Kalplerin kapıları da sonuna kadar açılırdı.

Osmanlı döneminde, ramazan ayında özellikle zengin köşk veya konaklarda her akşam iftar yemeği verilirdi. Tanrı misafiri olarak kapıya gelen asla geri çevrilmezdi. İftar yemeklerine herkes gidebiliyor, bu yerleşmiş bir gelenek olarak kendini gösteriyordu.
İftar yemekleri sahura kadar sürerdi.

Ezan okunduktan sonra önce küçük iftariyelikler hurma, zeytin, tatlı veya bal ile iftar açılırdı. Sonra akşam namazı kılınır, namazdan sonra ana yemekler yenilmeye başlanırdı. Kuş sütü hariç her şeyin bulunduğu bu iftar sofrasında, misafirler diledikleri gibi karınlarını doyururdu.
Yemek yerken dişlerinizi yordunuz, bu da size ikramımız...

İftardan sonra misafirler evden ayrılırken, ev sahibi tarafından kadife keseler içerine hediyeler ve altın ya da gümüş akçe paralar konurdu. Diş kirası adı ile verilen bu hediyeler, iftar sofrasına katılan kişilerin geldikleri evin sahiplerine sevap kazanmaya vesile oldukları için verilirdi.
Misafire bu nezaketi gösteren millet, başkalarına neler yapmaz ki?

Misafirine diş kirası verecek kadar ruhunu ince olan milletimiz, insanlığa misafirperverlik adına ders verecek kadar yücelmiştir.
Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkürler.
Sevgi ile kalın.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar