Selam arkadaşlar,
Bir başka vladimirpuding yazısıyla hepinize merhaba.
Öncelikle yazılarımı sosyal medya hesaplarınızda sıklıkla paylaştığınız için sizlere teşekkür ediyorum. Çok güzel geri dönüşler alıyorum.
Yeni yazılarım için takipte kalın:
www.kizlarsoruyor.com/uye/vladimirpuding/benceler
Bugünkü yazıma kendi hayatımdan yola çıkarak bir girizgah yapmak istiyorum.
Yazarlık yolumun ("kariyer" kelimesini sevmiyorum) başlangıcı olan ilk romanım (üzülerek "ismimizi" saklı tutmak durumundayım) konu olarak gerilim&dram türündeydi. İkinci Dünya Savaşı'nın muazzam acımasızlığı ortasında geçen kitabımı yazmaya Türkiye'de başlamış, sonra da çok radikal bir karar alarak mühendislik eğitimime ara verip savaşın geçtiği topraklara, Doğu Avrupa bloğuna taşınmıştım. Zira bunun hikayemdeki hissiyatı güçlendireceğine emindim.
Heath Ledger'ın Batman Kara Şövalye filmindeki Joker karakterine aylarca izbe bir motelde yaşayarak çalıştığı gibi ben de yazdığım karaktere bürünecektim.
Nitekim iki sene boyunca kaldığım Doğu Avrupa bloğunda İkinci Dünya Savaşı'nın yıkımına en yakından şahitlik etmek, duvarlarında çığlıkların asılı kaldığı kampları, pasla karışmış insan küllerine boyalı fırınları görmek, mezarlıkları gezmek kitabımdaki dramı çok daha güzel yansıtmama yaramıştı. O kadar büyük bir adanmışlıktı ki, o dönemde aileme sağlığımın iyi olduğunu bildirmek dışında ülkemle bütün bağımı koparmıştım. Buna telefon ve görüntülü konuşmalar da dahildi. Bu yüzden inanması güç ama, Türkçe dilini duymayı, hatta konuşmayı bile unutur gibi olmuştum. Avrupa'nın eski mimariyle bezeli sokaklarında, o buz gibi soğuk kış akşamlarında ellerim paltomun ceplerinde o sokaklarda yürürken, nedendir bilmem kendi kendime "Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa..." diye marş söylediğim zamanları hatırlıyorum.
Sırf bu yüzden. Belki de güzel vatanımı özlediğimden.
Ama bir şeyi çok iyi biliyordum.
İnandığınız bir yolda yürüyorsanız, bunun bedeli bazen de yalnızlıktır.
İngilizcem Türkçem kadar iyi olduğu için herhalde iletişim sorunu yaşamam diyordum. Ama Avrupa'lıların İngilizce'lerine pek güvenmemek gerektiğini de o günlerde öğrenmiştim. Hoş, sizlere bahsettiğim empati hissini yaşamak adına bundan fazlasını yapmam gerektiğini de çok iyi biliyordum. Bu yüzden Varşova son durağım oldu ve oraya yerleşerek onların dilini öğrendim, onların dilinde konuştum, onlar gibi yedim, onlar gibi içtim (lafın gelişi). Şehrin futbol takımının gollerine onlarla birlikte ben de sevindim. Hatta beni telaffuzda gerçek adımla benzediği için kendi ülkelerine ait olan başka bir isimle çağırdılar. Ona da alıştım.
Kısacası, onlardan biri olmuştum.
Ve başardım. Kitabımdaki çocuğun dramını anlatırken öylesine onlardan biri olmuş, öylesine o rolün hissine bürünmüştüm ki, onların acılarını yüreğimden hissederek kaleme almıştım. Tıpkı Çanakkale'deki aslanları anlatan bir Türk genci gibi. Rolüme öylesine adapte olmuştum ki, Nazilere nefret kusarken tıpkı asi bir Leh gibi milliyetçi hislere bürünmüştüm. Amacım da bu role bürünebilmekti zaten.
İki senenin ardından kitabımı bitirdim ve döndüm.
Eve geldiğimde mutfaktaki mermer tezgahta bile elimi özlemle gezdirdiğimi hatırlıyorum. Bir de yakınlarımın maazallah bir gün uzay romanı yazmamdan korktuklarını söylediklerini. Üçüncü romanımı yazdığım şu günlerde hala Dünya gezegeninde olduğumu söylemeyi kendime borç bilirim.
Her şey bir yana şükürler olsun ki değdi. Bu ilk elime aldığım kitabımı okuyanlardan "Şu sahnede boğazıma taş gibi bir yumru oturdu." tarzında yorumlar aldım. Okurken ağlayanlar, hüzünlenenler, artık aklınıza hangisi gelirse. Şahane yorumlar aldım. Onlar yazılarımın etkileyiciliğini yalnızca kalemimin gücüne bağladılar. Oysa gördüğünüz üzere ben bundan çok daha büyük bir bedel ödemiştim. O çocuğun hikayesini yazarken onunla ağlamış, onunla üzülmüştüm. Nazi tugayından onunla birlikte kaçmış, silah seslerinde onunla birlikte korkmuştum. Gördüğüm kabusların haddi hesabı yoktu. Mutsuzluğu, savaşı, dramı yazmak derime o kadar işlemişti ki, hikayeme o kadar adanmıştım ki o dönemdeki ilişkim bile bitmişti. Çünkü dedim ya, ben o çocuğu yaşamak zorundaydım. Onu her şekilde yine anlatırdım. Ama böyle anlatamazdım. Kendime gelmem döndükten sonra aylar aldı. Dört ay sonrasındaysa kitabımın piyano sonatını besteleyerek onu ölümsüzleştirdim. Her bir notasında o akşam yürüyüşlerimin, yalnız günlerimin anısı vardır. Ve bu fotoğraflar her piyano başına geçtiğimde aklımda belirirler.
Peki hikayeme ne mi oldu? Kitabımı elime aldım.
Ve bundan sonra iki şey bir daha asla yaşanmadı:
Bir daha dram&gerilim romanı yazmadım.
Ve hiç kimse bana "imkansız"dan bahsetmedi.
Komik şeyler de gelmişti başıma elbette. Bayrağına taptığım ülkemin tuhaf bazı insanlarını da o günlerde hatırlamıştım. Mühendislik fakültesine onca zamandan sonra geri döndüğümde Profesörlük makamında oturan bir hanımefendi okul uzatan bir öğrenciye bakar gibi, aklı beş karış havada bir adama bakar gibi bıyık altından gülümsemişti beni görünce. Zira uzun zamandır ortalıkta yoktum size de anlattığım üzere.
"Nerelerdesin? Bitir işe gir, yaş geçecek." demişti.
"Benim zaten bir işim var hocam." deyip gülümsemiştim ben de.
Meraklı bir ifadeyle duraksamıştı. Anlatmamı bekler gibiydi. Ama benim boş şeylere harcayacak zamanım yoktu. Yalnızca tebessüm edip ayrılmıştım.
Evet, böyle olmuştu.
Ne diyeyim, umarım şimdi kitap okuyordur. :))
Etrafınızda böyle kendini yetiştirmemiş ruh emiciler olduğunu biliyorum.
Ve aranızda yetenekli insanlar olduğunu biliyorum.
Ve ondan da çok sayıda vazgeçen olduğunu.
Kiminiz harika resim çizerdi, kiminiz şahane futbol oynardı, kiminizin sesi harikaydı, kiminiz kemanı şairane çalardı. Ama bir şekilde birisi tarafından size acelecilik yüklendi. Size acele etmeniz gerektiği söylendi. Rakiplerden bahsedildi. Yol haritanız önünüze savaş alanı stratejisi gibi sunuldu:
Okumak, çalışmak ve para kazanmak.
Bu fikir damarlarınıza adrenalin gibi enjekte edildi. Ve siz koştunuz.
Ancak üzgünüm. Yanlış tarafa koştunuz.
Bugün şu yazıyı okuduğunda harika futbol oynadığı günleri hatırlayan, artık 30'larını geçmiş, bir devlet dairesinde hafif göbek yapıp maaş gününü bekleyen genç adamı kastediyorum. Veya artık sadece arkadaş buluşmalarında istek üzerine şarkı söyleyen, müzikal bir eğitim alsa belki de tanınmış bir soprano olabilecek genç kadını. "Keman çalmayı çok isterdim." deyip ömür billah eline keman almayı başaramamış olan adamı kastediyorum.
Bazılarınız para da kazandınız belki de.
Ama siz bu olmak istememiştiniz.
Anneniz ve babanız sırf eş dost meclislerinde sizin okuduğunuz fakülte üzerinden övünmek ve hava atmak istedikleri için size ismi güzel bir bölüm seçtirdiler belki de. Onlar da evlatlarının iyiliğini ve istikbalini düşündüler elbette. Ama siz, sizin için en iyi olanı düşünmediniz. Ve bu başarının annenizle babanızı çok daha fazla mutlu edebileceğini. Zira onlar rahat yaşamanızı istemişlerdi. Veya çoğu genç gibi kendi aklınız da beş karış havadaydı. Ya da kim bilir, belki de kendinizde davanızın yolunda gidecek cesareti görmediniz.
Sizin için artık ideal olan hikaye arkanızda kaldı evet. Kendinizden başka sorumlu aramayın. Olsun. Bundan sonra önemli olan elde olanı başarmaktır. Bir zamanlar yeteneğiyle şahane yerlere gelebilecek olan o çocuğu unutmayın. Ona ve gücüne o zaman inanmamıştınız.
Artık inanın. Ve onu ikinci kez asla yarı yolda bırakmayın.
Belki bazı şeyler için geç ama en azından onun inancını örnek alın.
Hala başarabilirsiniz.
Ancak hayalleriniz için hala bir şansınız varsa,
Hala yolun çok başındaysanız...
Kendinize inanın. Şu hayattaki tek hikayenizi bir masal yapın.
Bir odanın kapısına silikonla tutturulmuş pirinç levhadaki bir isim olmayın.
Ardınızdan gelen gencin levhası şu hayatta bıraktığınız cılız izleri de yok eder zira.
Kendinize inanın.
İnanın ki, bundan önce yazdığım paragrafı siz de yaşamayın.
İnanın ki, gelecekte Allahın huzuruna çıktığınız zaman:
"Yahu ben sana bu yeteneği verdim. Peki sen ne yaptın?" demesin sizlere.
İnanın ki,
Başarın.
"İnanmak başarmanın yarısıdır" denir.
Ben zorlu bir yolda yürüdüğüm, o yolun dikenlerini kendim budayarak yolu kadifeye çevirdiğim için bu cümleyi biraz değiştirdim.
"İnanmak başarmanın yarısıdır.
İnanmak başarı yolunun halısıdır."

Siz siz olun, kendinize inanın. Ve beklemeden koşun.
Sevgilerimle,
vladimirpuding
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar