Merhaba nasılsınız? Ben şu an iyiyim ve burada yani Ege'de hava çok sıcak. Ancak bu bence konu itibariyle içinizi donduracak ve sizi serin çöllerin akşamında üşütecek. Her insanın yüreğinde felsefeye dair bir kapı olduğuna inanırım, yeter ki doğru anahtarlarla açılsın, bu bence sizin için bir anahtar mı olacak yoksa okuduktan sonra zihninizden uçuşan bir toz mu? Nietzsche'yi anlamak, ilk olarak onu anlamaya teşebbüs etmekle mümkün olur. Bir gün 3 farklı ülkeden gelmiş misyoner arkadaşlarla otururken onlara Nietzsche'ye olan hayranlığımı belirttiğimde, hepsinin yüzü kireç kesilmişti. Bu Hristiyan arkadaşlar neden ondan çekiniyordu? Bu dev soruyu anlamak için, bu bence size bu yanıtı verdiğinde fazlasıyla tatmin olacaksınız. Öyleyse haydi okumaya, ama aşağıdaki müziği açarak Orta Çağa girmenize olanak sağlayacak bir kapı olacak. Kapıyı açın, melodiyi açın ve keyifli okumalara kendinizi bırakın!
Her şeyin başladığı nokta: Roma'nın Hristiyanlığı kabulü!

Hristiyanlığın kabulünden 1500 yol sonra başlayacak tartışmalar, işte tam da burada 1500 önce şekillenecekti. Roma bir Pagan topluluğu idi. Her şeyden önce Yunan tanrılarını kopyalayarak, Mısır ve Akdeniz tanrılarıyla entegre eden bir topluluk olan Roma, tıpkı paganlar gibi tuhaf ritüelleri vardı. Ama o dönemde bile ahlaktan, namustan ve iyilikten söz açılmazdı. İnsanlar böyle şeylere değer verip, giysilerden ahlak yapmayı tercih etmediler. Soylu olmanın gereği olarak Retorik eğitimler aldılar, Avukat oldular. Fakat bir şeyler eksikti. İşgal ettiği her toprakta farklı dinler vardı. Roma'nın uyguladığı özellikle de Julius ve Junius hanedanlıklarında başarılı olan Romalılaştırma propagandası her ne kadar etkili olsa da, yeterli değildi. Tam bu noktada Hristiyanlık sizce bir umut ışığı mı yoksa koskocaman bir medeniyeti çarmıhta germenin ayak sesleri miydi?
1500 yılın ardından gelen tükenmişlik hissi!

MS 1500'lü yıllara gelmeden önce değişimler yaşanacaktı. Roma, tüm Avrupa'yı tek bir dinde birleştirebilmişti neredeyse ama bu yeterli miydi? tam 1500 yıl. Roma direndi. Ama bu defa da kendi aralarında savaşıyorlardı. Ayrıca, Doğudan yükselen Türkler önemli bir tehditti. Fakat iç sorunları o kadar karışıktı ki, Türklerle şimdilik balkandaki topluluklar ilgilenebilirdi. Tüm kaos, bana kalırsa ve izlenimlerime dayanarak Dante'nin İlahi Komedyasıyla başladı. Bu eser, özellikle Cehennem kısmında barındırdığı insanlar itibariyle, dönemin yozlaşmış bir toplum olduğunu gözler önüne serdi. Ardından 1444 yıllarında, İstanbul henüz yönetim değiştirmemişken, Floransa etrafında Avrupa'nın dört bir yanından gelen aydınlar bir toplantı gerçekleştirdi. Burada karara varılan hüküm, 1444 yılın ardından evet, tekrar Latince eserlere, yani özümüze dedikleri şeye geri dönmeye karar verdiler. 1444 yıl. Acaba bu insanda nasıl bir pişmanlık hissi uyandırabilirdi? 1453 yılın ardından İstanbul'un Fethi aslında bir çağı da kapatmış olacaktı, neydi? Orta Çağ...
Mahşerin yeri: Kızıl Meydan!

Kiliseler, Hristiyanlık için önemliydi. Bu kiliselerin önemli rol oynamasıyla birlikte, birtakım kalıp düşüncelerin, hegemonyaların kurulmasını da sağladı. Aslında bunu kuran Din adamıydı. Çünkü kendilerini tanrı ile insan arasında bir aracı olarak kabul etti. Bu insanlar her şeye dini gözle baktıkları için, bireyselciliğin bu ruhban sınıfı karşısında değer kaybettiği görülür. İşte bu bu dönemi karanlık yapan bir unsurdur. Nietzsche birkaç yüzyıl sonra şöyle diyecek:
"Yargılamayın, derler, ama yollarına çıkan her şeyi cehenneme yollarlar. Tanrı’ya yargılattırarak kendileri yargılarlar; Tanrıyı yüceltirken, kendilerini yüceltirler. "(Deccal)
Ruhban sınıfı, kendisini Tanrı ile aracı gördüğü için insanların nasıl ve neden cezalandırabileceğine de hükmediyordu. Böylesine bir konunun adalet ve hukuk gözetmeksizin insan haliyle yozlaştırılması bazı sonuçları kaçınılmaz kılacaktı. 19.yüzyılda yani 1800'lü yılların son çeyreğinde konuşmaya a devam edecek:
"Tutkuların köküne vurmak, yaşamın köküne vurmaktır. Kilisenin pratiği: Yaşama düşmandır. "Putların Alacakaranlığı)
Kilise insanı önce hastalandırıyordu. Aslında Hristiyan inancına göre de dünyaya günahkar olmamızın sebebi budur. Bizi hasta olduğuna ikna etmesi. Peki çözümü nedir? Tanrıya inanmak. Ama yozlaşma burada başlıyor. Tanrıyla insan arasındaki bağ kim? Kilise. Kilisede söz alan kim? Rahip. Bu rahip, sözlerin de sahibi olan tanrının sözleri kendisine ait olduğu için 15. yüzyıla kadar bu kitap çoğaltılamadı sayın Romalılar! İnsan ancak inandığı kitapla tanıştığında 15. yüzyılın son yarımında Matbaanın icadıyla mümkün oldu.
Kanlı yollardan devrimlere!

Tarihler 1516. Martin Luther'in katkılarıyla İncil, Almancaya çevrilir. Ruhban sınıfı elinde koz olarak kullandığı İncili, herkesin kendi diliyle okunmasını sağlayacak olan bu adım karşısında endişelidir. O dönem ruhban sınıfı, cennetten arsa satıyordu.(Biliyorum okuyucu, aklın bir ampül gibi yandı. Ne kadar da tanıdık dimi?) Buna karşılık Luther şöyle diyecekti:
"Cehennemi satın aldım, ve artık kimse cehenneme gitmeyecek."
Matbaa dini eserlerin basımı, aydınlatmayı hızlandırdı. Rönesans ve Reform ile birlikte Hümanizm doğdu. Hümanizm, Reform ve Rönesans aslında Bireyin fertliği, insanın özgürlüğü ve akla dayanan ideaları amaçladı. Çünkü ruhban sınıfı karşısında insan aklı adeta hadım edildi. İnsandan bir vahşi olarak bahsettiler. 19.yüzyılda Nietzsche şöyle bağıracaktı sayfalarda:
"Tüm zamanlarda –insanlık- iyileştirilmek istenmiştir. Her şeyden önce buna ‘ahlak’ denilmiştir. Ne ki, aynı sözcüğün altında çok farklı bir eğilim de gizlidir. Hem vahşi insanın evcilleştirilmesine, hem de belirli bir insan türünün terbiye edilmesine ‘iyileştirme’ denilmiştir. Ancak bu zoolojik terimlerle dile getiriyorlar gerçekleri. " (Putların Alacakaranlığı)
Gerçekten de Ruhban sınıfı insanı hasta ediyordu. Çünkü Adem ve Havva kovulandı cennetten böylelikle bu insanlar günahkar olmalıydı.
Hümanizm temelinde insanı merkeze koyarak, aslında ruhban sınıfına karşı bir anti tez üretiyordu. Her şey insan için olmalıydı, tanrı ve onun yeryüzündeki gölgesi olan yozlaşmış ruhban sınıfı için değil. Bu sürece "İnsanın tekrar keşfi" olarak nitelendirdiler. Bu gerçekten de çarpıcı değil mi? 1500 yıl boyunca insan olduklarını unutmuşlar ve tekrardan bunun nasıl bir şey olabileceğine dair cüret gösteriyorlar.
Klasisizm, Romantizm ve Realizm üzerine!

Bu üç akım, birbirini doğuracak bir süreci başlatacaktı. Her birisi sanat ve gerçek yaşamı şekillendirecek ama tarihle kol kola yürüyeceklerdi. Klasisizm aslında ilkel bir dürtüyü besler. Her manasıyla eski Latin edebiyatına ve yaşantısına ilgi duyar. Ancak bu akım, daha çok soylulara yönelik olduğundan çok fazla ilerlemeyecek. Klasisizm genellikle her devrim sonrası ortaya çıkan bir kurallar bütünü gibi sıkı sıkıya bağlı prensiplerden oluşuyordu. Ama yorgun Avrupa'nın ihtiyacı olan şey bu muydu?
Erdemlerimiz koşullara bağlıdır, zayıflıklarımızın sonucunda ortaya çıkmışlardır. Putların Alacakaranlığı)
-Friedrich Nietzsche
Klasisizm bir zorunluluktu ama hemen akabinde Romantizm doğacaktı. Romantizm aslında bir dışavurumdur, coşkuyla karışık bir ritimdir. Kurallardan, katı şeylerden her şeyiyle fazlasıyla uzaklaşmaktır. Klasisizm zümreye hitap ediyordu, Romantizm ise daha özgürlükçü ve çoğulcuydu. Romantizm uzunca bir süre etkisi altına alacaktı Avrupa'yı. Bana kalırsa Avrupa ve Amerika, zeytin dalı getirdiği yerlere savaşı da götürmeyi buradan öğrenmiş olsa gerek. Zira Romantik dönemlerinde olsalar dahi, Amerika'daki kan dökmeler, ve sömürgelerin en fazla çoğaldığı yıllardan bahsediyoruz.
Asıl bomba Realizm idi. Onu doğurtan sebep çok başkaydı. Elbette Romantizme tepki olarak çıkacaktı. Ama o dönemde Fransızlar, Rusların canına okuyordu. Şimdi o dönemlerden sonra Realizmin çıkması bize neyi gösterir? Zor yaşamlarda büyüyen Slav ve Rus halklar. En büyük Realist yazarların da Rusya'dan çıktığını varsayarsak bu bir tesadüf mü? Elbette olmayacaktı.
Nietzsche'nin bir ışık gibi cıvıldaması!

Nietzsche buradan sonra Avrupa'nın talihini en sert kırbaçlarla değiştirecekti. Çünkü kendisi romantik değildi, aslında onu tam manasıyla da realist olmakla suçlayamazdık. Belki de o bir Natüralist idi. Burada Nietzsche Avrupa'ya öyle sert sözlerle saldıracaktı ki, bunlardan nasibini de alacak olan esas itibariyle Hristiyanlık olacaktı. Ecce Homo'da kendisini tanıtan Nietzsche asıl olarak darbelerini Deccal adlı kitabında saklayacaktı. İnsanca pek İnsanca adlı kitabında insanların davranışlarını eleştirecek, Putların Alacakaranlığında ise, Yeni Putlar yaratmayacaktı, sadece varolanları kırmakla başlayacaktı işe. Ahlaki değerlerin Soyağacında ise, birazdan bahsedeceğiz bir Ahlak düşmanı olarak kılıcını esirgemeyecekti.
Nietzsche ve Ahlak!

