Bi̇r İdam Mahkûmunun Son Günü

İntikam almak bireyseldir, cezalandırmak Tanrı'nın işidir!

Nike'ın ünlü sloganı "JUST DO İT" bir idam Mahkûmunun Son sözü imiş . Sadece yap!

Kitabımızın adı"Bir idam Mahkûmunun Son günü" Size kitaptan söz ermeden önce Victor Hugo kimdir? Tanıtmak istiyorum. Hadi birlikte Victor Hugoyu tanıyalım 💫

Bi̇r İdam Mahkûmunun Son Günü

Victor Hugo kimdir?

✓Fransız edebiyatının önemli isimlerinden olan Victor Hugo 26 Şubat 1802 tarihinde Fransa'da doğmuştur. Babası Napolyon 'un subaylarından biridir.1821 yılında annesini kaybeden Victor Hugo ertesi yıl büyük aşkı olan Adele Foucher ile evlenmiştir. Victor Hugo 1878 yılında beynindeki bir sorun nedeniyle rahatsızlanmıştır . Bundan 7 yıl sonra 1885 yılında hayatını kaybetmiştir.Romantizm akımının lideri olan Victor Hugo düz yazı ve şiir ustasıdır. Kendinden sonra gelen birçok şair ve yazarı etkilemiştir. " Charles Dickens, Albert Camus Dostoyevski ,Oscar Wilde, Tolstoy "Gibi pek çok edebiyatçıyı etkilemiştir.

Peki Victor Hugo neden" Bir idam Mahkûmunun Son gününü yazmış ve yazmasindaki amaç neydi?

Aslında idam cezasının insanlık için bir faydası olmadığını anlatmak ve kişi ne kadar suç işlerse işlesin cezasının idam olmaması gerektiğini savunmak için yazmıştır. Victor Hugo tarihte ölüm cezasına karşı olan nice aydınlardan biridir . Bu cezanın yanlışlığını ve kaldırılması gerektiğini savunduğu için yazmıştır.

Victor Hugo bu eseriyle aslında en etkileyici olan şeyleri bir insanın ölüm gününü , saatini,her dakikasını korku,acı ve endişe içinde yaşaması ve kızının onu tanımamasını okura ustaca şekilde aktarmıştır.

Bi̇r İdam Mahkûmunun Son Günü

✓Adını ve suçunu bilmediğimiz bir idam Mahkûmu. Sadece bir annesi, karısı ve kızı olduğunu biliyoruz . Bir cinayetle suçlanıp 6 hafta sonra idam edilmesi bilmesi ne kadar ürpertici öyle bir değil mi? Sadece bir hiçlik var. Çünkü mahkûmun suçu olup olmadığı bile belli değil...Her şey bir mahkemede başlıyor, cinayet sebebiyle tutuklanmış bir mahkum gardiyanlar ile mahkeme salonuna gidiyor. Karakterimizin en korktuğu şey ise "İdam Mahkumu" olmak. Fakat avukatı "Şanslı isek sonsuza kadar kürek cezası ile yırtarsın" deyince karakterimiz, "Yüz kere ölmeyi yeğlerim bu cezaya" diye bağırır avukat fazla diretmeden "Peki" der. Bir süre sonra duruşma başlar ve hakim kararını açıklar "İdama mahkum", karakterimiz bu karara pek inanamaz ama aşırı bir tepkide vermez. Daha sonra hücresine geri götürülür. Hücreye giderken iki genç kız dikkatini çeker, kızlardan birisi "6 haftaya hallederler bunu" der. Fakat karakterimiz halen tam ümidini yitirmemiştir, karara itiraz eder ve başkana bu mahkeme ile ilgili kağıtlar gönderilir. Bundan sonrası ise ölümü beklemeye döner. Uzun süre bir hücrede kalır, duvarları inceledikçe bir çok ünlü suçlunun da burada kaldığını anlar. Yoksa çocukken korktuğu katillerden birisi mi olmuştu? Biraz zaman geçtikten sonra hapishanede sesler duymaya başlar sanki bir kutlama vardır. Kapının önünden geçen gardiyanı durdurur ve ona "Kutlama mı var?" diye sorar, gardiyan "Öyle demek istersen de" der ardından "Kürek cezası verilmiş mahkumlar gelecek birazdan onları izlemek izlersen seni götürebilirim" der. Mahkumun canı çok sıkıldığı için hiç yoktan iyidir diyerek teklifi kabul eder ve avluya bakan bir odaya getirilir, kule gibi bir yerdedir. İçeri girdikten sonra kapı arkadan kapatılır ve kilitlenir. Ardından yavaştan hareketlilik olmaya başlar ve diğer pencerelerden başka mahkumlar çıkmaya başlar ve kürek cezası mahkumları arabalar ile getirilir. Birbirlerine zincirleme ve diğer bir çok işleri yapılırken bir anda diğer mahkumlar bizim adamımızı fark eder ve "İdam mahkumu" diye onu işaret ederler. Tüm hapishane adeta bizim karakterimize bakmaktadır. Onu alkışlayanlar, tezahürat yapmaya başlarlar. Karakterimiz olanlara pek anlam veremeden etrafa bakmaya başlar bir süre sonra zincirli mahkumlar adamın bulunduğu kuleye doğru gelmeye başlar ve tırmanmaya çalışır, adam o an korkarak kapıyı yumruklayıp açılmasını ister. Zincirli mahkumlar tırmanamayacak olsalar bile çok korkar hatta bir an hayal görüp pencereye kadar ulaştıklarını görür ve orada bayılır. Uyandığı zaman sabah olmuştur ve revirdedir. Çok genç olduğu için etrafına doktorlar ve hemşireler toplanıyor bir sorunu olmasa bile onunla ilgileniyorlardır, bir süre sonra bir şeyi olmadığı için revirden çıkarılır ve hücresine geri döner. En sonunda itirazı da ret edilir ve idamına karar verilir.İdamına az bir zaman kala artık "Yüz kere ölmeyi yeğlerim bu cezaya" dediği ceza olan ömür boyu kürek cezasına bile razı olur kendi kendine. Sürekli kaçma planları yapar fakat bir türlü yolunu bulamaz. Ve artık aklında sürekli küçük kızı olan Marie vardır, bir sabah uyandığında yanındaki papaz "Kızın geldi" der. Karakterimiz hemen kızının bulunduğu odaya gider ve kızını ve bakıcısını görür. Hemen kızına sarılır, kızı bir süre sonra "canımı acıtıyorsunuz bayım" der. Babası şaşırır kızı kendini tanımamıştır. Sakalları ve saçı uzamış tanınmayacak bir hale gelmiştir. Ne yaparsa yapsın kızına kendisinin babası olduğuna inandıramaz ve bir süre sonra giderler. Artık idam günü gelmiştir ve giyotin ile idam edilmek için yola çıkarlar. Artık delirmek üzeredir, alana vardıklarında ise artık af dilemeye başlar. Orada bulunan yetkiliye "Yalvarıyorum idam etmeyin" dese bile işe yaramaz ve idamı yapılır. Hikaye burada son bulur.

Şükrü Erbaş bir şiirde,"Ölümü bilerek nasıl yaşar insan,geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür?Bilmek bütün acıların anasıdır ." Der. Kitabı okurken bu dizeleri hissettim💔 Okumayan varsa tavsiye ederim 🩵

Bi̇r İdam Mahkûmunun Son Günü
Cevapla