Tam olarak içine kapanık biri olmasamda yabancı ortamlarda got gibi kalan birisiydim. Garsondan su isteyemez, yanlış gelen siparişime bile ses etmez; geleni yer kalkar giderdim. Haklılığımı bile savunamazdım. Garsondan hesap istediğimde duymazsa rezil olurum diye hesabı ödemek için hep kasaya gidiyordum.
Okulda hiç kimsenin bilemediği soruları çözdüğüm zamanlar olduğunda bile elimi kaldırıp cevap veremezdim. İstediğim bir şey olmadığında bir daha asla tekrar isteyemezdim. Hep birilerinin tercihlerini yaşadım.
Samimi olduğum, tanıdığım insanların arasında gayet rahat hareket ederken ve dahi insanları gülmekten kırıp geçirirken ortama yabancı biri girse hemen süt dökmüş kedi gibi bir kenara pusar çıtımı bile çıkarmadan akıllı-uslu bir çocuk gibi otururdum yerimde. Hani biraz daha o şekilde otursam, Şirinleri bile görebilirdim. Flushing vardı, yaptığım espri bile beklediğimden fazla beğeni alsa utanır, kızarırdım, yüzüm pancar gibi olur; avuçlarım terlerdi.
Beyaz tenli birinin saniyeler içinde kıpkırmızı olduğunu düşünün. İşte tam da o düşündüğünüz şey.
Bu durum iş hayatımda da bir süre böyle gitti. Beni kendi halime bıraksalar sabahlara kadar çalışırdım ama işin içine başka insanlar dahil olduğunda sığırın tekine dönüyordum. Oysa işim, insanların benim ürünümü kullanmaları için onları ikna etmekti. Düşünün bu yapıda bir insan ne derece başarılı olabilir böylesi bir işte. Olmayacak işler, sorumluluklar yüklenmesine rağmen hiçbir zaman bu iş benim işim değil diyemedim.
Birgün,
Bir insanla tanıştım. Bölüm amirimdi kendisi. Direktörümüz. Hayatımı değiştiren 3. kadın... İşler bu kadar ters giderken beni merkeze çektiler. Bu konuda birkaç girişimde bulunmuştum ama bence başarısız olmuş bir girişimdi. Merkeze çektiler beni ve bu insan artık yeni amirimdi. Kül kedisini prensese çeviren perinin sihirli değneği gibi dokundu hayatıma.
Birlikte çalışmaya başladıktan neden sonra beni elinde kağıtlarla odasına geçerken beni odasına çağırdı ve neden böyle kapanık olduğumu sordu. Dedim ya flushing vardı bende, elim yüzüm kızarır kitlenir kalırdım, yine öyle oldum. Zar zor, "yanlış bir şey yapmak istemiyorum" diyebildim.
Ardından ikinci soruyu sordu bana:
Yanlış Bir Şey Yaparsan Ne Olacağından Korkuyorsun?
Tıpkı filmlerdeki sahneler gibi oldu. Kafamda yıldırımlar çakmaya, gök gürlemeye başladı. Görüş alanım küçülüp karardı. Uzay boşluğundaki karadeliklerin içinde kayboluyormuşum gibi hissetim kendimi.Beynim zonkluyordu. Yanlış bir şey ne olacağından korkuyordum ki gerçekten. Yani garsondan su istesem ne yapardı bana, ya da bu sipariş benim değil desem ne olurdu? Soruya verdiğim cevap yanlış olsa ne olurdu? İstediğim şey için diretsem ne olurdu? Ortama yeni gelen yabancıya _dün gibi aklımdadır_ o an aklımdan geçen “Selam yabancı biz dostuz” desem ne olurdu? Bu benim işim değil desem bölge müdürüne ne yapabilirdi bana!
Ben düşünürken bunları, ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum. Belki 3 dakika 15 saniye, belki yıllar yıllar geçti. Ellerimin vıcık vıcık terlediğini, yüzümün pancar gibi olduğunu hissedebiliyordum sadece. Zaman algım kaybolmuştu. Yanlış bir şey söylemekten korkuyordum, çünkü doğru ya da yanlış ne söylersem söyleyeyim beğenilmemekten, eleştirilmekten korkuyordum.
Bunu fark ettiğimde 27 yaşımdaydım. 27 yıl boyunca ailem dahil bu soruyu bana soran hiç kimse olmamıştı. Boşa geçmiş bir 27 sene.
Sanırım içimde yaşadığım çatışmaları fark etmişti ki direktörüm, hiçbir şeye zorlamadı o an beni. Neden sonra, rengimin normale dönmesinden olsa gerek konuşmaya devam etti.
Hazırladığın projelere, çıkarttığın işlere, raporlara bakıyorum, sorunlara getirdiğin çözümlere bakıyorum, hepsi gayet güzel iş görür şeyler, toplantılarda bunlardan hiç bahsetmiyorsun, hatta hiç konuşmuyorsun. Bununla birlikte samimi olduğun arkadaşlarınla kurduğun diyaloğa şekline bakıyorum, çok muazzam bir enerji yayıyorsun. Kendine bir güvenlik duvarı örmüşsün içeriye birisi girdiğinde hemen gizli bölmene saklanıyorsun. Diye anlattı da anlattı.
Bu konuşmayı yapmadan önce arkadaşlarımla görüşüp yöneticilik yaptığım internet sitelerini, mizah dergilerinde takma adla gönderdiğim yazılara kadar bulmuş. Önceki görevimde bölge müdürüne e-posta ile gönderdiğim tüm mailleri çıkartmış, önüme koydu ve devam etti. Uzun süredir bu işin içindeyim ve benim bile aklıma gelmeyecek gayet güzel düşüncelerin var. Bu mailerin bana ulaştırıldığından beri takip ediyorduz seni. Bunlar, şirket için fark yaratacak şeyler, farkında mısın! Neden hayata geçirmedin? diye sordu.
Bilmem farkında değilim, diyebildim.
Bence dedi. Sen sadece bu hazırladığın şeylerin değil kendinin bile farkında değilsin. Bana söylediğin gibi yanlış yapmaktan korktuğun için hiçbir şey yapmıyorsun. Yanlış bir şey yaparsan ne olacağından korkuyorsun Glosso? Diye aynı soruyu yine sordu.
Sonra bana beni anlatmaya başladı. Burada anlatmaya gerek olmayan 38 dakikalık kesintisiz bir konuşma yaptı, Yok efendim şöyle iyiymişim de, böyle harikaymışım da ama pısrığın tekiymişsin diyebilmek için kıvırdı da kıvırdı. Bir önceki görevimde gerekli performansı göstermediğim için işten çıkartılacağıma itiraz edip kendi kadrosuna aldırdığını bunun için kendisine borçlu olduğumu söyleyerek bir takım ev ödevleri verdi bana.
Öncelikle, ayna karşısında sesli kitap okumam gerekiyordu. Tabi sadece kitap okumayla sınırlı değildi, şarkı söyleyip, kahkaya atıp hatta ayna karşısında yemek yedim. cılız, pısırık konuşma üslubumdan kurtulup kendinden emin şekilde tonlamalarla etkili şekilde konuşabilmek ve mimiklerimi kullanabilmek için. O daha kibar ve motive edici cümleler kurdu ama işin özü buydu. .

İlk başlarda ayna karşısında kendime tahammül etmek çok zordu ama zamanla kendi yüzümü tanıdım, sonra başka yüzlerin altındakı anlamları da tanımaya başladım.
Diğer ödev, bir film izleyip buradaki kişilerin isimleri ve olayların akış sırasını, yan oyuncular ve figüranlara kadar filmi izlememiş birilerine, birini bulamazsam gelip kendisine anlatmam gerekiyordu. Yazarken sağladığım kurgusal bütünlüğü konuşurken de sağlayabilmek için. Konuşurken saçmalıyormuşum ya ben anaa o kadar mı kötüymüşüm.
İlgi alanım olan bir konu üzerinde 5 dakikalık bir sunum hazırlamamı istedi, sunumu direktöre yapacaktım. Yalnız bilmediğim bir sürpriz vardı. Sunuma başladığımda toplantı odasında kamera vardı. Çok dehşet verici bir şeydi. Sunumu nasıl tamamladığımı hatırlamıyorum bile. Sonra hiçbir şekilde yorum yapmadan kendi yaptığım sunumumu bana izletti.
Akabinde aynı sunumu yine kayda alarak tekrar yapmamı istedi ve bunu tüm gün sürdürdük. Artık rahatlamıştım, sunumu yaparken espriler bile yapıyordum ve ilk seferde kekeleyerek 3 dakika 23 saniyede bitirdiğim sunumu, slaytlara hiç bakmadan anlattığım anekdotlarla, örneklerle, benzetmelerle 14 dakika 52 saniyede bitirmiştim.
İnsanlara nasıl yaklaşmam gerektiği ile ilgili olarak bana beden dilini ve yüz okumanın tüyolarını öğretti. Kişisel gelişimle ilgili bir düzine seçmece kitap aldırttı ve bunların hepsi yabancı dildeydi. Sebebini sonradan anladım ve daha burada yazmadığım bir sürü ödev daha…
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar