Doğal Yaşam ve Doğaya Özlem

Doğal yaşamak derken aklıma 4-5 kategori geldi hemen. Onun için başlığın sonuna 1 ekledim. Seri şeklinde bu konuyla ilgili 4-5 yazı kaleme almak istedim. Ama bana göre ilk sıraya 'Tabiat Ana' yı koymak gerekiyor. Ah lanet olası kapitalizm. Her şeyimizi elimizden alan eli kanlı bir canavar.


Doğal Yaşam ve Doğaya Özlem -1


Eski adamlar


Çocukluğum #erzurum da geçti. Babacığım kendi tarafının en küçüğü. Annem de kendi ailesinin en küçüğü. Ve bende bizim ailenin en küçüğü olunca kalabalık bir sülalenin en küçük ferdi olarak büyüdüm. Eski adamlarla ( adam gibi adam yaşayanlarla ) bir hayli muhabbettim oldu. Ve şu an en büyük idealim onlar gibi yaşamak ve onlar gibi ölebilmek. Bir çoğu 70 yaşlı dönemlerinde tam bir delikanlıydı. Sapasağlam, yüzleri parlak ve kırmızı, yapıları sert fakat huyları pamuk gibiydi. Vurduğu zaman masayı yere sererlerdi, ama asla bir kadına vurmazlardı. Dedim ya adam gibi adamlardı.


Doğal Yaşam ve Doğaya Özlem



Yeme alışkanlıkları


Yeni nesil ne yazık ki yemeyi bilmiyor. Az yiyen; kolesterolmüş, yağmış, kiloymuş şekermiş derdinden ağzına yemek koymuyor. Çok yiyene bakıyorum nerede sağlığa zarar verecek bir gıda var löpür lüpür götürüyor. Hele hele gençlik. Ah üzgün ve karamsar bir bakışla izlediğim gençlik. Yediğiniz içtiğiniz şeyler bir gün nasıl sizden intikam alacak bir bilseniz. Neyse... gerçekten üzülüyorum. Ama işin en garip tarafı ne biliyor musunuz ? Eskiden bu şeker, kolesterol, diyabet, obezite falan yoktu. Yani en azından olsa da 70 li yaşlardan sonra ortaya çıkar öyle çokta sendelemezdi insanları. Ne olduysa şu son 15-20 yıldır çıkmaya başladı !!


Eskiler nasıl beslenirdi ?



Öyle madde madde neler yediklerini yazmaya çok gerek yok. Ama net bir şey belirteyim ki Doğal Besleniyorlardı.




Konuyla ilgili iki anı'mı paylaşınca eski beslenme tarzlarıyla ilgili neler anlatmak istediğimi, eminim anlayacaksınız. Daha ilkokuldaydım. O sıralar okulda öğlenciydim. Sabahları babamın işlettiği dükkana giderdim. Kahvaltıyı beraber yapardık. Dükkan komşumuz da bize katılırdı. Babamla çok sıkı dostlardı. Babam 57-60 lı yaşlarda, ahbabı ise 65-70 arası idi. İkisi de şimdinin gençlerine taş çıkarırdı. Menü az ama özdü. 7-8 tane yumurta haşlanır, yanına biraz peynir ve biraz zeytin koyulurdu. Ama en önemlisi her ikisi de evden her sabah 1 corba kasesi dolusu sarı yağ getirirdi.



Sarı Yağ; Tere yağının büyük kazanlarda kaynatılıp tortusu alındıktan sonra kalan kısmına denir. Eriyip donduktan sonra rengi biraz sarardığı için sarı yağ derlerdi. Aslında bildiğimiz tere yağıydı.



Düşünebiliyor musunuz? Her sabah en az 300gr tereyağ olmazsa olamazları! Bir gün biraz hastaydım. Sanırım soğuk algınlığı. Kahvaltıda komşumuz farketti. Önünde yağ dolu kaseyi uzattı ve bunu bitir dedi. Ben çocuğum. Tamam yağ yiyorum ama çok değil. Dayı dedim ben bunu yiyemem ki. Yiyemezsen böyle hasta olursun işte dedi!



Bir başka anı'm 2-3 sene sonrası... Babamın zannedersem tansiyonla ilk tanıştığı zamanlar. Şimdi düşünüyorum da demek ki basit bir tansiyon düşmesi. İlk defa babamın hastaneye gideceğine şahit oluşum. Tabi abim aldı babamı gittiler hastaneye... O zamanlar her gazetede, her televizyonda ayyuka çıkan bir şey vardı.Tereyağından uzak durun !! Uzmanlar her yerden bas bas bağırıyordu, aman hayvansal yağlar öyle zararlı böyle zararlı. Aman sakın yemeyin, evinize sokmayın falan. Tabi o zamanların yükselen bir yıldızı vardı. Margarinler. O meşhur ismi hepimiz biliriz. Ne olduğu belirsiz iğrenç tat ve kokuda margarinler.. İnsanlarda inanıyordu ha... Her bakkalda kocaman kocaman raflara margarinler dizilmiş afişler boy boy asılmaya başlanmıştı. Neyse akşama doğru babam eve geldi. Hepimiz meraklıyız. İlk defa babmızı hasta görmüşüz.


- Baba neyin var


+ Hiç bişeyim yok iyiym ben


- Doktor ne dedi ?


+ Et ve yağ yeme dedi...


Sobrasında ki tamamlayıcı cümle ise hala hafızamda sapa sağlam durur. Şöyle devam etti.


+ Benim babam, benim dedem yağla ayakta durmuş. Bu adam bana yağı yasaklıyor! Hanım hele ordan iki tabak yağ getir. Bizim yağı iki katına çıkarma zamanımız gelmiş.... Babam ömrünün son anına kadar sağlıklı - diri ve dim-dik yaşadı.



Sevgili arkadaşlar, bu anılardan bahsederken amacım tıbbı ya da bilimi eleştirmek ya da kötülemek değil, insanların sağlık ve sıhhatlerini maddi kazançlar için hiçe sayanlara bir haykırış.



Vel hasıl o gün anlamdım ki babam gibi, dedem gibi ataları gibi beslenmek ve yaşamak lazım. O zamandan beri hep dikkat ettim. Bende hiç hasta olduğumu ya da hastaneye gittiğimi hatırlamam. Kışın kırgınlık olursa da evde bulundurduğum otlarla en fazla 2 günde atlatırım.


Aslında doğal besin kaynakları ve doğal beslenmede dikkat edilecek hususlarla ilgili bir şey yazacaktım. Özellikle tavsiye edeceğim 1-2 önemli şey de vardı ama artık bir sonraki bence'ye kaldı diyelim. Bu konulara merakı olanlar takibe alabilir. Yorum bölümünde tavsiyelerde bulunabilir. Şimdilik sağlıcakla kalın.

Doğal Yaşam ve Doğaya Özlem
Cevapla