Nietzsche'ye göre geleneksel bir ahlak yoktur. Olmamalıdır da.
"Adaletin gerçek sözü bu olurdu: ‘ve buradan çıkan sonuç, eşit olmayanları asla eşit yapmamaktır."
Nietzsche'nin aslında ahlaki vecizelerini karşılayan sözü budur. Eşitlik aslında eşit olmayanları asla eşit yapmamaktır. Çünkü eşitlik bunu gerektirirdi. Nietzsche'ye göre ise ahlak, zayıfların türküsüdür. Ahlak sana nerede nasıl davranman gerektiğini söyler. Oysa buna haddi yoktur. Eğer hümanist olarak birisine zararın yoksa, Ahlak sana ne karışabilir nerede nasıl davranman gerektiğine? Ahlak sana ideal prensipler dayatır, seni adeta bir heykel gibi dizayn eder. Nasıl olman gerektiğiyle ilgili tanımlamalara boğar. Nietzsche'ye göre bu koyun ve sürü olmaktan öteye geçemez. Ona göre ahlak, fenomenlerin yalnızca bir yorumlanışıdır. Özünde kişi kendi ahlakını yaratabilir.
"Ahlak küçük adamlar tarafından haczedilmiştir. Ahlakın ne demek olduğunu onlar bilir. İnsanlık en iyi ahlakla güdülür." (Deccal)
Nietzsche ve iyi insan olmak hakkında!

Nietzsche en çok iyi insanlara saldıracaktı. Özünde saldırmakta haklıydı da. Kendinden önceki Avrupa'da elinde dini kitaplarla tanrının sözcüsü olan kişilerin nasıl yozlaştığını gördükten sonra, "ben iyiyim" diyene karşı ölesiye nefret etmekten geri kalmayacaktı.
’…İyiler – onlar yaratamazlar: daima sonu
n başlangıcı olanlar onlardır. Ve bu dünyaya kara çalanlar ona ne kadar zarar verirlerse versinler, iyilerin verdiği zarar zararların en zararlısıdır…’ -Ecce Homo-
Rahibi düşünün, veya etrafınızdaki insanları düşünün. İyi olmakla, ahlakıyla, namusuyla övünen o insanları, o hayattan nefret eden insanları bir düşünün. Zengin insanları asla sevmezler. İsterler ki zengin olmasına rağmen gösterişsiz olsun. Eski araba, eski kıyafetler, sıradan karbon halk gibi davransın. Güzel birini gördüklerinde çılgına dönerler. O yakışıklı insan bir nebze kendini sevsin, ben güzelim desin, bak nasıl da köpürecek ve saldıracak, egoist olmakla suçlayacak, ve hatta dahası tevazu bekleyecek. İyi insanlar hep bir şeyler bekledi kötü(!) insanlardan. Kendileri gibi fakir, güzel olmayan birini gördüklerinde kötü olmakla suçladılar. Onları çarmıha gerdiler, toplumdan dışladılar.
Nietzsche ve Orta Çağ üzerine son dokunuşlar!

Orta Çağ Avrupa için karanlıktı, ama aydınlığı bulmak için geçmişlerine, özlerine bakmaları yeterli olacaktı. Karanlığı aydınlatmak için 1500 yıl beklemek zorunda kaldılar. Bu özünde korkunç. Ama karanlık 1500 yıl boyunca olmadı. Belki son 500 yılı karanlık geçecekti, ama bunu hazırlayan geçmiş 1000 yıl ona vazgeçme şansı verecekti. Ama bazen kader ile yok oluş el ele yürür. Orta Çağ yaşandı ve Avrupa'da devrimler peş peşe geldi. Ama bu yozlaşmayı yine de engellemiyordu. Nietzsche Avrupa'da hala ümit besleyen o son kırıntıları, son rahipleri, son ruhban sınıfını, son Hristiyanları, son iyi insanları son ahlaklıları da çarmıhta gererek son verecekti bu savaşa. Nietzsche, Orta Çağ Avrupası'nın karşısında duran Yeni Çağ idi. O karanlıktaki Kuzey Yıldızıydı. Burada okuyucuya tavsiyem, Orta Çağ karanlığını yaşayan Avrupa değil, aslında kim olduğunu gayet iyi biliyoruz. Sorun şu ki, bir daha Nietzsche gelmeyecek. Kurtuluş için kahraman bekleyen topluluklar yıkılıp gidecekler. Karanlık çökmeden önce, dakikalarca gün kızıla boyanır. Gölgeler ayyuka çıkar. Hayvanlar sessizleşir. Dili olan susar. İşte böyle sinsice yaklaşır. Artık karanlık olduğunda ise aydınlıktan söz edilemez, bir yıldız kadar ıraktır şimdi o size...
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer