İnsanın kendisine yabancılaşması başlığı akla önce kötümser şeyleri getiriyor nedense. Muhtemelen herkes kendisini bir zamanlar mutlu ve her yönüyle simdi olduklarından daha iyi, daha kaliteli, daha bilgili, daha farkında, daha coşkulu olarak varsayıyor ve derin bir ozlemle o halini arıyor. Çocukluk dönemlerimiz dışında (çocukluğunu bile yaşamamış yığınla insan var) ben böyle zamanlarımızın olduğunu pek sanmıyorum fakat yine de kendisi ile ilgili böyle bir varsayımda bulunanın histeri nöbetlerine saygı duyuyorum. Fakat bu durumu ajite edip içi boş bir dramayla bakmaktansa insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin doğası gereği olması gereken, hatta olması zorunluluk olan bir gerçeklik algısıyla bakılması gerekiyor. Nitekim insanın kendisine yabancılaşması kendisiyle kurduğu ilişkinin bir zorunluğu olmasaydı ne mızrağı yapabilirdi ne de daha da yabancılaştıktan sonra fotoğraf makinesini. Ne şartlara uyum sağlayabilen biri olurdu ne hayatta kalabilen biri. Ne düştüğünde yeniden ayağa kalkabilen biri olurdu ne uğruna mücadele edebileceği hedefleri, hayalleri, hırsları.
İnsanın kendisine yabancılaşması iyidir. Olması gerekendir. Eğer başta bahsettiğim gibi ajite ve içi boş bor dramanın aktörü olarak kendinize acıklı bir roman karakteri yazmak, iç yakan bir ağıtın öznesi olarak kendinizi hayal etmek hoşunuza gidiyor ve bu sayede kendinize yabancılaşmaktan kaçamadığınız, çoğunluğu başarısızlıklarla dolu süreci aklayıp anlamlandırmaksa dileğiniz; şimdi özlediğiniz eski kendiniz iyi, güçlü, sağlam ve emin biri olsaydı zaten herhangi biri, herhangi bir şey, herhangi bir yaşanmışlığın sizi kendinize yabancılastirmaya gücü yetmezdi diyerek kucağınıza bombayı bırakıyorum.
Ben kendine yabancılaşmanın daha çok kendini bilmemekle, tanımamakla ilişkilendiriyorum. Aalılan varlığının ya da değişiminin farkında olamamak ya da olmak istememekte olabilir. Bunun olması gereken şey olduğunu düşünmüyorum.
Kendisini bilmeyen, tanımayan, dolayısıyla anlamlandiramayan biri için hangi noktayı referans alarak bir yabancılaşmadan ve bunun fark edilir olmasından bahsediyorsunuz peki?
Belki hayatında ve kendinde olan gelişmelerle gelen değişimle olabilir. Öncesinde verilmeyen kararların artık verilmesiyle… Bu değişimin bilinçli mi bilinçsiz mi geliştiğiyle alakalı aslında farkında olan değişim kişiyi kendinden uzaklaştırmaz ama farkında olmadığında artık kişi kendini biliyor mudur emin değilim.
Farkında olmadığını referans alacaksak; bu, yabancılaşmak değil bilakis tanışmak olur. Farkinda olduğunu referans alacaksak; bu, mevcutta olduğu halin kendisi lehine yeterince verimli olmadığını yaşadığı hayat, sürdürdüğü ilişkiler, aldığı kararlar, bulunduğu tercihler neticesinde fark edilişidir. Gönüllü veya zoraki fark etmeksizin, acılı veya acısız hayatın kendisine dayattığı “değiş ve geliş” ikazının algılanmasıdır.
Sonraki kendinizi eğer tarif edebiliyor, olmak ve ulaşmak istediğiniz ideal kimliği anlamlandırabiliyorsanız bu şu an ki olduğunuz kişinin içinde bulunduğunuz durum, şart, zaman, yaşanmışlıklar silsilesi, etkilenme eşiği, karar alma ve uygulama yetisi gibi niteliklerinin edinilmiş öğrenmeyle geliserek değişmesi gerektiğinin öz bilincinizde uyandırdığı ızdıraptır. Değişen zaman ve koşulların değiştirdiği gerçekliklere adaptasyon için artık sizi bugün ki olduğunuz kişiye başarıyla taşımış kabuğunuzu atmanız gerektiğini biliyorsunuz demektir. Sancılı olabilir ancak eğer kabuğunuzu değiştirmeye yönelik bir irade ortaya koyamazsınız daha ileriye gidemeyeceğiniz gibi şimdiye kadar kat ettiğiniz yola da yazık etmiş olursunuz
Kendimizi bilmek, derin denizlerde yüzmek gibidir; yüzeydeki dalgalar, altındaki sırların yalnızca bir yansımasıdır. İç dünyama dalmak, bazen karanlık bir suya dalmak gibi gelir. Kimi zaman korkutucu, kimi zaman da büyüleyici. Düşüncelerim, bir labirentte kaybolmuş gibi; her köşe, her dönemeç yeni bir keşif sunar.
Kendime yabancılaşmanın eşiğinde dururken, içsel bir yolculuğun kapılarını aralıyorum. Düşüncelerim, ruhumun derinliklerine inen bir yolcu gibi, karanlık sulara cesaretle dalıyor. Her düşünce, bir ayna tutuyor; kendimle yüzleşmem için beni zorluyor. Kimi zaman bu yüzleşmeler acı verici, kimi zaman ise özgürleştirici.
Belki de kendimizi bilmek, içsel huzurumuzun anahtarıdır. Her derin nefes, her içe dönüş, bize kim olduğumuzu hatırlatır. Kendim hakkında düşündükçe, içimde bir evrensellik hissi uyanıyor; herkesin hissettiği, ama çoğu zaman dile getirilemeyen o derin bağlılık.
İç dünyama dalmak, yalnızca kendimle değil, aynı zamanda evrenle de bir bağ kurmamı sağlıyor. Kendime yabancılaşmak, belki de kendimi yeniden keşfetmek için bir fırsat. Her düşünce, her sorgulama, beni daha derin bir anlayışa götürüyor; bu yolculukta kaybolmak, aslında kendimi bulmak demek.