Gölgelerin içindeki silüetin fısıldadığı sözlerin ardından uzun bir süre yerinden kıpırdayamadı. Zihninde yankılanıp duran tek şey “Artık sen değilim, ben seni devraldım” cümlesiydi. Neden sonra bir anda tüm dünya sessizliğe büründü gibi oldu. Farkındalığı yüksek bir insandı; artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, bunu hissetmişti. Zihniyle olan bağının yavaşça çözüldüğü gözlerinin önünde film sahnesi gibi canlanmıştı. Soyutluk ile somutluk artık birbirine karışıyordu. Aynı günün sabahında yüzünü yıkamaya gittiğinde sakalında beyazlamış kıllar gördü. Tam hatırlayamıyordu ama beyazlamış kıllar nedense sakalının sadece sol tarafındaydı. “Ah, lanet kabuslar!” diye geçirdi içinden. Bu şekilde devam ettiği takdirde daha fazla beyazla yüz yüze kalacağı gerçeği aşikardı.

Uykusuz geceler yine başlamıştı. Zihninin oyunlar oynadığı düşüncesiyle boğuşurken ellerinin ve ayaklarının istemsizce havalandığını ve tekrar düştüğünü fark etti. Kapıları kilitlemiş, üstüne ince bir pike örtmüştü ama şimdi kapıları kilitlemenin kendini içeri hapsetmekten öteye gidemediğini düşünüyordu. Bir anda yine odada yalnız olmadığını ve bir varlığın onu izlediği hissine kapıldı. İçi ürpermişti ama sakin kalmaya çalışıyordu. Oda buz gibiydi, doğruldu fakat alnının terlediğini fark etti. ‘’Kim var orada?’’ cümlesi istemsizce döküldü dudaklarından. Karşılık almayı beklemiyordu fakat ‘’Seni görüyorum, buradayım! Ben senim ama sen, sen değilsin!’’ sözlerinin fısıltıyla karışık kulaklarında çınladığını duydu. Bu fısıltı ense köküne üflenen bir nefesle birlikte işitilmişti.

Kanının vücudundan çekildiğini hissediyor ama sadece aklının bir oyunu olduğunu düşünmeye çalışıyor, korkudan ölecekmiş gibi hissetmesine rağmen tepkisiz kalıyordu. Ardına dönmeye cesaret edemiyordu. Artık ne olacaksa olsun diye düşünerek aniden arkasına baktı ama hiçbir şey yoktu. Duvara bir yumruk atıp kendini tokatladı. ‘’Kendine gel! Bu evde senden başka hiç kimse yok. Sadece çok uykusuzsun ve sanrılar görüyorsun’’ dedi. Yine cevap beklemeden kurduğu patavatsızca bir cümleye ‘’ Ben sanrı değilim. Ben hayal de değilim. Ben, sen olmadığın kadar senim. Gözüm üstünde!’’ uğultusunu duydu. Sabaha kadar uyuyamayacaktı. Olduğu yerden kıpırdamak istemiyordu ama ayaklanıp hareket etmesi gerektiğini düşündü. Yerinden kalktı. Kapının kilidini açtığında sanki özgürlüğe adım atmış gibi hissetti. Mutfağa girdi. Yine sıradan bir atak geçirdiğini düşündü. Anason çayını demledi. İçmişti gerçi ama yapacak daha iyi bir şey bulamıyordu.

Sabah olunca elini yüzünü yıkamak için tekrar aynanın karşısında buldu kendini. Kendiyle göz göze geldiğinde yansımasının kendisiyle göz göze gelmesi tüylerini diken diken etmeye yetti. Dudakları birbirine mühürlenmişti ama yansımasının dudakları hareket ediyor, sürekli aynı şeyi tekrar ediyor gibiydi. Hem korkuyor hem de anlamaya çalışıyordu. Anlayabildiği tek şey ‘’Uyanık kal, çünkü artık uyumak senin için güvenli değil!’’ cümleleriydi. Bu sözler adamın içini titretti. Günlerdir uykusuzdu, ama bu uykusuzluk sadece yorgunluktan değil, bir şeylerin onu bilinçli tutma çabasındandı. Eğer uyursa... bir şeylerin kontrolü tamamen kaybolacakmış gibi hissediyordu.

Gece olduğunda yine o eski şarkıyı dinlerken ışıklar titremeye başladı. Müzik kesilmedi ama odadaki her şey bir anda karardı. Gölgeler yine hareketlendi ve o karanlık bu sefer tam karşısındaydı. Adam, bu kez çığlık atmayı denemedi. Çünkü biliyordu ki artık gerçeklik ona ait değildi. Karaltı, onun gözüne bakarak yine fısıldadı: “Artık sen değilim, ama ben hep buradayım.”
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer