadın olmasından dolayı bu rahatsızlığını eşinden bile saklar. O hasta olduğu zamanlarda bile iyimserliğini ve umudunu hiç kaybetmez. Tabi ki onun için uzun ve yorucu bir tedavi süreci başlar. Ama ne yazık ki yapılan tüm tedaviler hiçbir sonuç vermez ve henüz 31 yaşında iken hayata gözlerini yumar.
Şimdi diyorsunuz ki burada mucize olan ne kadının hastalanması mı? Tedavinin fayda etmeyip ölmesi mi? İlk okuduğum zaman benimde aklıma ilk gelen sorular bunlar olmuştu. Ama işte Allah'ın mucizesi bu olsa gerek. Asıl mucize Henrietta'nın ölümünden sonra ortaya çıkmaya başlar. Ben şimdi size bu MUCİZE'yi anlatmaya çalışacağım.
Henrietta Lacks'ın tedavisini üstlenen hastane kendisine haber vermeden kendisinden doku örnekleri almış ve laboratuvar ortamında bu doku hücrelerini incelemeye başlamışlar. Bu incelemeler sonucunda hücrelerin canlı olduğunu tespit etmişler.

Şimdiye kadar hiçbir insan hücresi, bedeni haricinde birkaç günden fazla yaşayamaz iken, Henrietta'nın hücreleri gün geçtikçe çoğalmaya devam eder. Bundan dolayı da uzun süreli dondurulma işlemini uygularlar bu hücreye.

1951 yılında bilime kocaman bir adım değil hatta çığır açan bir gelişme yaşanır.

Elbette ki bu mucize buluş, tıp tarihindeki pek çok hastalığında tedavisinde uygulanacağından tüm hastalar içinde büyük bir ümit ışığı olmuştur. Henrietta'nın sağlıklı hücreleri çoğalmaya devam eden, yani beden dışında da yaşayan bu güçlü hücreler sayesinde, tıp araştırmalarında büyük bir katkı sağlar.
Hastalıklara karşı bulunan aşılar ve pek çok hastalık bu hücre sayesinde önlenebilir hale gelir.

Çocuk felci salgını, kızamık, kabakulak, tüm virütik hastalıklar ve rahim ağzı kanserinin aşılarını bile geliştirilir bu sayede. Tüp bebek tedavisinin de önü bu sayede açılmış olur. Hücre gen haritasının çıkmasında da büyük bir rol oynar.
İlerleyen yıllarda bilim adamları Hela hücresini her şeyde denemeye karar verirler.

Uzayda, nükleer radyasyon ortamlarında, çeşitli kimyasal çözeltilerde tek tek incelenir. Tüberküloz, Salmonella, HIV gibi bulaşıcı hastalıkların tedavisinde, kanser ilaçlarının geliştirilmesinde umut olur bu hücre. Kendiliğinden çoğalan bu mucize hücreler, klonlanan ilk hücre olma özelliğini de kazanır.
Tüm bu aşamalara sebep olan hücre sahibi Henrietta'nın ne yazık ki tanı konulmasından birkaç ay sonra vefat etmesi ile hücrelerinin bu mucizevi gelişmesinden haberdar olamayacaklardı.

Tabii ki bir de bunun ailesinin bilmesi yönü var.

Tüm bu gerçekleri Henrietta'nın kızı Deborah Lacks, annesinin ölümünden 25 yıl sonra öğrenir. Ve bu konu üzerinde uzun uzadıya bir araştırma yaparak annesinin hücre yolculuğunun peşine düşer.
Ve bu konu öyle bir gündeme oturur ki Rebecca Skloot bu hikayeyi kaleme alır. Skloot lise yıllarında iken bu mucize hücreleri duymuş ve üniversitede eğitimi biyoloji üzerine almıştır. Tüm bunları takiben de bu hücrelerin peşine düşmeye karar vermiştir. Yıllar boyu süren uzun araştırmaları sonucunda Henrietta'ın ailesine de ulaşmayı başarmıştır. Bu hücre ile ilgili yazılan makaleyi bitirmesi on yılını alır. Sonunda Henrietta'nın ailesinden aldığı mucize hücrenin yolculuğunun öyküsünü kaleme alır.

Bu kitap 2010 yılında basılmış ve dünya çapında da çok büyük ses getirmiştir. Kitabın adı ise "Henrietta Lacks’in Ölümsüz Hayatı" olarak piyasa sürülmüştür. Bu olay sadece kitap olarak kalmaz TV filmi de çekilir.
Tabi ki tüm bu hücreden bahsederken, bu işe vesile olan doktoru da öyle tek satır ile savuşturmak olmaz.

Dr. George Gey, o yıllarda Johns Hopkins Hastanesi’nde laboratuvar direktörü olarak çalışır. Bu doktorun tek amacı ise kansere çare bulabilmektir. Bu yüzden de her gün yüzlerce hastasından aldığı doku örnekleri ile elde ettiği hücreleri insan bedeni dışında yaşatmanın yolları aramıştır. İşte böyle bir arayışın içinde iken, Henrietta'nın kanserli hücresi ile karşılaşır. Tüm incelemelerinin sonucunda 46 kromozomlu normal hücrelere karşın, eline geçen bu hücrelerin sürekli olarak çoğaldığını gözlemler. Bu muhteşem buluşunu nerede ise tüm dünya ile paylaşır. Hela hücresinin dünyanın dört bir yanındaki tüm laboratuvarlarda incelenir ve çoğaltılmaya başlanır. Ve her yeni inceleme, bir başka hastalığa derman olur, ve bu sayede de tıp dünyasının tüm kaderi bu hela hücresi sayesinde değişmiş olur.
Ve son olarak Ölümsüz Kadın : "Henrietta Lacks’in Ölümsüz Hayatı" buradan izleyebilirsiniz?
Dostça ve sağlıcakla kalın....
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar