İstanbul'un trafiğinden sıkıldıysanız, beton şehirden uzaklaşmak istiyorsanız hafta sonu gezisi için adaların en büyüğü Büyükada doğru seçim olacaktır. Biz dört arkadaş gittik, güzel bir gün geçirdik. Pek fotoğraf çekemedim ama sizlere aktaracağım..
Kartal'dan motorla Büyükada'ya..

Dört arkadaş önceden Büyükada planımızı yaptık ve buluşma günü sabah yola çıktık. Diğer iki arkadaş Büyükada'da bizi bekliyor olacaktı. Arkadaşımla sabah kahvaltımızı ettik, daha sonra motora bindik. Büyükada'ya aç gitmenizi öneririm, orada kahvaltı edebileceğiniz çok güzel mekanlar var. Lakin fiyatlar biraz fazla diyebilirim ama değer.
Büyükada'ya ulaştık

25 dakikalık keyifli yolculuktan sonra Büyükada'ya ulaştık. Trafiğin olmadığı, huzurun olduğu Büyükada'nın sokakları bizleri adeta büyüledi. Görsele uzun uzun bakmanızı öneriyorum. Tabi biz uzun uzun bakamadık, günün tadını çıkarmak istiyorduk. Dört tane bisiklet kiraladık. Ardından bir markete gittik ve yiyecek içecek aldık. Büyükada'da bir BİM bulmak açıkçası yüzlerimizi güldürdü.
Alışverişten sonra pedallara asıldık ve o yokuşları tırmanmaya başladık. Gerçekten çok yorucu, çünkü yokuşlar çok dikti. Bunu bilerek bisiklet kiralayın.
Çok geçmeden yanlış yollara sapmaya başladık

Arkadaşımız gezici olduğunu söyledi ve onu takip etmemizi istedi. Önce parmağını emdi, ardından havaya kaldırdı, rotayı öyle belirledi. Biz ne bilelim, inandık.. :D
Arkadaşı takip ederken bu yolun sonu pek iyi yere çıkmadı. Boyumuzun yarısı kadar olan çalılıkları elimizde bisikletle aşmaya çalıştık. Sanırım zirveye bu şekilde ulaşan ilk geziciler bizdik. Çünkü düz yolu tercih etmedik.

Ama eğlenceli oldu. Neden mi? Güzel bir manzarayla karşı karşıyaydık. İnsanların bilmediği bir yere gelmiştik.
Zirveye ulaştık: Büyükada Yangın Gözetleme Kulesi

Zorlu bir tırmanışın ardından önümüzdeki duvarı aştık ve zirveye ulaştık. Ardın Büyükada ayaklarımızın altındaydı. Heyecan verici, göbüşümüzde kelebeklerin uçuşmasına neden olan o eşsiz manzara hafif rüzgar eşliğinde gözlerimizi yaşarttı. Ağlamadık canım, olur ya hani rüzgar gözlerini yaşartır ^^
Şunu dedim kendime, Türkiye gerçekten cennet! Yurt dışına özenmeye hiç lüzum yok, ülkemizin eşsiz güzellikleri var;


Yorulmuştuk. Biraz çimlere uzandık, manzara eşliğinde temiz havanın tadını çıkardık. Ardından nereye gideceğimize karar verdik. Artık lider bendim, Aya Yorgi Manastırı'na gitmemizi söyledim. Zaten iki dakikalık mesafedeydi, yokuş aşağı bisikletlerle indik.
İşaretlediğim bölge ise ürkütücü olayların yaşandığı bir mekan. Birazdan değineceğim.
Büyükada Aya Yorgi Manastırı

Her güzelliğe ulaşmak zordur. Büyükada'nın en tepesinde yer alan bu Manastır 1751'de inşa edilmiş.
Kilise adını milattan sonra 3. yüzyılda inancından dolayı öldürülen Kapadokyalı Aziz Georgios’tan aldığı bilinmekte. Girdiğiniz andan itibaren o mistik atmosferini hissedeceksiniz. Aurası bir mum yakıp, dilek dilemenize neden olabilir. Demedi demeyin :) Yemek yiyebileceğiniz mekan bulunmakta, eğer alkol kullanıyorsanız manzaraya karşı içebilirsiniz. :)
Kesinlikle gidip görmenizi öneririm. Ek olarak belirtmek istediğim bir şey var; kültürel farklılıktan mıdır bilemem ama fotoğraf çeken tek bir insan görmedim. Birkaç tane çekebildim, umarım yeterli olur.


İlginç olayların yaşandığı terk edilmiş Rum Yetimhanesine doğru

Kiliseden çıktık ve pedallara asılmaya başladık. Parapsikoloji (paranormal) olaylara ilgimden ötürü çok merak ettiğim Terk Edilmiş Rum Yetimhanesi hakkında kısa bilgi vereceğim;
''İçinde gazinosu bulunan Prinkipo Palace Otel olarak tamamen ahşap malzemeler kullanılarak inşa edildi. Dönemin Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid gazinodan ötürü Büyükada'ya uygun olmayacağını düşünür ve engel olur. II. Abdülhamid'in kararından sonra mekan birkaç kere el değiştirir ve Rum Yetimhanesi olarak açılışı yapılır. I. Dünya Savaşı'ndan dolayı çocuklar başka bir yetimhaneye nakledilir, askeri okul öğrencileri yerleştirilir. Yetimhane artık kışla olarak görevine devam ediyordu.'' daha detaylı bilgi için araştırmanızı öneririm.
Benim asıl gitme sebebim ise paranormal olaylara konu olmasıydı;
Yetimhane olarak kullanılan yıllarda yangın çıkar ve birkaç çocuk yanarak ölür. Yangının verdiği korku ve heyecanla bir çocuk kuyuya düşer ve kimse fark etmez. Çocuğun çığlıklarını kimse duymaz ve ölüme terk edilir.
Her gece o kuyudan garip sesler gelmeye başlar. Büyükada halkının doğruladığı o sesler, kuyudaki o çocuğa ait olduğu söyleniyor. Detaylı bir araştırma yaptım ve bu sesleri duyan, yemin eden birçok insan var. İnanmadım, Büyükada halkına sordum ve doğrulayanlar oldu. Doğrulayanlar kadar yalanlayanlar olmadı değil. Gerçek midir, yalan mıdır bilemem ama mistik bir atmosferi olduğu kesin.

Bir yazımın daha sonuna geldik.
Arkadaşlar, ülkemizin her yanında ayrı bir güzellik var. Gezmenizi, keşfetmenizi isterim. Önce yaşadığınız şehirden başlayın, ardından şehir dışına çıkarak devam edin. :)
Fotoğrafları yetersiz bulduysanız tıklayarak gezebilirsiniz: tıklayın
Kalın sağlıcakla;
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar