İnsan en çok hangi suskunluğun içinde kaybolur; affedemediğinin mi, anlatamadığının mı?

O, kelimelerin yetmediği yerde yaşıyordu.
Her sabah aynaya baktığında, gözlerinin derinliklerinde saklı kalan hikâyeler vardı; kimseye anlatamadığı, kimsenin duymaya cesaret edemediği.
İçinde bir fırtına vardı ama dışarıya sadece sakin bir deniz gibi görünüyordu.
Çünkü o, suskunluğun kıyısındaydı,
dilin ucundaki kelimeler, boğazında düğümlenen sesler, yutkunmalarla bastırılmış haykırışlardı.

Her gece, yalnızlığıyla baş başa kaldığında, yastığının soğukluğunda yankılanan o kelimeler vardı;
“Gitme.” “Kal.” “Seni özledim.”
Ama onları söylemektense, sessizliği seçti;
çünkü bazen en büyük cesaret, susmaktı.

İnsan en çok hangi suskunluğun içinde kaybolur; affedemediğinin mi, anlatamadığının mı?
İnsan en çok hangi suskunluğun içinde kaybolur; affedemediğinin mi, anlatamadığının mı?
Cevapla