Bu konu hakkında daha önce yazdığım iki Bence'de, cihan devletini Viyana kuşatmasına götüren süreç ve kuşatma sırasında olan olaylar işlenmişti. Dünya tarihini derinden sarsan bu kuşatma, Osmanlı kuvvetlerinin püskürtülmesiyle Avrupa için yeni bir dönemin başladığını haber veriyordu. Tarihe ilgi duyan hemen herkesin dikkatini çeken, romanlara ve filmlere konu olmuş bu kuşatma; sadece askeri ve siyasi olarak değil kültürel ve psikolojik olarak da değerlidir. Kuşatmanın sonrasında Avrupa, kendi içindeki politik hesaplaşmaları bir kenara bırakmış ya da en azından ertelemiş olarak cihan devletinin Balkan arazilerine karşı hücuma karşı taarruza geçmiştir. İşte bu noktada, Avrupalıların dışarıdan gelen bir tehlikeye karşı verdiği bütünlük savaşını göz önüne alarak diyebiliriz ki kuşatmanın kendisi kadar sonrasında olanlar da oldukça önemlidir. Bu sebeple kuşatmanın öncesini ve kendisini incelediğimiz gibi sonrasında olan önemli olayları da Bence serisi halinde ayrıntılı bir şekilde işleyeceğiz.

Osmanlı Devletinin Avrupa Karşısında Üstünlüğü
Her ne kadar bu Bence'mizde, kuşatma sonrasını işleyeceksek de Osmanlı'nın Avrupa üzerinde o güne kadar olan tartışılmaz üstünlüğünden de bahsetmeden geçmek istemedim. Türk padişahlığı, Avrupa devletlerini kendine denk görmek bir yana onları çoğu kez dikkate almaya bile tenezzül etmiyordu. Halihazırda Polonya ve Rusya, cihan devletinin korumasında olan Kırım'a vergi ödemekteydi. Osmanlı'nın siyasi ve askeri üstünlüğünü anlayabilmek için oldukça iyi bir örnektir bu. Yüzyıllardır bazı kesintilerle bile olsa devam eden bu haraç uygulaması, Osmanlı devleti ile sınır olan kafir devletlerin Osmanlı karşısında ancak para vererek kendilerini koruyabileceğini gösteriyordu. Keza Avusturya da on yıllarca haraç ödeyerek cihan padişahlığına ve Türk'ün sarsılmaz gücüne boyun eğmişti.
Osmanlı'nın bu büyük üstünlüğünü sadece karalar ile sınırlamamak lazım zira büyük ölçüde denizci bir devlet olan Venedik de cihan sultanlarına yıllık para ödemekte ve ancak bu şekilde kendini koruyabilmekteydi. Yani karada ve denizde dünyaya hükmeden bu devlet, Türk tarihinin zirve noktalarından birisini oluşturmaktaydı.

Her ne kadar yukarıdaki haritaya Rusya ve Avusturya eklenmemiş (ki eklenmeliydiler) olsa da cihan devletinin gücünü görmek için yine de uygun bir haritadır bu.
Kuşatma Sonrası Genel Durum
Osmanlılar, bu kuşatmada ellerinde bulundurdukları orduların öyle büyük bir yüzdesini kaybetmiş değillerdi. Osmanlılar, kuşatma sırasında 20.000 asker kaybetmiş ve Kutsal İttifak saldırısıyla yapılan ''Alamandağı Muharebesi'' içerisinde 25.000 şehit ve 5.000 esir vermiştir. Bunun haricinde geri çekilirken ve ufak tefek çeşitli çarpışmalarda verilen şehit, esir ve yukarıdaki hesaba katılmayan yaralı sayısını hesaba katarsak 50.000-60.000 arası asker savaş dışı kalmıştır. Kutsal İttifakın kaybı ise 20.000 civarı ölü ve yaralıydı. Kuşatmada, her iki tarafın da kayıpları pek çok kaynakta farklı rakamlar olarak zikredilse de sonuç olarak Osmanlı'nın kayıpları kafirlere göre daha fazlaydı.
Aslında verilen bu kayıp, Osmanlı gibi cihana hükmeden bir devleti sıkıntıya düşürecek kadar büyük değildi. Savaşın yalnızca rakamsal yönüne bakarsak bu böyledir fakat bir de insani yönünü göz önüne almak gerekir ki askerin psikolojisi ve yenilmişlik hissi öyle kolay kolay atılabilir bir şey değildi. Pek tabii ki de bunun haricinde malzeme kaybı da söz konusudur. Büyük bir kahraman olan ve Türkleri Viyana önlerinde dağıtan III. Jan Sobieski, savaştan kısa bir süre sonra eşine yazdığı mektupta Osmanlı'dan ele geçirilen hazineleri anlatmıştır.
''Daha önce hiç duymadığımız hazineleri duyduk... Çadırlar, koyunlar, sığırlar ve sayılamayacak kadar çok sayıda deve... Bu, daha önce hiç kimsenin bilemediği bir zaferdir. Düşman tamamen ezildi, her şeylerini kaybettiler, hayatlarını kurtarabilmek adına kaçıyorlar... General Starhemberg, bana sarıldı ve öptü; bana kurtarıcı olarak hitap etti.''
Bunların haricinde kaybedilen top, tüfek ve bayraklar da Osmanlı ordusu için moral olarak düşüşe sebep oldu. Osmanlı kampı; öncelikli olarak Leh birlikleri tarafından yağmalandı, Lehlerden sonra kalanlara da Alman ve Avusturyalılar el koydu. Ayrıca Osmanlı'ya karşı savaşmak için bölgeye yürüyen Protestan Saksonlar da yağmadan pay istedi fakat bu pay onlara verilmedi. Bunun üzerine Protestan Saksonlar, kuşatma sonrasındaki takibe katılmayı reddederek savaştan çekildiler. Halbuki Osmanlı'nın Viyana'yı kuşatmasının bir sebebi de Protestanları korumasıydı.



Osmanlı Cephesinde ise yenilginin şokunu atlatma çabası mevcuttu. Kuşatmada ve savaş sırasında hata yapan komutanlar süratle cezalandırılmaya başlandı. Savaş sırasında geri çekilerek ordunun bozgununda önemli bir sebep olan Budin Beylerbeyi Koca Arnavut Uzun İbrahim Paşa için hemen idam emri verildi ve emir yerine getirildi. Koca Arnavut Uzun İbrahim Paşa'nın idamı öncesinde söylediği şu sözler, gidişatı ve Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın önemini anlamak için oldukça yerindeydi.
"Padişah, yenilgi ve bozgun nedeniyle böyle güçlü bir Sadrazamı öldürerek cezalandırmayı sakın düşünmesin. Bu işin iyi bir şekilde sonuçlandırılması yine onun güçlü yönetimine verilmelidir. Çünkü çevresindeki ve yönetimindeki pek çok makam sahibine ancak o sözünü dinletebilir. Gayretli bir Sadrazamdır. Ondan başka hiçbir Sadrazam bu karışıklığın ve düşman saldırılarının önünü alamaz.

Fakat cihan Padişahı IV. Mehmet, etrafındaki kötü niyetlilerin tahrikine gelerek bu güçlü paşanın ölüm emrini verdi. Sultan IV. Mehmet, kapıcılar kahyasını Belgrad'a göndererek Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı idam ettirdi. Ahmed Cevdet Paşa'nın (27 Mart 1822-26 Mayıs 1895) yazdığı Târîh-i Cevdet adlı eserde konuyla ilgili aşağıdaki satırlar bulunmaktadır.
''O zaman düşmanları 'eğer Sadrazam Kara Mustafa Paşa yaşarsa gelecek yıl yanlışlarını düzeltir, bu yenilgiyi düşmana ödetir ve parlayıp yükseklerde uçar, bizde onunla baş edemeyiz.' Düşüncesiyle onu katlettirdiler. Ama böyle bir devlet adamının yerini kimin doldurabileceğini düşünmediler. Kişisel kin ve çıkarlarını devlet çıkarlarından üstün tuttular. İhanet ettiler. O da sonuçta bir insandı. Yanlışları olabilirdi. Öldürülmesi ise daha büyük bir yanlıştır.”
Ciğerdelen Muharebesi
Her ne kadar yukarıda Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın idamından söz ettiysek de Ciğerdelen Muharebesi sırasında Paşa halen görevinin başındaydı. Genel durumdan bahsetmek üzere yukarıdaki ifadeler, bir kronolojik hataya sebep olmasın diye bunu ifade etmeyi uygun buldum.
Kuşatmanın hemen sonrasında III. Jan Sobieski ve V. Charles (Lorraine Dükü), Macaristan'daki Haçlı kuvvetlerinin ve Türk savunma hatlarının durumunu ele almak için bir araya geldiler. İttifak ordusu komutanları, saldıracakları bölgeyi belirlemek üzere strateji geliştirmek amacıyla toplandı ve ilk hedef olarak güçlü bir kale olan Uyvar belirlendi. Fakat bu bölge, meydana gelen şiddetli yağışlar sebebiyle sular altındaydı ve bu sebeple askeri bir harekata imkan vermemekteydi. İşte bundan dolayı harekatın hedefi Ciğerdelen (Párkány) olarak değiştirildi. Ciğerdelen, Tuna'nın kuzeyinde bulunuyordu ve Estergon'dan karşı kıyıya uzanan Türk bölgesine geçiş noktasıydı, Osmanlılar burası sayesinde İmre Tököli ve Macarları baskı altında tutabiliyordu. Yani hem düşmanı durdurmak hem de olası bir ihaneti engellemek açısından stratejik bir bölgeydi burası.

Savaştan bir gün önce, 17.000 Alman ve 10.000 Leh askerinden oluşan ittifak ordusu adı geçen bölgeye ulaştı. Bir önceki başarısına güvenen ve cihan devletinin gücünün kırıldığını düşünen III. Jan Sobieski, zaferi tamamen kendisine ayırabilmek için müttefik ordusunu dinlemeden büyük bir saldırı başlattı. Ona göre Osmanlı birlikleri, bir baskın hareketiyle dağıtılacak ve muharebe hemen kazanılacaktı.

7 Ekim 1683'te yapılan bu taarruz, Osmanlı birliklerinin baskına karşı daha önceden önlem almış olmasıyla boşa çıkarıldı. 5.000 askerden müteşekkil olan bir Polonya birliği, nispeten dağınık bir görüntü çizen Osmanlı kuvvetlerine yüklenecekti. Büyük ölçüde süvari baskınına dayanmaktaydı III. Jan Sobieski'nin hücum planı. Polonyalı bir Dragoon (Savaş alanına atıyla gelip yayan savaşan birliklerdir) birliği, ava giderken avlanırcasına Osmanlı'nın ani bir süvari taarruzuna uğrayarak kayıp vermeye başladı. Dragoon birlikleri, henüz silahlarına sarılamadan ezilerek geri çekilmeye başladı. Dragoonlar, III. Jan Sobieski'nin de aralarında bulunduğu asıl hatta doğru kaçmaya başladılar. Türk süvarileri, kaçanları kovaladı ve Polonya Kralı'nın da aralarında bulunduğu hatta doğru taarruz etmeye başladı. Leh Kralı III. Jan Sobieski, bu hengamede az daha esir düşmekteyken son anda kaçmayı başardı ve kalan birlikleriyle Almanların bulunduğu hatta doğru geri çekildi. Lehlerin kaybı 1.000 kadardı günün sonunda.
8 Ekim 1683'te ise 16.700 kişilik bir takviye, V. Charles (Lorraine Dükü) komutasında ittifak birliklerine ulaştı. Leh süvarilerinin bir önceki yenilgisi, Osmanlı birliklerine cesaret vermiş ve Lehlerin yenildiğini gören Kara Mehmet Paşa; 8.000 elit süvari birliğini Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dan alarak hattını güçlendirdi.

İttifak ordusu, genel olarak üç hatta ayrılmıştı: Merkezde, Viyana'yı kuşatma boyunca savunan büyük kahraman Ernst Rüdiger von Starhemberg bulunmaktaydı. Bu hatta 7.600 piyade onun emri altında savaşacaktı. Leh birlikleri ise kanatlarda bulunacaktı. III. Jan Sobieski, sağ kanadı komuta edecek; Leh Soylu Stanisław Jan Jabłonowski ise sol kanadın lideri olacaktı. Ayrıca sağ kanatta, Ludwig Wilhelm, Margrave of Baden-Baden komutasında 4.500 Alman süvari de bulunacak ve Lehlere destek verecekti. Yine 4.500 Alman süvarisi, sol kanatta da Johann von Dünewald komutası altında savaşa iştirak edecekti. Yani Almanların süvari birlikleri, iki kanada da eşit sayıda olarak bölünmüş ve Leh kuvvetlerini destekler pozisyonda bulunmaktaydı.
Çatışma öğle saatlerinde başladı. Komutan Kara Mehmed Paşa, ilk hamleyi yaparak avantajı ele almak için harekete geçti ve ittifak ordusunu nehre doğru itmeye çalıştı fakat başarısız oldu. Bunun üzerine Kara Mehmed Paşa, kanatları zayıflatmak pahasına takviye kuvvetler alarak hücumlarını arttırdı. Osmanlılar, taarruz ederken Lehler de harekete geçerek fark edilmeden kale yönünde ilerledi, önlerine çıkan ve merkeze takviye vererek zayıflamış olan Osmanlı kanatlarına saldırdı. Yapılan mücadelede Türkler yenildi sağ kanat çöktü. Esasen bu noktada hatanın büyüğü, manevrayı geç fark eden ve bunun üzerine önlem alamayan komutanındır.

Leh Kralı'nın emri altında Türkleri yenen ittifak birlikleri şimdi sağ kanada tamamen hakim durumdaydı. Kanadın çevrilmesiyle nehir ve düşman arasına sıkışma tehlikesi baş göstermişti.
Osmanlılar, aslında elverişsiz bir arazide düşmanı karşılamış ve nehir kenarından sarılma tehlikesi altında kalmış bulunmaktaydı. Nitekim gidişat tam da böyle oldu. Yavaş yavaş geri çekilen Türk ordusu, bir saat kadar düzenini mücadele etti ve hattını korumayı başardı. İttifak kuvvetlerinin köprüyü bombalamasıyla beraber düşman ile nehir arasında sıkışmış bir konumda kalan Osmanlı kuvvetleri, şartların da iyice ağırlaşmasıyla disiplinini yitirmeye ve bozulmaya başladı.

Büyük ölçüde kuşatılan Türk ordusu, köprü ile nehir arasına sıkıştığından manevra kabiliyeti bakımından zaafa uğradı. Estergon'a doğru geri çekilmeyi amaçlayan Türkler, bu amaçla köprüye doğru yönelince zaten ittifak kuvvetlerinin top atışlarıyla zarar gören köprü çöktü ve binlerce asker şehit oldu. 800 kadar Türk askeri ise nehrin karşı kıyısına zorlukla geçti. İttifak kuvvetleri, Parkany kalesini de aldı ve kaledeki az sayıda Yeniçeri de şehit edildi. Muharebe böylelikle Türk ordusunun mağlubiyetiyle sonuçlandı.
Günün sonunda Türkler, 8.000-9.000 civarı şehit ve esir verirken ittifak ordusunun kaybı ise 500 kişiydi. Toplamda ise Türkler, 9.000-10.000 civarı şehit ve esir verirken kutsal ittifak 1.500 civarı asker kaybetti. Ayrıca muharebede üç paşa şehit olurken ikisi de esir edildi.
Bu Bence'mizde, Kutsal İttifakın Viyana Kuşatması sonrasındaki ilk başarısı olan Ciğerdelen Muharebesini incelemiş bulunmaktayız. Büyük Türk Savaşlarının önemli olayları, önümüzdeki pek çok Bence'nin de konusunu oluşturacak; 15 yıl, 4 ay ve 2 hafta süren bu mücadeleler Bence serisi halinde paylaşılacaktır. Okuyan ve ilgilenen herkese teşekkür eder ve bugünkü yazımı izninizle noktalarım.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer