The OA İnceleme: İster Ağır, İster Hafif Olsun; İnancın Kendisi Giyotin Gibidir!

The OA İnceleme: İster Ağır, İster Hafif Olsun; İnancın Kendisi Giyotin Gibidir!

Netflix yapımı olan ve son dönemlerde oldukça popüler olan The OA incelememle karşınızdayım. Açıkçası hepi topu 8 bölümlük 1 sezondan ibaret olan bu diziyi kendim bitirmekte zorlansam da seveni azımsanmayacak derecede. Bu yüzden hakkında bir inceleme yazılmayı hak ettiğini düşünüyorum.

Not: Çok az spoiler içerir. ⚠️

The OA de ne acaba?

The OA İnceleme: İster Ağır, İster Hafif Olsun; İnancın Kendisi Giyotin Gibidir!

Brit Marling’in hem senaristliğini hem yapımcılığını hem de başrolünü üstlendiği 2016 Aralık’da yayına giren dizi. Henüz ilk sezon yayınlanmış da olsa bir rivayete göre 2. Sezonun çekimleri 2 yıldır (hala?) devam etmekte...

OA! Sen neler saçmalıyorsun böyle?

The OA İnceleme: İster Ağır, İster Hafif Olsun; İnancın Kendisi Giyotin Gibidir!

Sakin olun, diziye göre OA saçmalamıyor. Sadece siz gerçekleri göremiyorsunuz ve bu yüzden anlattıklarını anlamanız zor gibi görünüyor... Peki ne mi anlatıyor?

7 yıldır kayıp ve kör olan Prairie Johnson’ın gözleri görür halde evine dönmesini ve bu garip olayın nasıl gerçekleştiğini flasbacklerle bize anlatan bir dizi.

Dizide ana tema “ÖYD” yani “Ölüme Yakın Deneyim”. Bazı insanlar ÖYD yaşayarak ölmek yerine adeta yeniden doğuyorlar, ancak kimisi bu deneyimde dinleme yetisini kaybederken, kimisi de hiç bilmediği bir enstrümanı çalmayı öğrenmiş bir halde geri dönebiliyor. Ki bu iddiaların gerçek hayatta da örnekleri mevcut.

The OA İnceleme: İster Ağır, İster Hafif Olsun; İnancın Kendisi Giyotin Gibidir!

Yıllar sonra ailesinin yanına dönen (dönmek zorunda kalan?) OA ya da Praire ya da Nina’nın kayıp olduğu dönemde beraber bir deney uğruna tutsak edildiği 5 kişilik ekipten Homer’ı bulmak istemesiyle ve bunun için de kendine tekrar bir ÖYD yaşayabilmek için 5 kişilik bir ekip oluşturup, her gece onlara yaşadıklarını anlatıp ÖYD için diğer boyuttan öğrendiği hareketleri öğretmesini anlatıyor diyebilirim. Bu noktada diziyi Platon’un Mağarası’na benzetsem de çok fazla spoiler vermek istemediğimden detaya girmiyorum. Ancak izlediğinizde alakayı kuracağınızı düşünüyorum.

Amaçladığı şey herkese bu hareketleri öğretip kendisini diğer boyuta yollamaları ve tam olarak böyle diyemesem de özetle kayıp olan Homer’ın diğer boyutta mı yoksa hayatta mı olduğunu öğrenmek.

Örnek alınacak bir yanı varsa da, tüm karakterlerin sahip oldukları inanç ve mücadele ruhu. Aslında hayatımızın %90’ında ihtiyaç duyup da bulamadığımız 2 önemli duygu. Belki bu yoksunluğu yaşıyorsanız diziye karşı bir bağ hissedebilirsiniz.

Sevgili Marling, aklınıza nereden esti bu hikaye?

Rusya’daki okul otobüsü kazasının gerçek görüntüsü.
Rusya’daki okul otobüsü kazasının gerçek görüntüsü.

Brit Marling’in ilham kaynağı olan olay bir partide gerçekleşiyor. O kalabalığın içinde tek başına duran bir kadın ve Brit Marling’in oldukça ilgisini çekiyor. Yanına gidip sohbet ettiklerinde kendisinin aslında diziye konu olan Ölüme Yakın Deneyimi yaşadığını ve yeniden hayata döndüğünde artık bambaşka biri olduğunu anlatması üzerine Marling benzer deneyimi yaşayan insanlarla iletişime geçiyor ve onların da hikayelerini dinliyor.

Dizi gerçek mi, değil mi net bir cevap bulunmasa ve bana inandırıcı gelmese de hakkında gerçek olduğuna dair çeşitli rivayetler mevcut. Çünkü Rusya’da gerçekleşen okul otobüsü kazasının görüntüleri bulunmakta. Ayrıca OA’in uykusunda Rusça konuştuğu görüntülerin gerçek kayıtları da mevcut.

Bazı belirgin renkler vardı, anlatmak istediklerini anlayabildik mi?

The OA İnceleme: İster Ağır, İster Hafif Olsun; İnancın Kendisi Giyotin Gibidir!

Sezon boyunca gözümüze en çok çarpan (çarpıtılan?) 2 renk vardı. Mor ve sarı. Konusundan da anlaşılacağı üzere dizinin mistik, spritüel bir havası var. Zaten mor rengin anlamlarına baktığımızda da hayalgücü, yaratıcılık, rüyalar ve bazı ruhani şeyleri ifade ettiği görülür. Bu da zaten The OA’in sahip olduğu kimliğe son derece uygun bir renk.

Diziye HAP’in dahil olduğu noktada sahnelere hakim olan başka bir renk vardı, o da sarı.. Sarı ise morun tam tersine analitik ve eleştirel düşünceye, şüpheciliğe, sorgulamaya ve iyi iletişim becerilerine işaret eder. Bu da HAP ile son derece uygun bir renk.

Zaten bu iki zıtlık dizinin ana temasına oturtulmuş vaziyette. Çünkü Praire bir melek, HAP ise onun avcısıydı. Zaten HAP’in ön adının “Hunter” olduğunu biliyoruz ve The OA de “The Original Angel” demek. Zaten ilerleyen bölümlerde Praire’nin ilk melek olduğunu da görüyoruz.

Diziyi izlediyseniz hakkındaki yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın lütfen. İzlemediyseniz de izleyip izlemeyeceğinizi belirtebilirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkürler.. 😊

The OA İnceleme: İster Ağır, İster Hafif Olsun; İnancın Kendisi Giyotin Gibidir!
Cevapla