Bu Bencemde hiç kimsenin trekking yani doğa yürüyüşü yapmadan ölmemesi gerektiğinden bahsetmek istiyorum. Peki ben nasıl tanıştım öncelikle bunu anlatmalıyım.
Küçüklüğümden beri yolculuklar sırasında camdan dışarıya bakarken ormanları, tepeleri görüp "Keşke ben de gidip oraları görebilsem, keşfedebilsem" derdim. Ama ailemde böyle bir alışkanlık olmadığı için benim için bu isteğim yalnızca uzak bir hayaldi.

Okulların kapanmasının ardından kuzenim ve ben yazı boş geçirmek istemediğimiz için belediyenin verdiği eğitimleri araştırmaya kadar verdik. Başvuru yapmaya gittiğimizde "Genç Gezgin Atölyesi" adında bir kurs açıldığını duyduk. Şehir içi ve dışında geziler yapılacağı yazıyordu. 6 hafta sürecekti. Çok ilgimizi çekti ve hemen ismimizi yazdırdık. Bu yazımda ise bana ilham olan doğa yürüyüşlerinin sizlere de ilham olabilmesi için gittiğimiz ilk 2 yeri anlatmak istiyorum.
Müze, şehirdeki tarihi mekanlar tarzı yerlere gideceğimizi sanıyorduk. İlk kurs/gezi gününden bir gün önce bizi arayıp yürüyüş yapacağımızı ve buna uygun ayakkabılarla gelmemizi söylediler.
Tabii ben normalde 12 cm topuklu ayakkabılarla bile rahatça yürüdüğüm için normal bir yürüyüş ayakkabısının işimi göreceğini düşünerek dolaptan düz taban bir ayakkabı giymeyi uygun gördüm. Diğer kursların eğitimlerinin de verildiği başvuru yaptığımız binaya geldiğimizde içimizde tarifi imkansız bir heyecan vardı.
Bize geziyi yaptıracak olan liderimiz geldi ve ilk parkurumuzun (!) Beşiktaş Vadisi olduğunu söyledi. Anlam veremiyorduk bizim beklediğimiz gezi planıyla o anda bahsedilen olay tamamen farklıydı. Daha sonra otobüse bindik ve mini bir yolculuğa çıktık. Bu sırada baş liderimiz bize parkur hakkında bilgi veriyordu işte şu kadar yükseklikte şu tehlikeleri var diye sıralıyordu.
"Kesinlikle ama kesinlikle benim tek sıra hâlinde geçin dediğim yerde sözümü dinleyin. Bu sizin iyiliğiniz için. Ve her 20 dakika bir birkaç yudum su için. Bugün ilk gün diye 40 kişisiniz ama bu değişecek. Haftaya 20 kişiye düşecek, son haftalarda ise 10 kişi zar zor toplanacak. Çünkü zorlukları görünce pes edeceksiniz" dedi.
Daha o anda bile asla geri adım atmayacağımı biliyordum.

Keşfedeceğimiz alana geldiğimizde mutluluktan havaya uçmak üzereydim. Hayatımdaki en büyük hayallerimden birini gerçekleştiriyordum. O hayal ettiğim ağaçların, doğanın içindeydim. En büyük ilhamımı bulmuştum.

Önce hafif bir yürüyüş turuna başladık. Daha sonra kimi zaman dikliklerden inip kimi zamansa hafif bayırları çıkar olduk. "Keşke spor ayakkabı giyseydim!" diye hayıflanıp duruyordum kendi kendime.
Görüldüğü üzere akılsız başın cezasını ayaklar çekiyordu.
Liderimiz çevrenizdeki güzellikleri inceleyin diyordu ama sürekli basacağım yerleri incelemekten etrafımı izlemeye vaktim kalmıyordu. Çünkü kaygan toprağa sahip bir yerden geçiyorduk tutunacağım tek şey zayıf dallardı ve sağ tarafıma bakamıyordum. Tabii bunun sebebi yaklaşık 1200 metre yükseklikte olmam ve yanımda inanılmaz dik bir uçurum uzanması olabilir. Sürekli kendimi bir sorun olmadığı konusunda telkin ediyordum ama bu yükseklik de bana hiç yardımcı olmuyordu tabii.
Biraz ilerledikten sonra liderimiz bu dikliği çok dikkatli inmelisiniz diyordu. Önümdeki kişiler teker teker inip bitiş noktasına vardıklarında ben de aynı şekilde ayakta inebilirim diye düşünüyordum ama maalesef ki öyle olmadı. Dengemi sağlayamıyordum ve ben de oturarak inmeye karar verdim. Ayaklarımı ve ellerimi yere sabitleyerek küçük ama temkinli adamlarla yavaş yavaş inmeyi başardım. Tamamen iç güdülerimle yapmış olduğum bu hareket meğerse 5 nokta hareketiymiş.
Orada bir süre mola verdik. Bize verilen yiyecekleri yedik bize "Doğada bırakacağınız tek şey ayak iziniz olsun." dediler biz de çöplerimizi poşete koyup çantamıza attık. Kuzenimle parkurun başından beri ilk kez görüşüyorduk çünkü onun ayakkabısı uygundu ve ceylan gibi seke seke hızlı şekilde gidebiliyordu. Ben ise .. neyse orayı zaten biliyorsunuz.
Mola bitiminde liderimiz bize inmiş olduğumuz yolu aynı şekilde çıkacağımız haberini verdi. Bu haber beni nasıl mutlu etti (!) anlatamam. Tabii yine herkes ayakta çıktı. Ben ne yaptım? Bu sefer de dizlerimin üzerinde durdum ve o koca dikliği o şekilde çıkmaya çalıştım. Lider yardım etmeyi teklif etti ama reddettim. Bunu kendim başarmalıydım. Kendimi yukarı çekebilecek bir şeyler arıyordum ama güçsüz otlar dengemi bozuyor ve kaymama sebep oluyordu. Tabii durumumu gören liderimiz boş durur mu?
"Kıza bakar mısınız neredeyse ölecek hâlâ yardım istemiyorum diyor." dedi. Bu sözden biraz gaz almış olmalıyım ki elimi uzattığım dalın dikenli olmasına aldırmadan 10 saniye içerisinde kendimi tepeyi çıkmış hâlde buldum. O dikenlerin temizlenme aşamasını hiç sormayın..
İlk parkurumuz bitmişti ama heyecanla bir sonraki haftayı bekliyordum. Evet, en çok ben zorlanmıştım. Grubun en azimli kişisi seçildim ama bu beni daha çok şevklendiriyordu. Hem daha doğayı keşfedememiştim ki!
Bir sonraki hafta parkurumuz daha kolaydı. Taraklı'da bulunan Karagöl Yaylası'na gittik. Orada bulunan gölün etrafını gezdik ve bol bol böğürtlen yedik. Güneş yakıcı ve sıcaktı ama buna rağmen sakin bir gezi yapmış olduk.

Parkuru bitirdiğimizde 15 kilometre yol yürümüştük ama sabah erken saatte başladığımız için henüz erkendi. Bu yüzden Taraklı Merkez'e de gitmeye karar verdik. Ben çocukluğumdan beri sıkça geldiğim için adım gibi biliyordum. Ama tabii böyle bir gezi grubu ile çok daha eğlenceli geçti.
Bu yürüyüşlerde birbirinden güzel 6 gün geçirdim. Evet baş liderimiz haklıydı son yürüyüşte 15 kişi bile yoktuk. Herkes pes etmiş ve gelmemişti ama kuzenim ben ve birkaç arkadaşımız ilk günden son güne kadar tüm yürüyüşlere büyük bir hevesle katıldık.
Bir hafta gittiğimiz parkur Karasu'daki Maden Deresi& Şelalesi'ydi. Şelale kelimesi bile beni heyecanlandırmaya yetiyordu. Çünkü hayatımda hiç şelale görmemiştim. Orası hayatımda gördüğüm en güzel yerlerden bir tanesiydi. Hatta bazı arkadaşlarımız şelalenin içine de girdiler ama ben istemedim.

Şelale dönüşü Acarlar Longozu'na da uğradık. Sakarya'nın güzelliklerini keşfetmek isteyen her insanın bu iki mekanı görmesini şiddetle tavsiye ediyorum. Birbirlerine yakın mesafede oldukları için bir günde iki mekanı da ziyaret edebilirsiniz.

Benim doğa yürüyüşlerini bu kadar sevmemin bir sebebi de sınırlarımı zorlayabildiğimi görmem. Hayatım boyunca kendimi denemeyi çok sevdim. Bu yüzden yürüyüşler beni çok mutlu ediyordu. Yeri geldi boyumun 2 katı kadar kayalıklara tırmandım, belime kadar ıslanıp suyun içinde balıklarla yürüdüm, kimi zaman tırnaklarımı toprağa geçirip kendimi yukarı çektim. Yeri geldi suyun içinde balıklarla yürüdüm. Bir başka gün 40 derece sıcaklıkta 12 kilometre yürüdük üzerine de 600 metre bayır çıktık.
Diyeceğim o ki doğa yürüyüşleri asla zorlukları sevmeyen insanlara göre değil.
Eve döndüğünüzde ellerinize batmış olan 10 tane dikeni temizlemek pek eğlenceli değil. Ama değiyor mu? Elbette. Sonbaharda başlayacak yürüyüşlere katılmak için sabırsızlanıyorum.
Bizim gittiğimiz 6 parkur şunlar;
-Beşiktaş Vadisi
-Karagöl Yaylası
Maden deresi Şelalesı & Acarlar Longozu
Akgöl Parkuru
Akçay Parkuru
Serdivan Tepesi (Serdivan Tepesinde yılın belirli zamanlarında yamaç paraşütü de yapılıyor.)
Son olarak yazımı liderimizin bize öğrettiği gezici marşı ile bitirmek istiyorum.
Mango çeçe
Çeko risa
Risa risa mango
Mango mango
Her nereye gitsek
Bize sorarlar
Kimleriz biz
Nereliyiz
Cevap verirsek
Biz izciyiz deriz
Sesimizi duymazsa
Daha yüksek söyleriz
Her nereye gitsek
Bize sorarlar
Kimleriz biz
Genç gezginleriz!
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar