Erken İnsanlar Yemek Pişirmeyi Nasıl Öğrendi?

Mağarada yaşamıyorsak, taş çağındaki gibi beslenemeyiz.
Mağarada yaşamıyorsak, taş çağındaki gibi beslenemeyiz.

İçgüdüler doğuştan gelen davranışlardır. İnsanı diğer canlılardan ayıran esas özellik, içgüdüleriyle ilgili farkındalığı vasıtasıyla bilinç düzeyinde ulaştığı yüksekliktir. Vedanta felsefesine göre, insanda bulunan tüm içgüdüler 3 temel maddeye indirgenebilir.

  • Yaşar kalmak, soyunu sürdürmek
  • Merak etmek, bilgi edinmek
  • Mutluluk duyumsamak

Tarım öncesi çağlardan beri insanlar ateş çevresinde akşam yemekleri toplu halde yiyor, bu yolla sosyalleşiyordu. Gün içinde yaşanan deneyimleri diğer klan üyeleriyle paylaşmak, dillerin gelişimine de yön veriyordu.

Erken insanların neler yediğini, nasıl yediğini ve yemeği ilk kimlerin pişirdiğini kesin olarak bilme şansımız yok. Ancak elimizdeki örtüşmeli arkeolojik ve antropolojik bulgulara dayanarak bazı varsayımlarda bulunabiliyoruz.

Bu alanda çalışan bilim insanları, dişleri üzerinde olan bir çene kemiği bulduğunda çok sevinir. Dişlerin yapısından, üzerindeki çiziklerden, çürüklerden ya da aralarındaki yiyecek kalıntısı fosillerinden yararlı verilere ulaşabilirler.

Doğanın ilerleme yolunda insanlara verdiği en büyük armağanlardan biri ateş oldu. Homo Erectus insanı yaklaşık 1 milyon yıl önce, ateşi kontrol etmeyi, ısı ve ışık kaynağı ya da silah olarak kullanmayı akıl etti. Ateş, teknolojik repertuar içinde yerini almışsa da, yiyecek pişirmeyi öğrenmek için 500 bin yıl daha beklenecekti.

Derken, günün birinde ormana düşen yıldırımın, büyük bir yangına yol açtığını varsayalım. Bu doğa olayını izleyen insanlar, yangın sırasında ateşin kayaları ısıttığını, bu kayaların üzerine gelen yabani sebzelerin piştiğini fark etmiş olmalı.

Bu gözlemden yola çıkan erken atalarımız, kendi ısıttığı kayaların üzerinde yiyecek pişirmeyi başardı. Zamanla mağara içinde sıcak taş üzerinde pişirmeyi denedi ve bunda da başarılı oldu. Bir çubuğa taktığı yiyecekleri ateşe tutarak 'şiş kebabı' buldu.

Kim bilir kaç kişinin eli, ağzı yandı ama sonuçta pişen gıdanın daha lezzetli olduğunu böylelikle öğrenmiş olduk. Neredeyse yarım milyon yıldır pişmiş besin tüketen insanoğlunun biyokimyasal ve sosyal evrimi bu sayede hızlandı, derinleşti. Pişmiş gıda daha kolay çiğneniyor, besleyiciliği artıyordu. Diş sorunu yaşayan yaşlılar daha iyi besleniyor, daha uzun yaşıyordu. Oysa önceleri, kişi yiyeceği kendi ağzında yumuşattıktan sonra yaşlıya veriyordu.

Colorado Üniversitesi'nden Paola Villa, "Hominin Beslenmesinin Evrimi" adlı yazısında, bilinçli pişirmeyle ilgili ele geçen en eski kanıtların 400 bin yıl öncesine dayandığını yazıyor.

Pek çok riskli denemeden sonra, pişirme yoluyla toksik patojenlerin öldüğünü, sindirimin kolaylaştığını ve lezzetin arttığını biliyoruz. Yüzlerce kuşak boyunca gensel kodlara işlemiş olan pişirme işlemini, tek kuşakta geriye döndürmek ve yalnızca çiğ gıdalarla beslenmek artık olanaklı değil.

Çiğ gıda olarak salata, meyve ya da kavrulmamış kuruyemişleri rahatlıkla yiyebiliyoruz. Ancak çene ve diş yapımız bu sürede değişmiş olduğundan, yalnızca çiğ gıdalar tüketerek sağlıklı bir yaşam sürdüremeyiz. Sadece çiğ yiyecekle beslenenlerde zayıflayan sindirim gücü nedeniyle, kısırlık görülme riski %50 dolayındadır (Richard Wrangham, Oxford Üni. Catching Fire 2009).

Pişirme yolları ve gereçleri zamanla çeşitlendi. Korunaklı ateş yakılan çukur, uzun vadede tandıra dönüştü. Tandır sözünün Arapça kökenli olduğu doğru değildir. Ana Hint-Avrupa dilinde "Tan" kil toprak, "Dur" ise çukur demektir. Sanskrit dilinden Türkçeye, Farsça üzerinden ödünçlenmiştir.

Murat Belge'nin "Tarih Boyunca Yemek Kültürü" adlı eseri, pişirmenin öyküsü hakkında ilginç okumalar sunuyor. Yeme içmeye meraklı herkese tavsiye ederim.

Erken İnsanlar Yemek Pişirmeyi Nasıl Öğrendi?
Cevapla