Günümüzü iyi okumak için, günümüzü meydana getiren geçmişteki izleri takip etmemiz gerek. Friedrich Nietzsche'nin yangınını anlamak için ise, bu yangını kıvılcımlara dönüştürenleri tanımamız gerek. Bu yazıyı yazarken, şunu asla unutmayacağım:
Ben bir gün gideceğim, sizler bir gün gidecek ama bu yazı burada sonsuzlukla müjdelenecek.
''Deri değiştirmeyen yılan ölür. Düşünce değiştirmesine engel olunan kafalar da öyle.''
-Friedrich Nietzsche

Kıvılcımların Doğuşu: Başkaldırı!
14. Yüzyılın ilk yarısındayız. Bir eser kaleme alınmaya başlanacak ve bu eser kendinden sonraki tüm yangınların başlatıcısı olacak. Sizi kendileriyle tanıştırmama izin verin, kendileri bir ozan ve siyasetçi, Dante Alighieri...
Demokrasi: Avrupa, gerileme halinde bir alemdir. Demokrasi de devletin gerilemiş biçimidir.
-Friedrich Nietzsche
Nietzsche bu sözü neden söyledi? bu sözü söylemesini anlamak için, kendisinden yıllar öncesine gidiyoruz, Dante'nin İlahi Komedya'sına... Eser, İtalyan Edebiyatının en meşhur epik şiiridir. Eser 3 ana bölüme ayrılır: Cehennem, Araf ve Cennet. Bu üç bölümün en çok dikkat çeken kısmı, Cehennemdir. Çünkü burada Dante'nin gözünden kendi döneminde yaşamış olan Papazlardan, ozanlardan, tanınmış din adamlarına kadar birçok farklı karakteri görebileceğimiz yerdir. Orta Çağ Avrupası için konuşmak gerekirse, demokrasi demek Papa'nın dudaklarından dökülen kelimeler demekti. Çünkü burada Tanrı ile insan arasındaki Aracı din adamlarıydı. Kitaplar henüz çevrilmediği ve halka arz edilmediği için, aracı olan din adamların elindeki yetki muazzam ölçütte genişti. Nietzsche'nin burada eleştirdiği kesim ise yine bizim şu an bahsettiğimiz, Tanrı'nın demokrasisine sahip çıkan, ama halkı bezdiren Orta Çağ din adamlarıydı. Dante'nin bu eseri döneme göre aslında bir başkaldırıdır. Din adamlarının da yaptığı kötü şeylerden sonra cezalandırılmak amacıyla cehenneme atıldığı bir epik şiir, kıvılcımların ilk başlangıcıdır.

Şimdi ise kıvılcımın bir başka noktası... Tarihler, 1440'lı yıllar. İtalya'nın Floransa şehrindeyiz. Burada o döneme kadar ki en büyük edebi anlamda bir toplanma yaşanır. O dönemin Avrupalı aydınları burada toplanır ve aslında başlayacak olan başkaldırının ikinci aşaması ve en önemli aşaması burada gerçekleşir. İşe Latince eserleri çevirmekle başlarlar. Amaç, aklın dogmatikliği karşısında özlerine dönmek, yani geçmişlerine dönmektir. Fakat bu noktada her şeyi hızlandıran bir gelişme olur. Bir çağın açılıp, diğer çağın kapatılmasına vesile olan bir olay yaşanır: 1453 İstanbul'un Fethi.
Bu fetih, açıkça görülmüştür ki artık Avrupalılar, yüksek surların ardında güvende değiller. Açıkça görülmüştür ki, Haçlı seferleri ve Papa'nın emir otoritesi sarsıldı. Bu çöküş, onlar için hali hazırda yapmakta oldukları çalışmaları hızlandırdı.

Kıvılcımlardan, Yangınlara: Devrim!
1450 yılında Johannes Gutenberg ortağı Fus ile Almanya'nın Mainz şehrinde Avrupa'da Matbaayı uygulayan ilk kişi olmuştur. Peki neden önemli? çünkü dönem içerisine kadar kağıt kullanılmazken, çeşitli eşyalar vardı. İlkel olan taşlara yazılanlardan daha modern olan papirüs kağıtlarına kadar. Fakat bunların hiçbirisi Halkın dini kitaplara çabucak ulaşıp, okuma yazma etkinliğini arttırmasına olanak sağlamıyordu. Fakat matbaayı Avrupa için bulan bu adam, birçok olayın fitilini ateşleyecekti. 1516 yılında İncili Almancaya çeviren ve Ruhban sınıfının elinde koz olarak kullandığı İncil'i herkesin kendi diliyle okumasını sağlayan bu reform hareketi Kilise tarafından çok şiddetle karşı çıkıldı ve aforoz edildi. Matbaa ile birlikte dini eserlerin basımı hızlandı ve aydınlanma başladı. Reform, Rönesans ve Hümanizm ile birlikte bireyin özgürlüğü, akla dayanan ve birey bilinci oluşması sağlandı. Bu zamandan sonra Avrupa adeta yanacak, ve ruhban sınıfı aşağı indirilmek üzere toplumda devrimler başlanacaktı.

Ve son olarak Nietzsche'ye geçmeden önce 20.yüzyıla gideceğiz. Nietzsche'den bir yüzyıl sonrasına. Bu dönemde bir akım çıkar, bu akımın adı Fütürizmdir. Akımın başlıca genel ilkesi şuna dayanır: Geçmişteki estetik değerleri ve gelenekleri bütünüyle reddetmek! dünyanın geleceğinin makinelere dayanan bir sistemde var olacağını söyler. Bakınız, bu görüş Nietzsche'den 100 yıl sonrasına ait ve 1900'lü yılların başıdır. Peki bunu neden anlattım? çünkü bu fikri, 100 yıl önce dile getiren bir adama götüreceğim sizi, putları yıkan adama...

Avrupa'yı eleştirdi, yaktı, kül etti... nihayet küllerinden doğmasını sağladı: Friedrich Nietzsche!
Bizi bu modernlik hasta etti. Temel barışlar, korkak tavizler, modern Evet ve Hayır'ın bütün erdem kirliliği. Her şeyi ''kavradığı'' için her şeyi ''bağışlayan'' bu hoşgörü, bu geniş yüreklilik, bizim için bir çöl rüzgarıdır.
-Fridrich Nietzsche - Deccal
Nietzsche eserinin henüz ilk sayfasında burada yazdıkları bu satırlarla çok çarpıcı bir mesaj veriyordu. Hristiyanların deccal kavramını çok uzakta değil, kendi içsel anatomilerinde aramaları gerektiğini söylüyordu. İncil'de şöyle bir olay vardır. HZ İsa'nın şöyle bir sözü vardır: ''Sana tokat atana, diğer yanağını uzat!'' Nietzsche burada her bağışlayıcı olan bu geniş yürekliliği bir çöl rüzgarına benzetir. Çünkü bu davranış, Papa'dan veya din adamlarından <her şeyi kavradığı için> gelirse, vaftiz ile birlikte arınma kolaylığı sağlanan bu dinin yozlaşmışlığını işte böyle yüzlerine vuruyordu.

''Yeni putlar yaratmayacağım...''
Friedrich Nietzsche - Ecce Homo
Nietzsche, kendisini tanımlarken aslında bunu söylemesi çok çarpıcıdır. Çünkü Nietzsche'nin sözleri bir put değildir. Peki put nedir? Bizdeki Put kelimesinin karşılığı, İngilizce'de İdoldür. Nietzche burada modernizme çok ağır bir eleştiri getirirken, asıl eleştiriyi kinayeli bir şekilde kazığın sert kısmını din adamlarına yöneltir. Nietzsche Modernlik kavramına karşıdır çünkü bir şeyin modern olmasını sağlayacak vasıtanın, içgüdünün ve kaanatin olmayacağını savunur. Bizdeki anlamıyla: ''Kime göre neye göre'' göreceli olarak yaklaşır. Bu yüzden putlar yaratmayacağını, ve din adamları gibi tanrının dahil olabileceği şeylere kendilerinin burnunu sokup, putlarla insanların tapınmasını sağlamayacağını belirtir.

Kişi ne annesini, ne babasını , ne karısını ne de çocuğunu sever. Onların bizde uyandırdıkları hoş duygulardır sevdiği.
Friedrich Nietzsche - İnsanca Pek İnsanca
Nietzsche burada aslında en büyük put kırıcılığı gerçekleştirmiştir. Birazdan söyleyeceklerim sizi rahatsız edebilir, üzebilir. Ancak bu doğanın gerçekleri. Bizler, hiçbirimiz annemizi, babamızı ve eşlerimizi, çocuklarımızı sevmiyoruz. Sadece düşünün. Yeni doğmuş bir bebeğini seven anneyi düşünün. Çocuğu hiç tanımamış olmasına rağmen onu koruyan saklayan anneyi düşünün. Ondaki bu sevginin kaynağı nedir? işte Nietzsche bunu çok çarpıcı şekilde söylüyor. Biz o bebeği değil, onun bizde uyandırdığı hoş duyguları seviyoruz. Nedir bunlar? annelik sevinci, kendisinden bir parça olma durumu. Bir başka örnek, Nietzsche der ki: İnsan, arzuladıklarını(kişileri) değil, arzularını sever. Kişinin içindeki kendi iç dünyasındaki arzular, nedir bunlar? mesela bir saç, bir göz, tüm bu simetrik dokuları sever. Bu duyguların bir insanda ete kemiğe bürünmesi sadece bir vasıtadır. Dolayısıyla insanın öz benliği ego içinde doğar. İnsan ne karısını, ne sevgilisini, ne çocuğunu sever! o sadece onda bulduğu duygusal atmosferi, arzularını seviyor.

Günümüzde küçük insanlar efendi oldu: hepsi de boyun eğmeyi ve alçakgönüllülüğü ve kurnazlığı ve çalışkanlığı ve gözetmeyi ve bunlar gibi bir sürü küçük erdemi vaaz ediyorlar.
Başkalarının insafına kalmış bir bilge olmaktansa, kendi başına bir deli olmak daha iyi.
-Friedrich Nietzsche - Böyle Buyurdu Zerdüşt
Nietzsche şöyle der: ''Her zaman yere değer dizleri, erdemi övmeye açıktır elleri, ama erdemden bihaberdir yürekleri!'' Nietzsche toplumda gördüğü en aşağılık insanların, erdemi ve ahlakı övenler olduğunu söyler. Ona göre ahlak, sürü hayvanın içgüdüsüdür. Geleceğin insanı, kendisini -geleneksel- ahlak buyruklarından kurtaran kişidir. Çünkü bize nerede ve ne yapacağımızı söyleyen, bütünsel ahlakın, babadan oğula, kıza geçen bu geleneksel içgüdüsel ahlakın zamandan bağımsız olduğunu bilir. Buradaki geleneksel tanımı çok önemlidir. Çünkü siz babanızdan ve annenizden ne gördüyseniz, anneniz babanız da sizden onu yapmanızı bekler. Bu devinim, sağlıksızdır çünkü nereden bilebilirsiniz ki anneniz ile babanızın yaptıklarının doğru olduğunu? bu etik olmayan davranışlardır. Ve en çok namus, ahlak şövalyeliği yapanların en namussuz olduklarını söyler.

İyiler, kendi erdemini kendisi bulan kişiyi çarmıha germek zorundadırlar.
Çarmıha gererler yeni değerleri, yeni levhalar yazanı, kendilerine kurban ederler geleceği-çarmıha gererler tüm insanlığın geleceğini!
Neden böyle yumuşak, bu kadar uysalsınız, neden her şeye bu kadar razısınız? neden bu kadar inkar ve reddediş var yüreklerinizde?
Friedrich Nietzsche - Böyle Buyurdu Zerdüşt
Hatırladınız mı Aforoz edilen Luther'i? neden Aforoz edildiğini? topluma yeni şeyler getiren insanı, nasıl da aforoz ettiklerini? yeni değerler yaratan insanları nasıl da alaşağı ettiklerini? günümüzde peki farkında değil misiniz? kendi seçimlerinden dolayı, kimseye zararı dokunmadığı halde yargılanan, kendi erdemini bulduğu için taşlanan insanları, dışlanan insanları, görmüyor musunuz?

Nietzsche ve Üst insan
Gelelim sona, en sona... tıpkı Üst insanın yerinin olduğu yer gibi. Değerli dostlarım, yeni değerler yaratmak istiyorsanız önce yıkıcı ve sarsıcı olmalısınız. Nietzsche böyle öğütlüyor. Nietzsche,-İnsan aşılması gereken bir şeydir, der. Nedir peki aşılması gereken? toplumun ahlak ve erdem, geleneksel içgüdülerinden, bizi taşlayan insanlardan, dogmatik sorgulamalardan, geleneğin her türlüsünden kaçmalıyız. Çünkü gelenek, yeni şeyler yaratan insanı sevmez. Çünkü gelenek, geçmişin kuklası altındadır. Bizler geleceği yaratacaksak, önce yıkıcı olmalıyız. Kendimize karşı işleyeceğimiz en güzel iyilik, kendimizi son kez fethedişimiz olmalıdır. Ve şöyle der Nietzsche:
Herkese hak ettiği değeri vermelisin.
Gidene kal dememelisin.
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek soylulara yaraşır.
Hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer verme.
Sonunda eğersiz sen olursun yoksa.
Düşün, kim üzebilir seni, senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır, sen izin vermezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...

Değerli arkadaşlar, daha çok şey yazmak isterdim. Nietzsche benim kimliğim, benim kurtarıcım, benim yol göstericim. Fakat gerek konuyu dağıtmamak, ve sizleri sıkmamak adına burada bitiriyorum. Bu yazı umarım bir insanların hayatını değiştirir. Okuduğum sayısız makale ve burada olan ve olmayan kitaplarla, hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar